Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor?

Aydın MERTAYAK

28-02-2025 11:13

Eğitimde Eğlenceyi ve Anlamı Kaybettik mi?

Çocuklar doğuştan meraklıdır. Bir bebeği izleyin, çevresindeki dünyayı keşfetmek için nasıl da çabalıyor! Peki, bu doğal öğrenme isteği okula başladıklarında neden giderek azalıyor? Çünkü eğitim sistemimiz çocukları meraktan öğrenmeye değil, mecburiyetten öğrenmeye zorluyor.

Ezberci müfredat, tek tip öğretim yöntemi, sınav odaklı bir sistem… Tüm bunlar çocukların keşfetme arzusunu köreltiyor. Oysa eğitim, bilgiyi aktarmaktan çok, öğrenmeyi sevdirmek üzerine kurulu olmalı.

Geçenlerde Rize Atatürk Caddesi’nde yürürken eski dostum Hüseyin Avni Bey’e rastladım. Yanında üç yaşındaki yeğeni Zeynep Azra vardı. Dünya tatlısı bir çocuk… Eğildim, elimi uzattım, hâlini hatırını sordum. Bir süre göz göze geldik. Sonra aniden sordu:

— Eyfel Kulesi’nde kaç ton demir var?

O an duraksadım. Üç yaşında bir çocuk bana böyle bir soru soruyordu ve üstelik cevabı da hazırdı:

— Sence?

— Tartmadım ki, dedi.

Hüseyin Avni'ye döndüm. “Bu afacan okuma yazma biliyor mu?” diye sordum. Güldü. “Kapı zillerinden öğrendi,” dedi.

Sonra Zeynep Azra'ya sordum:

— Okula gitmek ister misin?

— Hayır.

— Neden?

— Çünkü ablam Fatma Yaren sevmiyor.

— Ablan neden sevmiyor?

— Çok sıkılıyormuş. Okul hiç eğlenceli değilmiş.

Bir çocuğun eğitime dair ilk fikrinin “sıkıcı” olması bizi düşündürmeli. Çocuklar neden okulu sevmiyor?

Her eğitimci bilir ki çocuklar tatilleri dört gözle bekler. Kar tatili, ara tatil, yaz tatili… Okuldan kaçış anları onlar için bayram gibidir. Oysa eğitim yuvaları, bilginin keşfedildiği, arkadaşlıkların kurulduğu, hayallerin filizlendiği yerler olmalıydı. Ancak bugün ders zilinin çaldığı an yüzler asılıyor, teneffüs zilinde ise yüzler gülüyor.

Bu çelişkinin sebebi ne? Eğitim sistemimizde çocukları cezbeden, onları merak duygusuyla besleyen ne var?

Pandemi Bize Ne Öğretti?

Okulsuz bir toplum olabilir mi? Pandemi döneminde gördük ki okul sadece bir müfredat aktarma merkezi değil. Çocukların sosyalleştiği, oyun oynadığı, hayatı öğrendiği bir alan. Ancak şu da açık ki okula dönmek için yanıp tutuşan çocuk sayısı, tatil uzadığı için üzülen çocuk sayısından çok daha azdı.

Bu, eğitimciler olarak bize bir mesaj veriyor: Eğitim sistemimiz çocukları içine çekmiyor. Okul, çocukların gelmek için can attığı bir yer olmalı. Peki, bunu nasıl başarabiliriz?

Araştırmalar gösteriyor ki çocuklar en hızlı 0-3 yaş arasında öğreniyor. Beyin gelişimlerinin %95’i bu dönemde tamamlanıyor. Ancak biz eğitim sistemimizi bu süreci göz ardı ederek tasarlıyoruz. Bu yaş grubundaki çocuklar için eğitimde fırsat eşitliği yaratamazsak, ilerleyen yıllarda telafisi mümkün olmayan kayıplar yaşanıyor.

Eğitim, zorunlu okul çağında başlamıyor; çok daha önce, erken çocukluk döneminde başlıyor. Ancak biz bu kritik süreci kaçırıyoruz ve eğitimde fırsat eşitliğini tam da bu noktada kaybediyoruz.

Eğitimi Çocuklar İçin Daha Cazip Hâle Getirmek Mümkün mü?

Evet, mümkün! Ancak bu sadece öğretmenlerin ya da müfredatın değişmesiyle olmaz. Aileler, eğitimciler ve politika yapıcılar ortak bir vizyon geliştirmedikçe sistemde kalıcı bir değişim sağlanamaz.

Örneğin:

Öğretmenler için yaratıcı eğitim teknikleri teşvik edilmeli. Ders anlatımının tek düze olmaması için sınıflarda farklı öğrenme yöntemleri kullanılmalı.

Oyun temelli ve deneyimsel öğrenme yaygınlaştırılmalı. Çocukların doğasında keşfetme ve oyun oynama isteği var; bu eğitim süreçlerine entegre edilmeli.

Aileler eğitimin içine dâhil edilmeli. Eğitim sadece okulda olmaz; ebeveynlerin de çocuklarının öğrenme sürecine aktif katılım sağlaması gerekiyor.

Esnek müfredat seçenekleri sunulmalı. Çocukların ilgi alanlarına göre öğrenme deneyimleri çeşitlendirilerek kişiselleştirilmiş bir eğitim sağlanmalı.


Eğitimde dönüşüm şart. Çocukların okula severek gelmesini sağlamak, sadece onların değil, toplumun geleceği için de en büyük yatırımlardan biri olacak.

Ve daha da önemlisi, çocukların doğal merakını törpüleyen, onları “sıkıcı” bir sistemin içine hapseden eğitim anlayışıyla devam edersek, geleceğin Zeynep’leri de ablasının yolundan gidecek. Okul denilince akıllarına “zorunlu görev” gelen nesiller yetiştirmeye devam edeceğiz.

Çözüm Ne?

1. Ezberci değil, keşfetmeye dayalı eğitim: Çocuklar soru sormaktan korkmamalı. Onları soru sormaya teşvik etmeyen bir sistem, merakı öldürür.


2. Sıkıcı değil, eğlenceli öğrenme: Ders kitapları kadar deney, oyun ve sanat da müfredata girmeli.


3. Zorunluluk değil, ilgi odaklı eğitim: Çocukların ilgi alanlarına göre esnek müfredatlar oluşturulmalı.


4. Aile-öğretmen iş birliği: Çocukların evde öğrendikleriyle okulda öğrendikleri arasında bir denge kurulmalı.

Eğitim, çocukların sevdiği, heyecan duyduğu bir deneyim olmalı. Çünkü bir çocuğun gözündeki ışığı söndürdüğünüzde, sadece onun değil, toplumun geleceğini de karartırsınız.

Şimdi, eğitimciler olarak kendimize şu soruyu sormalıyız: Okulu çocuklar için gerçekten çekici hâle getirmek için ne yapıyoruz?

Belki de cevabı, Eyfel Kulesi’nin kaç ton demir olduğunu merak eden o üç yaşındaki çocuğun gözlerinde bulabiliriz.

DİĞER YAZILARI Aslanın Kuyruğu ile Oynanmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek 01-01-1970 03:00 Bir Anlaşmadan Bir Ekrana: Bağımlılığın İnce Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Tel ile Nefes Arasında: Yoklukta Doğan Aşk 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı 01-01-1970 03:00 Yağmurda Süpürülen Düşünce 01-01-1970 03:00 “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” 01-01-1970 03:00 Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi 01-01-1970 03:00 Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. 01-01-1970 03:00 Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı 01-01-1970 03:00 Yorulmak 01-01-1970 03:00 Ayağa Kalkılan Şey 01-01-1970 03:00 Kendi Sapına Eğilen Çiçek 01-01-1970 03:00 Korkuluk ve Çocuk 01-01-1970 03:00 Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” 01-01-1970 03:00 Gökyüzüne Bakan Çocuklar 01-01-1970 03:00 ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! 01-01-1970 03:00 ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU 01-01-1970 03:00 Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 01-01-1970 03:00 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya 01-01-1970 03:00 Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma 01-01-1970 03:00 Körle Sağırın Dünyası 01-01-1970 03:00 Ruhun Bahçıvanlığı 01-01-1970 03:00 Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? 01-01-1970 03:00 Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir 01-01-1970 03:00 Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli 01-01-1970 03:00 Hadsizliğin Zifiri Noktası 01-01-1970 03:00 Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi 01-01-1970 03:00 “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” 01-01-1970 03:00 Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı 01-01-1970 03:00 Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. 01-01-1970 03:00 Gençliğin Hesabı 01-01-1970 03:00 Sanal Sevaplar Derneği 01-01-1970 03:00 Kötülükten Kahkaha Çıkarmak 01-01-1970 03:00 Öksürmeden Lokma Düşmez! 01-01-1970 03:00 Sorumluluk Üstüne Bir Şamata 01-01-1970 03:00 Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı 01-01-1970 03:00 Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı 01-01-1970 03:00 Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar 01-01-1970 03:00 Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? 01-01-1970 03:00 Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? 01-01-1970 03:00 Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak 01-01-1970 03:00 Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması 01-01-1970 03:00 "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" 01-01-1970 03:00 Karakter mi, Terbiye mi? 01-01-1970 03:00 Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik 01-01-1970 03:00 Hayatı Ucuza Yaşamak 01-01-1970 03:00 Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine 01-01-1970 03:00 Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? 01-01-1970 03:00 Yaşamın ve Gülmenin Devrimi 01-01-1970 03:00 Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı 01-01-1970 03:00