Karaahmetoğlu, Osmanlı Devleti’nin son döneminden Balkan Savaşları’na, Lozan Barış Antlaşması’ndan 1947 Paris Barış Antlaşması’na kadar uzanan sürecin Ege adalarının statüsünde belirleyici olduğunu söyledi.
“Adalar bir günde Yunanistan’a verilmedi” diyen Karaahmetoğlu, savaşlar, işgaller ve uluslararası antlaşmalar sonucunda adaların bugünkü statüsünün ortaya çıktığını belirtti.
Karaahmetoğlu, Lozan Antlaşması ile bazı adaların statüsünün düzenlendiğini, Onikiada’nın ise Lozan döneminde Yunanistan’a devredilmediğini, 1947 Paris Barış Antlaşması ile İtalya’dan Yunanistan’a geçtiğini ifade etti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da Onikiada’nın 1947 Paris Barış Antlaşması uyarınca Yunanistan’a devredildiğini belirtiyor.
“Antlaşmalardaki Gayriaskerî Statü Korunmalı”
Ege adalarının askerî statüsünün de Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki temel başlıklardan biri olduğunu dile getiren Karaahmetoğlu, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklere uyulması gerektiğini savundu.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı da Doğu Ege Adaları ve Onikiadaların gayriaskerî statüsünün Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşması çerçevesinde düzenlendiğini ve Türkiye’nin bu konudaki itirazlarını sürdürdüğünü belirtiyor.
Karaahmetoğlu, “Ege’de kalıcı barışın temel şartlarından biri, tarafların imzaladıkları uluslararası antlaşmalara uymasıdır” ifadelerini kullandı.
“Ekonomik Boyut da Tartışılmalı”
Adaların statüsünün oluşumunda ekonomik ve idarî unsurların da bazı tarihçiler tarafından ele alındığını belirten Karaahmetoğlu, bu konuların tarihî belgeler ışığında araştırılması gerektiğini söyledi.
Karaahmetoğlu, Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye’nin ağır ekonomik şartlarla karşı karşıya bulunduğunu belirterek, adaların ekonomik ve idarî yükünün dönemin koşulları içerisinde tartışıldığı yönündeki değerlendirmelerin kesin tarihî gerçekler olarak değil, araştırmacıların görüşleri çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti.
“Askerî Faaliyetler Yeni Bir Gerilim Alanı Oluşturuyor”
Yunanistan’ın bazı Ege adalarındaki askerî faaliyetlerine ve karasuları tartışmasına da değinen Karaahmetoğlu, adaların askerîleştirilmesi, karasuları, kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarının birbirleriyle bağlantılı başlıklar olduğunu savundu.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Doğu Ege Adaları’nın gayriaskerî statüsünün uluslararası anlaşmalarla düzenlendiğini ve Yunanistan’ın bu statüyü ihlal ettiği yönündeki Türk itirazlarının sürdüğünü belirtiyor.
Karaahmetoğlu, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki haklarının hukuk ve diplomasi çerçevesinde korunması gerektiğini belirterek, Türkiye ile Yunanistan’ın aynı NATO ittifakı içerisinde bulunduğuna dikkat çekti.
“Savaş Söylemi Değil, Güçlü Devlet Aklı”
Türkiye’nin askerî kapasitesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Karaahmetoğlu, iki ülke arasında olası bir çatışmanın sonuçlarının öngörülemeyeceğini belirterek, Türkiye’nin caydırıcılığının hukuk, diplomasi ve ekonomik güçle desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Karaahmetoğlu, “Türkiye güçlü bir devlettir. Ancak devletler arasındaki meselelerde ‘24 saatte şu olur, şu ülke şunu yapamaz’ gibi ifadeler yerine, Türkiye’nin caydırıcılığını hukuk, diplomasi ve ekonomik güçle desteklemek gerekir. Bizim ihtiyacımız savaş söylemi değil, güçlü bir devlet aklıdır” dedi.
Türk Turistlerin Yunan Adalarına İlgisi
Türk vatandaşlarının Yunan adalarına yönelik turizm hareketliliğine de değinen Karaahmetoğlu, bu hareketliliğin ada ekonomileri açısından önem taşıdığını belirtti.
Güncel resmî verilere göre 2025 yılında Türkiye’den yaklaşık 1 milyon 400 bin turist Yunanistan’ı ziyaret etti. Kapıda vize uygulaması da 2025 yılında iki ada daha eklenerek toplam 12 adayı kapsayacak şekilde genişletildi. {"fallbackMarkdown":"(Dışişleri
Karaahmetoğlu, Türk vatandaşlarının seyahat özgürlüğüne saygı duyulması gerektiğini ancak Türkiye’nin kendi turizm merkezlerinin de daha fazla tercih edilmesinin ülke ekonomisine katkı sağlayacağını ifade etti.
Türk televizyonlarının Yunan adalarına yönelik tanıtımlarının vatandaşların tercihlerini etkileyebileceğini savunan Karaahmetoğlu, Türkiye’nin kendi turizm destinasyonlarının tanıtımına daha fazla önem verilmesi gerektiğini söyledi.
“Geçici Ekonomik Tedbirler Tartışılabilir”
Karaahmetoğlu, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde gerilimin yükseldiği dönemlerde ekonomik tedbirlerin de gündeme alınabileceğini belirterek, Yunan adalarına yönelik turizm hareketliliği konusunda geçici uygulamaların tartışılabileceğini söyledi.
Bu kapsamda seyahatlere belirli sınırlamalar getirilmesi veya Yunan adalarına giden vatandaşlardan belirli bir harç alınması gibi seçeneklerin hukukî, ekonomik ve diplomatik yönleriyle değerlendirilmesini öneren Karaahmetoğlu, amacın vatandaşları cezalandırmak değil, ekonomik ilişkilerin dış politika üzerindeki etkisini değerlendirmek olduğunu ifade etti.
“Türkiye Geçmişin Türkiye’si Değil”
Karaahmetoğlu, açıklamasının sonunda Türkiye’nin geçmişe kıyasla farklı bir ekonomik, askerî ve diplomatik kapasiteye sahip olduğunu savunarak, Ege’de savaş yerine uluslararası hukuk ve diplomasi temelinde çözüm aranması gerektiğini vurguladı.
Karaahmetoğlu, “Biz Ege’de savaş istemiyoruz. Bizim istediğimiz; uluslararası hukuka, antlaşmalara ve karşılıklı egemenlik haklarına saygı gösterilmesidir. Barış istemek, haklarımızdan vazgeçmek değildir. Türkiye’nin hakkını koruması, Ege’nin barış denizi olmasının da en önemli şartlarından biridir” ifadelerini kullandı.
İlyas GÜR
Editör
















