Suyun önüne bir kaya çıktığında yaptığı ilk şey kavga etmek değildir. Bağırmaz, çağırmaz, “neden ben?” demez. Etrafına bakar. Bir yol varsa oradan akar. Yol yoksa birikir. Bekler. Yükselir. Üstünden aşar. Bu da olmazsa, sabırla damlamaya başlar. Ne öfkeyle ne hırsla… Sadece süreklilikle.
Bugün sabrı çoğu zaman yanlış anlıyoruz. Sabır, kenara çekilip hiçbir şey yapmadan beklemek zannediliyor. Oysa suyun sabrı aktiftir. Sabır; vazgeçmeden denemek, yolu yoksa yol olmaktır. Damla damla kayayı delen şey suyun gücü değildir; suyun ısrarıdır. Aynı işi, aynı sakinlikle, aynı inançla tekrar edebilme hâlidir.
Eğitimde de hayatta da mesele, çoğu zaman güç değil, sürekliliktir. Bir çocuğun öğrenmesi, bir toplumun iyileşmesi, bir insanın kendini bulması… Hepsi sabır ister. Ama bu sabır; eli kolu bağlı bir bekleyiş değil, dikkatli bir çabadır. Yanlış yaptığında yeniden denemek, olmadığında başka bir yol aramak, yorulduğunda durup nefes alıp tekrar yürümektir.
Sabır, aynı zamanda hayal kurabilme becerisidir. Dikenin içinde gülü görebilmek, gecenin içinde gündüzü düşünebilmek… Henüz ortada olmayanı zihinde canlı tutabilmektir. Çocuğa bakıp bugünkü hâlini değil, olabileceği hâli görebilmektir. Kendimize bakıp bugünkü eksiklerimizle değil, yarınki imkânlarımızla konuşabilmektir.
Su, değişimden korkmaz. Yağmur olur, kar olur, buz olur, buhar olur. Form değiştirir ama özünden vazgeçmez. Biz ise çoğu zaman değişimi tehdit sanıyoruz. Oysa gelişim, biraz da hâl değiştirebilme cesaretidir. Aynı yerde donup kalmak değil; şartlara göre akabilmektir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, suyun ahlâkıdır. Gürültü yapmadan ilerleyen, karşısına çıkanı düşman bellemeden yoluna devam eden, sabırla ve ısrarla dönüşebilen bir ahlâk. Çünkü bazı kayalar ancak zamanla, bazıları ancak emekle, bazıları da ancak sabırla aşılır.
Ve şunu unutmamak gerekir: Su, yolunu mutlaka bulur. Yeter ki akmaktan vazgeçmesin.
Su gibi aziz olun.
















