Modern insanın en büyük yanılgısı şudur:
Yorulduğunu sanır, oysa tükenmiştir.
Ve bu tükenişi kader zanneder.
Hâlbuki her yorgunluk alın yazısı değildir; çoğu, yanlış kapılarda beklemenin bedelidir.
İnsan üç kapıda beklerse erir:
Aptala nasihat kapısı,
cahile izahat kapısı,
iki yüzlüye sadakat kapısı.
Bu kapıların ardında ne hakikat vardır ne ilerleme. Sadece zamanın, iradenin ve ruhun sessizce çürümesi vardır.
Bugün insanın omuzları çökmüşse, dizleri titriyorsa, sesi kısılmışsa bunun sebebi çok çalışması değil; yanlış insanlara harcanmış bir ömürdür. Herkesi kurtarmaya soyunan, sonunda kendini kaybeder. Çünkü kurtarıcılık, bilgelik değil; çoğu zaman gizli bir kibirdir.
Hakikatin en sert yüzü şudur:
Herkes kurtarılmaya layık değildir.
Herkes anlamaya muktedir değildir.
Herkes sadakati taşıyacak bir omurgaya sahip değildir.
Bunu söylemek acımasızlık değil, adalettir.
Bizim kültürümüz, merhameti ölçüsüz bir dağıtım sanma hatasına düşmüştür. Oysa merhamet, her kapıyı çalmak değil; doğru kapıyı bulmaktır. Sözünü, anlayana söylemeyen kişi hikmet sahibi değildir; sadece gürültücüdür. Enerjisini, hak etmeyene veren kişi cömert değil; savurgandır.
Sadakat ise en ağır imtihandır. Sadakat, aynaya bakabilene sunulur. Yüzünü saklayanla yol yürünmez; gölgesi bile güven vermez. İki yüzlüye verilen sadakat, insanı yavaş yavaş içinden kemiren bir zehirdir. İçilir, içilir; sonra “neden bu kadar yorgunum?” diye sorulur.
Bugünün insanı çok konuşuyor ama az düşünüyor. Herkese yetişmeye çalışıyor ama kendine uğramıyor. Her tartışmaya giriyor ama hiçbir muhasebeden çıkmıyor. Sonra da bu dağınık ruh hâlini “hayat zor” diyerek meşrulaştırıyor.
Hayat zor değildir.
Yanlış tercihler zordur.
Bir aptala nasihat verirken harcanan saat, bir cahile izahat ederken tüketilen ömür, bir ikiyüzlüye sadakat sunarken çürüyen vicdan… İşte insanı asıl yoran budur.
Bilgelik; susulacak yeri, konuşulacak kişiyi ve terk edilecek masayı bilmektir. Her masada bulunmak, sofra adabı değildir; şahsiyet zaafıdır.
Bugün en büyük ihtiyaç, daha fazla bilgi değil; daha sağlam bir seçiciliktir. Kime konuşacağını bilen, neye susacağını da bilir. Kime sadık olacağını bilen, kimden uzak duracağını da sezgisiyle tartar.
Yorulmak kader değildir.
Yorulmak, çoğu zaman ısrarın yanlış adresidir.
İnsan bazen durmalı.
Bazen geri çekilmeli.
Bazen “bu yük bana ait değil” diyebilmelidir.
Çünkü her yük, omuz taşımaz.
Bazı yükler ruhu ezer.
Ve insan, kendini kaybettiği hiçbir kurtarma çabasından galip çıkamaz.
Hakikati arayan, önce kendini korumayı öğrenmelidir.
Aksi hâlde, kurtardığını sandığı herkesin altında kalır.
Aydın Mertayak



















