Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
16 ŞUBAT Pazartesi 23:46

Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar

Aydın MERTAYAK
Aydın MERTAYAK
Giriş Tarihi : 04-03-2025 14:29

Biz millet olarak alkışlamayı severiz. Alkış, kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Törenler, açılışlar, mitingler, konferanslar… Alkışsız bir etkinlik neredeyse düşünülemez. Hele ki bir büyüğümüz konuşuyorsa, coşkulu alkışlar eksik olmamalıdır. Peki, alkış olmazsa ne olur? Konuşmacının morali bozulur, içi burkulur, sesi titrer. Dolayısıyla alkış, sadece bir takdir göstergesi değil, aynı zamanda bir motivasyon aracıdır.

Alkışsız bir etkinlik olur mu? Asla! Bir büyüğümüz konuşuyorsa, konuşmanın içeriği ne olursa olsun, coşkulu alkışlar eksik edilmemelidir. Hele ki alkışın dozu kaçarsa konuşmacı mest olur, gözleri parlar, sesi titreşir. Konuşmanın başında bir alkış, ortasında bir alkış, sonunda bir alkış… Aralara ufak tefek tempo tutmalar da eklenirse değmeyin keyfine! Hatta bazen öyle coşulur ki konuşmacı ne dediğini unutur. Ama olsun, nasıl olsa alkış varsa başarı vardır!

Çocukluğumuzun meşhur bir oyunu vardı: "Şakşaklama." Yaklaşık 25 cm uzunluğunda bir borunun sağ ve sol tarafına yerleştirilmiş iki top… Kanatlarını aynı hizaya getirip bir anda bırakarak senkronize bir şekilde aşağı yukarı salladığınızda toplar hem havada hem de yerde birbirine çarpar ve "şak şak" sesi çıkarırdı. Bu iş, göründüğü kadar kolay değildi. Fizik kurallarını bilmek, el becerisine sahip olmak ve öngörülü davranmak gerekirdi. Asıl mesele, iki topu hem aşağıda hem de yukarıda şaklatabilmekti.

Ben maalesef bu oyunda hiç başarılı olamadım. Hep sonuncu oldum, hep kaybettim. Ne yapalım, kabiliyetsizim işte. Bu açıdan şakşaklama konusundaki başarısızlığım tescillidir. Ama güzel şakşaklayana da bugüne kadar hiç hayranlıkla bakmadım.

Gelelim asıl meselemize: Şakşakçılık. Ancak önce alkışın teknik detaylarına bakalım. Öyle her el çırpana alkış ustası denmez. Avuç içleri 45 derece açıyla birbirine bakmalı, bilek fazla kastırılmamalı, parmaklar gevşek bırakılmalı. Eğer yanlış açıyla vurulursa alkış cılız çıkar, şakşaklama etkisini kaybeder. İşin ehli olanlar bu kuralları bilir. Mesela, Kuzey Kore lideri meclise girdiğinde binlerce kişi, milim şaşmadan senkronize bir şekilde alkış tutar. İşte bu bir sanattır!

Peki, kimler alkışlar? Burada iki temel kategori vardır: Gerçekten takdir edenler ve şakşakçılar. Gerçekten takdir edenler, başarının, emeğin, bilginin kıymetini bilen insanlardır. Onların alkışları içtendir. Bir bilim insanının buluşuna, bir sanatçının performansına, bir sporcunun azmine alkış tutarlar. Şakşakçılar ise alkışı bir araç olarak kullanır. Onlar için alkış, makam ve mevki merdiveninde bir basamaktır. Bugün alkışladıkları kişinin yarın düşmesini hiç de dert etmezler; çünkü zaten alkışlanması gereken yeni birini bulurlar.

Şakşakçıların da kendi içinde seviyeleri vardır. Amatör şakşakçılar hevesle alkışlar ama genellikle bir fayda sağlayamazlar. En tehlikelisi, profesyonel şakşakçılardır. Bunlar, hangi alkışın kendilerine ne kazandıracağını önceden hesaplar, alkışın temposunu ve şiddetini ona göre ayarlar. Öyle ki "Bu alkış az kaldı, biraz daha tempo verelim" diye sessizce yanındakilere işaret çakanları bile görürsünüz.

Tarih boyunca alkışın gücünü keşfedenler, onu yönetmek istemiştir. İmparator Nero’nun tiyatroda kendisini alkışlatmak için 5 bin kişiye para dağıttığını biliyoruz. Günümüzde de bu gelenek sürüyor; bazı meslek grupları hâlâ parayla alkış tutmaya devam ediyor. Üstelik günümüzde para vermeye bile gerek kalmamış durumda; makam, mevki, üç beş iltifat da yeterli oluyor.

Peki, neden alkışlıyoruz? Gerçekten içimizden geldiği için mi? Yoksa yanımızdaki herkes alkışladığı için mi? Bazen öyle bir dalgaya kapılıyoruz ki bir başlıyoruz alkışa, duramıyoruz. Ellerimiz uyuşmuş ama kimse ilk susan olmak istemiyor. Çünkü alkışı erken kesenler bazen "hıyanet içindedir" diye mimlenebiliyor.

Oysa akıllı toplumlar alkışlarını dikkatli kullanır. Bilime, sanata, gerçek başarılara alkış tutar. Gerektiğinde alkışını esirger, hatta eleştirisini sunar. Çünkü alkışın değeri, onun hak edildiği yerde verilmesiyle artar.

Sonuç olarak sevgili okur, ellerine dikkat et. Kime, ne için, ne kadar süre alkış tuttuğunu iyi hesapla. Gerçekten inandığın, takdir ettiğin şeyler için alkışla. Yoksa farkında olmadan, tarihin en büyük şakşakçılarından biri olup çıkıverirsin.

 

Aydın Mertayak

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Yağmurda Süpürülen Düşünce “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı Yorulmak Ayağa Kalkılan Şey Kendi Sapına Eğilen Çiçek Korkuluk ve Çocuk Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” Gökyüzüne Bakan Çocuklar ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma Körle Sağırın Dünyası Ruhun Bahçıvanlığı Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli Hadsizliğin Zifiri Noktası Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. Gençliğin Hesabı Sanal Sevaplar Derneği Kötülükten Kahkaha Çıkarmak Öksürmeden Lokma Düşmez! Sorumluluk Üstüne Bir Şamata Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" Karakter mi, Terbiye mi? Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik Hayatı Ucuza Yaşamak Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? Yaşamın ve Gülmenin Devrimi Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı