Bazı sözler vardır; ilk duyduğunuzda basit gelir ama zihninize düştüğünde genişler, dallanır, kök salar. İbn-i Haldun’a atfedilen o cümle de böyledir: “Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın; onlar zaten size benzeyeceklerdir. Siz kendinizi terbiye edin.”
Bu söz, eğitim dediğimiz yapının en çok göz ardı edilen yönünü açığa çıkarır. Çünkü biz eğitimi çoğu zaman okul duvarlarının içine sıkıştırılmış bir faaliyet sanıyoruz. Oysa çocuk yalnızca ders kitaplarının satır aralarında değil; evin mutfağında, akşam yemeğinde, anne-babanın birbirine bakışında, sabah telaşında ve hatta sessizlikte yetişir.
Bugün okullarda müfredatı güncelliyoruz, kazanımları yeniden yazıyoruz, ölçme-değerlendirme sistemlerini tartışıyoruz. Fakat bütün bu çabanın ortasında gözden kaçırdığımız bir şey var: Çocuğun hayatındaki en güçlü müfredat, ailesidir. Okulun verdiği bilgi, ailede karşılığını bulamadığında bir süre sonra buharlaşır. Tıpkı iyi yazılmış bir metnin yanlış bir ses tonuyla okunması gibi, anlamını yitirir.
Eğitimde yaşadığımız o tarif edemediğimiz “eksiklik hissi” belki de buradan geliyor. Sanki bir şeyler yapıyoruz ama tamamlanmıyor. Sanki bir devre kurulmuş ama bir yerlerde kaçak var. Enerji veriliyor, sistem çalışıyor gibi görünüyor ama sonuç istenildiği gibi değil. Patinaj yapan bir araç gibi; gürültü var, hareket var ama ilerleme yok.
Bunu görmek için büyük araştırmalara gerek yok. Bir akşam yemeği yeter. Baba, telefonda birine “Evde yokum de” der. Aynı masada oturan çocuk, o gün okulda dürüstlük üzerine bir metin okumuştur. Kimse ona yalanı öğretmez; ama o, yalanın nasıl işe yaradığını öğrenir. Ertesi gün öğretmeni “Doğru söylemek neden önemlidir?” diye sorduğunda, çocuk cevabı bilir. Ama inancı yoktur.
Bu yüzden asıl soru şudur: Biz çocuklara ne anlatıyoruz değil, onlar bizden ne öğreniyor?
Bir çocuk sabrı ders kitabında görüp evde tahammülsüzlüğe şahit oluyorsa; sınıfta dürüstlük konuşulup günlük hayatta küçük kurnazlıklar ödüllendiriliyorsa, eğitim yalnızca teoride kalır. Hayatla temas etmeyen bilgi, kalıcı iz bırakmaz.
Bu yüzden eğitim politikalarını konuşurken, aileyi sadece “destekleyici unsur” olarak görmek büyük bir eksikliktir. Aile, eğitimin merkezidir. Okul ise bu merkezin etrafında dönen, onu tamamlayan bir yapıdır.
Belki de yapılması gereken şey çok daha sade ama bir o kadar zordur: Yetişkinin kendini eğitmesi.
Çünkü çocuk, söyleneni değil; yaşananı öğrenir. Ve biz ne kadar inkâr etsek de, onlar bir gün bize benzeyeceklerdir.
Eğer aynada eğrilik varsa, çocuğun düzgün durmasını beklemek bir yanılgı değil, bir aldanıştır.
Ve gerçek şu ki:
Ayna kırıkken yapılan her eğitim, sadece kırığı çoğaltır.
Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek
-
Aydın MERTAYAK
Rizeliyi Anlamak: Coğrafya ve Farklı Düşünmenin Gücü
-
Fatih Sultan KAR
RİZE VE BEN
-
Abdullah UZUN
Yaş Çay Alım Politikalarında Kısa Sürede Dikkat Çeken Değişim
-
Metin TOPÇU
Hırkadan Sıyrılmak
-
Nusret Kebapçı Ahbap, Haluk Levent Ya Da Sosyal Devletin Planlı Bitirilişi
-
İsmet KÖSOĞLU
Rize’de Konuşulan Vekil Adayları
-
Hüseyin TERZİ
BAYRAM DEĞİL, SEYRAN DEĞİL BU İSTİFA NEREDEN ÇIKTI?
-
Gündoğdu YILDIRIM
NUTUK
-
Ceyhun KALENDER
Rize'nin Gençleri Çaydan Uzaklaşırken…
-
Bayram Arif TURAN
Güle Güle Rizede çalışkan CHP Örgütü.
ÇOK OKUNANLAR
-

Rize’de Referandumdan Yüzde 99,40 “Evet” Çıktı, Belediye Talebi Kabul Etmedi
-

Doğru Parti Rize İl Başkanı Kaba: “Yol Kenarlarındaki Otlar Temizlenmeli”
-

RTEÜ’ye 15 Bin Metrekarelik Merkezi Derslik Binası Geliyor
-

Akarsu Slalom Türkiye Şampiyonası Rize’de Başlıyor
-

Kabaoğlu, İlçe Amirleriyle Kalkandere’ yi Masaya Yatırdı
-

Tüm Çay-İş Sendikası'nda Yeni Dönem: Kadın ve Gençlik Kollarına Atamalar Yapıldı
-

İslampaşa Mahallesi'nde Yurt Projesine Tepki: Mahalle Sakinlerinden Belediye'ye Dilekçe
-

HİLAL GÜR KOLAY TÜKETİLEN ŞARKILAR YAPMIYORUM
-

BODRUM'DA TİYATROYA HÜCUM! "RUS GELİN" TATİLCİLERİ SAHNEYE KİLİTLEDİ
-

Trabzonlu Yazar Saadet Yılmaz, "İçre" Kitabıyla Okurlarıyla Buluştu














