Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
17 MART Salı 09:47

“Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı”

Aydın MERTAYAK
Aydın MERTAYAK
Giriş Tarihi : 04-02-2026 22:40

Dünyada şeytanın işi her geçen gün zorlaşıyor. Eskiden işi basitti: Bir kulağa fısıldar, bir gönlü kaydırır, bir vicdanı dürterdi. Şimdi bakıyor ki insanların çoğu, fısıltıya gerek kalmadan kendi kendine ilerliyor. Hatta bazıları, şeytana akıl verecek noktaya gelmiş.

Ama son zamanlarda fark ettim ki şeytan da rahat değil. Epstein Adası rezaleti; küçük yaştaki çocuklara istismar, öldürülmeleri, organlarının çalınması gibi insanın midesini bulandıracak seviyeye çıkan olaylar, şeytanı işsiz bırakmakla kalmıyor; üstüne bir de utanmazca onu suçluyorlar. Hâlbuki bazı işler vardır ki şeytan bile “Ben orada yoktum” diye tutanak tutturur.

Eskiden kötülük bireyseldi. Şimdi toplu hâlde yapılıyor. Eskiden günah gizlenirdi, şimdi gerekçelendiriliyor. Eskiden utanılırdı, şimdi savunma metni hazırlanıyor.

Birisi haksızlık yapıyor, sorulunca cevap hazır:

“Şartlar öyleydi.”

Şartlar şaşkın.

Bir başkası yalan söylüyor, ortaya çıkınca diyor ki:

“Herkes yapıyor.”

Herkes itiraz ediyor ama nafile.

Bir diğeri başkasının hakkını alıyor, sonra gözlerini göğe çevirip fısıldıyor:

“Ne yapayım, kader.”

Kader omuz silkerek uzaklaşıyor.

Biz şeytanı tembellikle suçlamaya başladık. Eskiden şeytan gece gündüz çalışırdı. Şimdi insanlar kendi başlarına öyle yaratıcı kötülükler icat ediyorlar ki, şeytan CV’sini güncellemeye kalksa “yetersiz tecrübe” diye geri çevrilir.

Her olayda bir suçlu var ama kimse sahiplenmiyor. Suç ortada, sorumluluk yok. Günah yetim kalmış. Tam bu noktada şeytan aranıyor. Çünkü biri lazım. Bir günah keçisi. Keçi bulunamazsa şeytan olur.

Ama şeytan bakıyor ki bu kez gerçekten ilgisi yok. Çünkü bu yapılanlar dürtüyle değil, planla. Vesveseyle değil, stratejiyle. Bir anlık zaafla değil; uzun vadeli hedeflerle yapılıyor.

Şeytanın uzmanlık alanı zayıflıklar. İnsanların geldiği nokta ise profesyonellik.

Artık kimse “yanıldım” demiyor, “yanıltıldım” diyor. Kimse “yaptım” demiyor, “yapıldı” diyor. Fiiller edilgen, koltuklar etken.

İşin tuhafı, kimse kötülükten utanmıyor ama suçlanmaktan çok rahatsız oluyor. Kötülük meşru, eleştiri saldırı sayılıyor. Vicdan bireysel bir aksesuar olmuş; takan var, çıkaran var.

Bu durumda şeytanın yapacak pek bir şeyi kalmıyor. Çünkü o fısıldar, insanlar bağırarak yapıyor. O gizler, insanlar duyuru yapıyor. O tek tek uğraşır, insanlar ekip kuruyor.

O yüzden denebilir ki: Şeytan azapta gerek.

Ama cehennemde değil. İnsanlarla birlikte.

Çünkü sürekli suçlandığı bu dünyada, hiçbir şey başarı hanesine yazılmıyor. İnsanlar iyi bir şey yapınca kendileri oluyor; kötü bir şey yapınca şeytan.

Bir gün şeytan çıkıp basın açıklaması yaparsa şaşırmam:

“Ben böyle bir toplum görmedim. Ben vesvese verdim, siz sistem kurdunuz.”

O gün gelirse, belki birileri durur ve aynaya bakar. Belki biri çıkar da der ki:

“Şeytan değil. Bu bendim.”

Şeytan ne yapsın?

Bu yüzden bence şeytana da bir dinlenme hakkı tanınmalı. Yıllık izin verilmeli. Hatta emeklilik. Çünkü bu kadar organize, bu kadar sistemli kötülüğü tek başına üstlenmesi haksızlık.

Epstein Adası rezaleti yüzünden belki bir gün şeytan gelir, elini kaldırır ve der ki:

“Bu kadarını siz yaptınız. Ben istifa ediyorum.”

Ama belki de asıl hüküm, çok daha önce verilmişti. Görmesi gereken gözleri olduğu hâlde görmeyenlere, duyması gereken kulakları olduğu hâlde işitmeyenlere, hissetmesi gereken kalpleri olduğu hâlde kavrayamayanlara:

Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.

Onların kalpleri vardır; bunlarla kavrayamazlar.

Gözleri vardır; bunlarla göremezler.

Kulakları vardır; bunlarla işitemezler.

İşte bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar.

Asıl gafiller işte onlardır.

(A‘râf Suresi, 7/179)

Belki de bu ayet, şeytanın değil; suçu hep bir başkasına atan insanın aynasıdır.

Aydın Mertayak

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı Yağmurda Süpürülen Düşünce Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı Yorulmak Ayağa Kalkılan Şey Kendi Sapına Eğilen Çiçek Korkuluk ve Çocuk Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” Gökyüzüne Bakan Çocuklar ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma Körle Sağırın Dünyası Ruhun Bahçıvanlığı Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli Hadsizliğin Zifiri Noktası Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. Gençliğin Hesabı Sanal Sevaplar Derneği Kötülükten Kahkaha Çıkarmak Öksürmeden Lokma Düşmez! Sorumluluk Üstüne Bir Şamata Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" Karakter mi, Terbiye mi? Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik Hayatı Ucuza Yaşamak Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? Yaşamın ve Gülmenin Devrimi Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı
Rize Haber Yemek Tarifleri Haber Yazar