Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
30 TEMMUZ Perşembe 23:35

Boynundaki Çıngırağın Sesini Duyuyor musun, Ey İnsan?

Aydın MERTAYAK
Aydın MERTAYAK
Giriş Tarihi : 30-07-2026 15:34

"İnsan bazen zincirleriyle değil, onları fark etmeyişiyle esir olur."

Aydın Mertayak

Dünya malının, servetin ve makamın cazibesine kapılıp yanı başındaki yoksulu, mazlumu ve adalet arayanları görmezden gelen ey insan!

Bugün dünyanın birçok yerinde çocuklar savaşın gölgesinde büyüyor, masumlar zulmün yükünü taşıyor, nice insan yalnızca hakkını ve adaleti istediği için acı çekiyor. Gazze'den Doğu Türkistan'a, Myanmar'dan Afrika'nın unutulmuş köşelerine kadar yükselen mazlumların feryadı, aynı vicdana sesleniyor. Çünkü zulüm, yalnızca onu işleyenlerin eliyle değil; ona sessiz kalan vicdanların gölgesinde de büyür.

Haksızlığın coğrafyası değişebilir; mazlumun dili, dini, ırkı ve rengi farklı olabilir. Ama gözyaşının rengi değişmez. Vicdanın da milliyeti olmaz. Adalet, yalnızca kendimiz için değil, herkes için istendiğinde gerçek anlamını bulur.

Yaşar Kemal'in eserlerinde hissedilen Anadolu ruhunu hatırlatan eski bir halk hikâyesi anlatılır.

Derler ki bir kurt, koyun ya da keçi sürüsüne daldığında yalnızca bir can almaz. Ardında korku bırakır. Sürü dağılır, düzen bozulur, bereket kaçar. Kurdun dişinin açtığı yara belki zamanla kapanır; ama korkunun açtığı yara, bazen nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

Bunun üzerine köylüler toplanır. Günlerce iz sürer, kurdu diri yakalarlar. Ona eziyet etmezler; başını okşar, karnını doyururlar. Sonra kopmayacak sağlam bir zincire bağladıkları iri bir çıngırağı boynuna takıp yeniden dağlara salarlar.

Kurt, özgürlüğüne kavuştuğunu sanır.

Oysa artık hiçbir avına sessizce yaklaşamaz. Boynundaki çıngırak, daha o görünmeden gelişini haber verir. Kuş uçar, ceylan kaçar, sürüler dağılır. Ne kadar güçlü olursa olsun, açlığına yenik düşmeye başlar. Gün gelir, tükenir. İşte o vakit anlar ki kendisine yapılan asıl kötülük, bedenindeki yara değil; boynunda taşıdığı ve farkına varamadığı çıngıraktır.

Belki bu hikâye tarih kitaplarında yer almaz. Belki de hiç yaşanmamıştır. Fakat bazen hakikat, bir halk hikâyesinin içinde saklıdır. Çünkü milletlerin hafızası, kimi zaman belgelerin anlatamadığını anlatır; vicdanın unutmaması gerekeni nesilden nesile taşır.

Bugün insanın boynuna takılan çıngırak demirden yapılmıyor. Kimi zaman makam oluyor, kimi zaman servet... Bazen alkış, bazen şöhret, bazen de menfaat... En ağır çıngırak ise zulüm karşısındaki sessizliktir. Çünkü sessizlik önce alışkanlığa, sonra duyarsızlığa, en sonunda da vicdanın susmasına dönüşür.

İnsan, yaptığı kötülük kadar yapmadığı iyilikten de sorumludur. Gücü yettiği hâlde mazlumun yanında durmayan, adaleti savunabilecekken susmayı seçen herkes, farkında olmadan boynundaki çıngırağı biraz daha büyütür. Gün gelir, o çıngırağın sesi yalnız çevresindekilere değil, kendi vicdanına da yabancılaşmasına sebep olur.

Tarih bize defalarca göstermiştir ki zulüm, yalnızca zalimlerin cesaretiyle büyümez; iyi insanların sessizliğiyle de güç kazanır. İşte bu yüzden asıl mesele, kötülüğü yapanlardan ibaret değildir. Asıl mesele, kötülüğü gördüğü hâlde susmayı tercih edenlerdir.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormanın vakti gelmedi mi?

Boynumuzdaki Çıngırağın Sesini Gerçekten Duyuyor muyuz?

Çünkü insanı gerçekten esir eden, boynundaki zincir değildir. Asıl esaret, taşıdığı yükün farkına varmadan yaşamaktır.

Belki de özgürlüğün ilk şartı, boynumuzdaki çıngırağın sesini duymaktır. O sesi duyduğumuz gün; hırsın yerine kanaati, menfaatin yerine merhameti, sessizliğin yerine adaleti koyabiliriz. İşte o zaman yalnız kendimizi değil, çevremizi de özgürleştirmeye başlarız.

Vicdan sustuğunda zulüm konuşur. Vicdan uyandığında ise en ağır zincirler bile çözülmeye başlar.

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Çocuklarımız Reklam Malzemesi Değildir Rizeliyi Anlamak: Coğrafya ve Farklı Düşünmenin Gücü Akıntıya Karşı Yüzmeyi Öğreten Balık Aslanın Kuyruğu ile Oynanmaz Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek Bir Anlaşmadan Bir Ekrana: Bağımlılığın İnce Yolculuğu Tel ile Nefes Arasında: Yoklukta Doğan Aşk İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı Yağmurda Süpürülen Düşünce “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı Yorulmak Ayağa Kalkılan Şey Kendi Sapına Eğilen Çiçek Korkuluk ve Çocuk Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” Gökyüzüne Bakan Çocuklar ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma Körle Sağırın Dünyası Ruhun Bahçıvanlığı Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli Hadsizliğin Zifiri Noktası Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. Gençliğin Hesabı Sanal Sevaplar Derneği Kötülükten Kahkaha Çıkarmak Öksürmeden Lokma Düşmez! Sorumluluk Üstüne Bir Şamata Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" Karakter mi, Terbiye mi? Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik Hayatı Ucuza Yaşamak Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? Yaşamın ve Gülmenin Devrimi Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı