İnsanoğlu, ışığın kucağında doğmayı arzular da, hakikatin sancısını hep gözden kaçırır. Oysa hakikat, ışığın değil, karanlığın çocuğudur. Ve tohum... Ey gökyüzüne özlem duyan kara benizli tohum! Senin kaderin, toprağın bağrına gömülmekle mühürlüdür.
Bir tohum, yeşermek için evvela gömülür. O, çürümenin ve çözülmenin eşiğinde iken yeşermeye yeminlidir. İnsan gibi... Ruh tohumları da öyledir: Göğe varmak isteyen her ruh, önce yerin dibine geçer. Zirveye tırmanmak isteyen, tabanı öpmeyi göze alır. Karanlık, fani gözün laneti; ama hakikate göz dikenin mektebidir.
Bugün bakıyorum da, her yürek güneşin altında doğmak, alkışlarla çiçek açmak istiyor. Lakin bilmiyorlar ki alkışın sesi, tohumun toprağında değil, çürümüş yaprağın gövdesinde yankılanır. Asıl zafer, görünmeyenin çığlığıdır. Toprak altındaki sancı, gökyüzüne açılan bir secde kapısıdır.
Tohum, rızkını karanlıktan alır. Işığa doğru yürümek için önce karanlığı teneffüs eder. Karanlık, onun için felaket değil; vuslatın habercisidir. Ve ne gariptir ki; tohumun düşmanı gibi görünen toprak, aslında en büyük sırdaşıdır. O toprağın içindeki sabırdır tohumu yeşerten; tıpkı kalbin içindeki inancın insanı dirilttiği gibi.
Ey insan! Kendi toprağını seç! Hangi karanlıkta çürümeye razıysan, oradan filizleneceksin. Gün gelir, seni yok ettiğini sandığın gece, aslında seni yoğuran sabah olur. Kabir gibi gördüğün her toprak, rahim gibi çalışır. Ölüm sandığın ne varsa, doğumun mukaddimesidir.
Unutma:
Tohum olmanın kaderidir karanlık,
Ama büyümek; işte o, bir iman meselesidir.
Çile’ye talip olanlara ithafla.