10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya

Aydın MERTAYAK

08-11-2025 18:24

“Atatürk’ü yaşatmanın yolu, onun gibi düşünmektir.”

Nasıl olsa herkes evde...

bu yazıyı okuyacağınıza ve hatta imkanı olanların çıktı alarak ya da belleklere bilgisayara kaydederek saklayacağına inanıyorum.

Saat dokuzu beş geçe

Atam Dolmabahçe’de

Gözlerini kapamış,

Bütün dünya ağlamış.

Doktor doktor kalksana,

Lambaları yaksana,

Atam elden gidiyor,

Çaresine baksana…

Bu dizelerle büyütüldük biz.

Birinci kıtada bir liderin — Atatürk’ün — vefatı anlatılır;

İkincisinde ise bir doktorun onu yeniden hayata döndürmesi istenir.

Bu, aslında o dönemin sarsıcı duygusunu yansıtan, ama bugün bizi düşünmeye çağıran bir tepkidir.

Ama zaman geçti…

Biz o acıyı anlamaktan çok, ritüele dönüştürdük.

Bize kutsal bir metin gibi ezberlettiler bir tekerlemeyi daha:

“Atam sen kalk da ben yatam.”

Oysa bu dünyada en kutsal şey, insan hayatı ve onurudur.

“Atam izindeyiz” dedik;

ama çoğu zaman bu “iz”i tatil zannettik. Ve çalışmaktan “izin” aldık.

Atatürk “Türk, övün, çalış, güven.” dedi.

Biz ise zamanla bunu “Türk, öğün, çalış, güven.”e çevirdik.

Gururu unuttuk, yemeği hatırladık.

Hiç unutmam; Rize Fen Lisesi’nde öğretmenlik yaptığım yıllarda bir öğrencim usulca yanıma gelip, “Hocam, Atatürk’ün boyu kaçtır?” diye sormuştu.

Ben de “1.72” dedim.

Çocuk şaşırdı: “Ne diyorsunuz hocam, dünyam yıkıldı! Ben 2 metrenin üzerinde sanıyordum.”

Çünkü çocuklarımıza Atatürk’ü hep büstlerinden öğrettik.

Oysa büyüklük, boyda değil, akılda ve zekâdadır.

Toplumlar, büyük önderlerini anlamak isterken bazen onları aşırı yüceltme hatasına düşerler.

Bu sadece bize özgü bir durum da değildir.

Ancak bir kişiyi, fikirlerinin önüne geçirirsek; fikirleri zamanla heykel kadar hareketsiz kalır.

Atatürk’ün devrimleri, bir dogma değil; bir düşünme biçimiydi.

Onu tanıyanlar bilir: En çok sorgulayan, en çok tartışan yine kendisiydi.

Bu yüzden onu anlamak, “kutsallaştırmak” değil; üretmek, çalışmak ve sorgulamak demektir.

Elbette Atatürk döneminin şairleri — Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halil Bedii Yönetken —o coşkun duygularla yazdılar.

Yeni doğmuş bir Cumhuriyet’in, küllerinden yükselen bir milletin minnettarlığıydı bu. Bugün o dizelere dönüp baktığımızda, onları yargılamak yerine, duygunun yerini aklın alması gerektiğini fark etmeliyiz.

Çünkü Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı “ölümsüz” kılan şey, Dolmabahçe’de kapadığı gözleri değil; o gözlerle gördüğü gelecektir.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” derken, süslü bir söz söylemiyordu.

O, 1920’lerin yoksul, harap Anadolu’sunda — dünyanın çoğu sanayileşmeyi tanımazken —bilimi ve aklı devlet politikası haline getirmek istemişti.

Kütüphanesinde on binden fazla kitap vardı.

Okuma-yazma oranı %10’u bulmazken, o sabahlara kadar okuyor, notlar alıyor, tartışıyordu.

Bugün “modernleşme” dediğimiz bütün adımlar, o zihinsel emeğin ürünüdür.

Ne yazık ki biz; onu anlamaktan çok, kutsamakla yetinen bir toplum hâline geldik.

Nutuk’u — yani devletin ve milletin yol haritasını içeren o uzun konuşmayı — okumadan “ “nutuk atıyoruz.”

İnkılaplarını ezberden sayıyoruz ama içeriğini bilmiyoruz.

Eğer Atatürk’ü koruma kanunlarına ihtiyaç duyuyorsak, bu zaten onun fikirlerini yeterince vicdanımıza ve bilincimize yerleştirmediğimizin göstergesidir.

Bir fikir, kanunla değil, nesillerin şuuruyla yaşar.

Bugün Türkiye kendi İHA’sını, SİHA’sını, ANKA’sını, KAAN’ını, TOGG’unu, ALTAY tankını üretebiliyorsa, bu onun açtığı millî kalkınma yolunun bir devamıdır.

Bu ülke; barajlarını, yollarını, üniversitelerini, havaalanlarını, teknoparklarını inşa ederken, aslında bir Atatürk düşüncesini sürdürmektedir.

Çünkü o, yalnızca Cumhuriyet’in değil, Cumhuriyet aklının kurucusuydu.

Bu nedenle, esas mesele her 10 Kasım’da sadece gözyaşı dökmek değil, her 11 Kasım’da onun bıraktığı işi devam ettirmektir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu topraklarda bir lider, bir öğretmen, bir filozof, bir asker ve bir millet mimarıydı. Onu gerçekten yaşatmak istiyorsak, her sınıfta, laboratuvarda, fabrikada, adliyede ve köy okulunda onun fikrî mirasını diri tutmalıyız.

Atatürk’ün büyüklüğü sadece kazandığı savaşlarda değil; savaştan sonra kurduğu barışta,

sadece ilkelerinde değil; ilkelerine rehberlik eden aklında gizlidir.

Bugün biz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü; bilimle, üretimle, okumayla ve düşünmeyle yaşatmalıyız. Atatürk’ü anlamak, modern Türkiye’yi her gün yeniden inşa etmektir.

Her insan ölür, ama fikirler ölmez.

Fakat fikirler yaşatılmadığında, milletler ölür.

İngiltere Kralı VIII. Edward, 4 Eylül 1936’da Türkiye’yi ve Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret etti.

Sarayburnu’nda motordan karaya çıkarken ayağı tökezleyip eli yere değdi.

Tam elini sileceği sırada Gazi Paşa elini tuttu ve şöyle dedi:

“Ekselans, bu ülkenin toprakları elleri kirletmez; zira bu toprakların her bir karışı şehit kanlarıyla sulanmıştır.”

Bunu bir Türk der,

Onu da Atatürk der…

DİĞER YAZILARI Aslanın Kuyruğu ile Oynanmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek 01-01-1970 03:00 Bir Anlaşmadan Bir Ekrana: Bağımlılığın İnce Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Tel ile Nefes Arasında: Yoklukta Doğan Aşk 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı 01-01-1970 03:00 Yağmurda Süpürülen Düşünce 01-01-1970 03:00 “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” 01-01-1970 03:00 Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi 01-01-1970 03:00 Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. 01-01-1970 03:00 Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı 01-01-1970 03:00 Yorulmak 01-01-1970 03:00 Ayağa Kalkılan Şey 01-01-1970 03:00 Kendi Sapına Eğilen Çiçek 01-01-1970 03:00 Korkuluk ve Çocuk 01-01-1970 03:00 Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” 01-01-1970 03:00 Gökyüzüne Bakan Çocuklar 01-01-1970 03:00 ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! 01-01-1970 03:00 ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU 01-01-1970 03:00 Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 01-01-1970 03:00 Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma 01-01-1970 03:00 Körle Sağırın Dünyası 01-01-1970 03:00 Ruhun Bahçıvanlığı 01-01-1970 03:00 Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? 01-01-1970 03:00 Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir 01-01-1970 03:00 Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli 01-01-1970 03:00 Hadsizliğin Zifiri Noktası 01-01-1970 03:00 Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi 01-01-1970 03:00 “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” 01-01-1970 03:00 Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı 01-01-1970 03:00 Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. 01-01-1970 03:00 Gençliğin Hesabı 01-01-1970 03:00 Sanal Sevaplar Derneği 01-01-1970 03:00 Kötülükten Kahkaha Çıkarmak 01-01-1970 03:00 Öksürmeden Lokma Düşmez! 01-01-1970 03:00 Sorumluluk Üstüne Bir Şamata 01-01-1970 03:00 Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı 01-01-1970 03:00 Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı 01-01-1970 03:00 Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar 01-01-1970 03:00 Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? 01-01-1970 03:00 Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? 01-01-1970 03:00 Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? 01-01-1970 03:00 Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak 01-01-1970 03:00 Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması 01-01-1970 03:00 "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" 01-01-1970 03:00 Karakter mi, Terbiye mi? 01-01-1970 03:00 Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik 01-01-1970 03:00 Hayatı Ucuza Yaşamak 01-01-1970 03:00 Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine 01-01-1970 03:00 Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? 01-01-1970 03:00 Yaşamın ve Gülmenin Devrimi 01-01-1970 03:00 Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı 01-01-1970 03:00