ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU

Aydın MERTAYAK

01-12-2025 20:30

Derler ki insan üç kere doğarmış. İlkini hepimiz biliyoruz: Çığlığı bastın mı doktorun elinde, annen “Oh şükür!” der, gerisi de sana kalmaz zaten. Daha o gün kimse sana sormadan bir nüfus cüzdanı çıkartırlar; isim, cinsiyet, memleket… Hani sanki sen “Ben bu kimlikle devam etmek istiyorum” diye dilekçe vermişsin gibi.

İkinci doğuş ise 18’indedir. Yani memleketimizin çok sevdiği o meşhur “Hadi bakalım delikanlı, bundan sonra hayatını sen kuracaksın!” tuzağı. Aslında o yaşta insanın hayat kurmak bir yana, sabah kalkınca sağ ve sol ayakkabısını karıştırmaması bile mucizedir. Fakat büyükler, bu gerçeği bilirmiş gibi davranıp “Tercih yap!” diye başımıza dikilirler. Tercih dedikleri de öyle hayatî meseleler: Tıp mı, mühendislik mi? Yahu 18 yaşındaki insanın kafası hâlâ ergenlik garantisi altındadır; eli yüzü sivilceli, gönlü karmakarışık… Ama büyükler diyor ki: “Buyur evladım, ömrünün rotasını çiz. Ha çizemezsen, geçmiş olsun, sorumluluk tamamen sende.”

O yüzden ikinci doğum, birinciden daha sancılıdır. Çünkü bu kez doktor değil, hayat tokadıyla karşılar seni.

Üçüncü doğum ise 40’ında gelir. Hem de doğumhaneye yatmadan, serum takılmadan, “normal mi sezaryen mi?” diye tartışmadan. İnsan 40’ında hatalarıyla doğar. Çünkü 18’inde yaptığı tercihler, 20’lerinde ettiği densizlikler, 30’larında görmezden geldiği hakikatler artık kapıda birikir. Kapıyı çalmakla kalmaz, zile basıp “Aç kapıyı, ben geldim!” diye bağırır. Sen de çaresiz açarsın.

Bir bakarsın, yıllarca ‘iyi insan olayım’ diye çabalarken aslında kimseye yaranamadığını fark edersin. Bir bakarsın, sevdiğin sandığın işin seni yıllardır sevmediğini anlarsın. En acıklısı da şudur: En çok kendine yanlış yaptığını öğrenirsin. İnsan en büyük kazığı bazen başkalarından değil, kendinden yer.

Ama 40 yaşındaki doğumun gizli bir güzelliği vardır. Artık hayatın sana bir torba deneyim verdiğini bilirsin. Bazısının ağzı yırtılmış, bazısının tabanı delik… Ama hepsi senindir. 18’inde “Ben bilirim!” diye ortalıkta gezerken, 40’ında “Ben bir şey bilmiyormuşum.” diyebilmektir asıl olgunluk.

İşte üçüncü doğum budur:
Kendine itiraf, hayata teslim, hatalara selam…

Belki de insan, gerçekten 40’ında doğar.
Çünkü o günden sonra yaşamayı değil, yaşatmamayı öğrenir:
Hayal kırıklıklarını, gereksiz insanları, başkalarının ağırlığını…

Sonunda büyürsün.
Ve büyüdüğünü kimse anlamaz; çünkü dışarıdan hâlâ aynı insansın.
Ama sen bilirsin:
Üç kere doğmuşsundur.
Ve en sonunda, kendi kendinin ebe’si olmuşsundur.

DİĞER YAZILARI Aslanın Kuyruğu ile Oynanmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek 01-01-1970 03:00 Bir Anlaşmadan Bir Ekrana: Bağımlılığın İnce Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Tel ile Nefes Arasında: Yoklukta Doğan Aşk 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı 01-01-1970 03:00 Yağmurda Süpürülen Düşünce 01-01-1970 03:00 “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” 01-01-1970 03:00 Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi 01-01-1970 03:00 Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. 01-01-1970 03:00 Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı 01-01-1970 03:00 Yorulmak 01-01-1970 03:00 Ayağa Kalkılan Şey 01-01-1970 03:00 Kendi Sapına Eğilen Çiçek 01-01-1970 03:00 Korkuluk ve Çocuk 01-01-1970 03:00 Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” 01-01-1970 03:00 Gökyüzüne Bakan Çocuklar 01-01-1970 03:00 ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! 01-01-1970 03:00 Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 01-01-1970 03:00 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya 01-01-1970 03:00 Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma 01-01-1970 03:00 Körle Sağırın Dünyası 01-01-1970 03:00 Ruhun Bahçıvanlığı 01-01-1970 03:00 Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? 01-01-1970 03:00 Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir 01-01-1970 03:00 Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli 01-01-1970 03:00 Hadsizliğin Zifiri Noktası 01-01-1970 03:00 Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi 01-01-1970 03:00 “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” 01-01-1970 03:00 Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı 01-01-1970 03:00 Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. 01-01-1970 03:00 Gençliğin Hesabı 01-01-1970 03:00 Sanal Sevaplar Derneği 01-01-1970 03:00 Kötülükten Kahkaha Çıkarmak 01-01-1970 03:00 Öksürmeden Lokma Düşmez! 01-01-1970 03:00 Sorumluluk Üstüne Bir Şamata 01-01-1970 03:00 Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı 01-01-1970 03:00 Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı 01-01-1970 03:00 Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar 01-01-1970 03:00 Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? 01-01-1970 03:00 Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? 01-01-1970 03:00 Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? 01-01-1970 03:00 Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak 01-01-1970 03:00 Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması 01-01-1970 03:00 "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" 01-01-1970 03:00 Karakter mi, Terbiye mi? 01-01-1970 03:00 Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik 01-01-1970 03:00 Hayatı Ucuza Yaşamak 01-01-1970 03:00 Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine 01-01-1970 03:00 Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? 01-01-1970 03:00 Yaşamın ve Gülmenin Devrimi 01-01-1970 03:00 Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı 01-01-1970 03:00