Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
19 ŞUBAT Perşembe 04:29

Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı

Aydın MERTAYAK
Aydın MERTAYAK
Giriş Tarihi : 11-03-2025 21:26

Ramazan ayı… Kimileri için bir ibadet mevsimi, kimileri için sosyal dayanışmanın sembolü, kimileri içinse nefsini terbiye etme fırsatı. Ama bir de bu ayı gösterişe, riyaya ve mide festivallerine çevirenler var. İşte onlar için Ramazan, sadece sosyal medya vitrininde sergilenen bir gösteri.

Mukaddes bir zaman dilimindeyiz… Sofralar kuruluyor, tabaklar dolup taşıyor; sahurlar, iftarlar, ziyafetler birbirini kovalıyor. Lakin bir soru var ki cevabı pek azımızda saklı: Ramazan sadece aç kalmaktan mı ibaret? Yoksa asıl maksat, açın hâlinden anlamak mıydı?

Bir zamanlar yoksulun kapısına gün doğmadan erzak bırakan ecdadın torunları, bugün yardım ederken bile merhameti gösterişin süsü hâline getirdi. Eskiden veren el, alan eli bilmezdi; şimdi ise veren el, kameraya poz vermeden sadakasını vermez oldu. Hayırseverlik, sosyal medya vitrinine konan bir malzeme; infak, beğeni toplama yarışına dönüştü.

Ramazan, insanın nefsini terbiye ettiği, gözünü, dilini, gönlünü temizlediği bir aydır. Peki, ne oldu da bu mübarek ay sofralarda gösterişe, midelerde oburluğa, yardımlarda riyakârlığa mahkûm edildi? Açlıkla imtihan edilirken daha fazla kilo alan bir toplum hâline nasıl geldik?

Bir Ramazan akşamı rahmetli Musa dedem, iftar sofrasına bir yoksul getiremedi diye gözyaşı dökerdi. "Bugün Rabbim beni bu rızıktan bir fakirle buluşturmadıysa bunda benim bir kusurum var." derdi. Bugün kaçımız, iftar soframızda bir ihtiyaç sahibi olmadan boğazımızdan geçen lokmaya içimiz yanarak bakabiliyoruz? Kaçımız soframızda bir yoksulu misafir edip onunla oruç açıyoruz? Ne yazık ki iftar sofraları, akrabalarımız ve dostlarımızla yemek şölenlerine dönüştü.

Komşunun aç yattığı bir şehirde en büyük açlık, tokların vicdan açlığıdır. Rahmetli babaannem, etli bir kap yemek pişirdiğinde komşunun habersiz kalmasından hicap duyardı. Onun gönlünü incitmeden abimi gönderir, “Babaannemin canı erik istedi.” –aslında hiç sevmezdi– “Ağacınızdan bir kap erik verebilir misiniz?” diyerek kapısını çaldırırdı. Komşudan aldığı bir kap eriği boşaltır, içine pişirdiği etli yemekten koyar, geri gönderirdi. Bugün kaçımızın aklına komşunun sofrasını düşünmek gelir?

Dillerde hep aynı cümle: “Ramazan’da açın hâlinden anlıyoruz.” Lakin Ramazan bittiğinde o açları unutan kim? Yılın bir ayı "fakir" edebiyatı yapıp on bir ay sefahat içinde geçirmek nasıl bir insaf ölçüsüdür? Oruç tutarak açın hâlini anlayan, Ramazan’dan sonra da onu doyurmanın yoluna bakmaz mı? Fakiri doyurmak, ona sadaka vermekle mi olur, yoksa iş ve aş sahibi yapmakla mı?

Fatih Sultan Mehmet Han, yaptırdığı Fatih vakfiyesi aracılığıyla sabah ezanından önce ihtiyaç sahiplerinin kapısına erzak bıraktırır, onların minnet duygusuna mahkûm olmalarına müsaade etmezdi. Zira esas iyilik, insanın izzetini koruyarak yapılan iyiliktir. Bugün ise "yardım" adı altında kameralar önünde fakirin haysiyeti çiğneniyor. Aç bir çocuğun yüzüne tutulmuş bir objektif, hangi vicdana sığar?

Hâsılıkelâm, Ramazan ruhları arındırma ayıdır; gövdeyi besleme değil! Bu ay, zenginin fakiri bir sofrada ağırlayıp vicdanını rahatlatması için değil, adil bir düzen kurmak için vardır. Yoksa her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan’ın ruhunu anlamadan, gösterişli iftarlarla günahlarımızı affettirme yarışına devam edeceğiz.

Allah hepimize akıl, izan ve güzel ahlâk nasip etsin.

Vesselâm.
Aydın Mertayak

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Yağmurda Süpürülen Düşünce “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı Yorulmak Ayağa Kalkılan Şey Kendi Sapına Eğilen Çiçek Korkuluk ve Çocuk Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” Gökyüzüne Bakan Çocuklar ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma Körle Sağırın Dünyası Ruhun Bahçıvanlığı Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli Hadsizliğin Zifiri Noktası Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. Gençliğin Hesabı Sanal Sevaplar Derneği Kötülükten Kahkaha Çıkarmak Öksürmeden Lokma Düşmez! Sorumluluk Üstüne Bir Şamata Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" Karakter mi, Terbiye mi? Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik Hayatı Ucuza Yaşamak Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? Yaşamın ve Gülmenin Devrimi Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı