Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar

Aydın MERTAYAK

04-03-2025 14:29

Biz millet olarak alkışlamayı severiz. Alkış, kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Törenler, açılışlar, mitingler, konferanslar… Alkışsız bir etkinlik neredeyse düşünülemez. Hele ki bir büyüğümüz konuşuyorsa, coşkulu alkışlar eksik olmamalıdır. Peki, alkış olmazsa ne olur? Konuşmacının morali bozulur, içi burkulur, sesi titrer. Dolayısıyla alkış, sadece bir takdir göstergesi değil, aynı zamanda bir motivasyon aracıdır.

Alkışsız bir etkinlik olur mu? Asla! Bir büyüğümüz konuşuyorsa, konuşmanın içeriği ne olursa olsun, coşkulu alkışlar eksik edilmemelidir. Hele ki alkışın dozu kaçarsa konuşmacı mest olur, gözleri parlar, sesi titreşir. Konuşmanın başında bir alkış, ortasında bir alkış, sonunda bir alkış… Aralara ufak tefek tempo tutmalar da eklenirse değmeyin keyfine! Hatta bazen öyle coşulur ki konuşmacı ne dediğini unutur. Ama olsun, nasıl olsa alkış varsa başarı vardır!

Çocukluğumuzun meşhur bir oyunu vardı: "Şakşaklama." Yaklaşık 25 cm uzunluğunda bir borunun sağ ve sol tarafına yerleştirilmiş iki top… Kanatlarını aynı hizaya getirip bir anda bırakarak senkronize bir şekilde aşağı yukarı salladığınızda toplar hem havada hem de yerde birbirine çarpar ve "şak şak" sesi çıkarırdı. Bu iş, göründüğü kadar kolay değildi. Fizik kurallarını bilmek, el becerisine sahip olmak ve öngörülü davranmak gerekirdi. Asıl mesele, iki topu hem aşağıda hem de yukarıda şaklatabilmekti.

Ben maalesef bu oyunda hiç başarılı olamadım. Hep sonuncu oldum, hep kaybettim. Ne yapalım, kabiliyetsizim işte. Bu açıdan şakşaklama konusundaki başarısızlığım tescillidir. Ama güzel şakşaklayana da bugüne kadar hiç hayranlıkla bakmadım.

Gelelim asıl meselemize: Şakşakçılık. Ancak önce alkışın teknik detaylarına bakalım. Öyle her el çırpana alkış ustası denmez. Avuç içleri 45 derece açıyla birbirine bakmalı, bilek fazla kastırılmamalı, parmaklar gevşek bırakılmalı. Eğer yanlış açıyla vurulursa alkış cılız çıkar, şakşaklama etkisini kaybeder. İşin ehli olanlar bu kuralları bilir. Mesela, Kuzey Kore lideri meclise girdiğinde binlerce kişi, milim şaşmadan senkronize bir şekilde alkış tutar. İşte bu bir sanattır!

Peki, kimler alkışlar? Burada iki temel kategori vardır: Gerçekten takdir edenler ve şakşakçılar. Gerçekten takdir edenler, başarının, emeğin, bilginin kıymetini bilen insanlardır. Onların alkışları içtendir. Bir bilim insanının buluşuna, bir sanatçının performansına, bir sporcunun azmine alkış tutarlar. Şakşakçılar ise alkışı bir araç olarak kullanır. Onlar için alkış, makam ve mevki merdiveninde bir basamaktır. Bugün alkışladıkları kişinin yarın düşmesini hiç de dert etmezler; çünkü zaten alkışlanması gereken yeni birini bulurlar.

Şakşakçıların da kendi içinde seviyeleri vardır. Amatör şakşakçılar hevesle alkışlar ama genellikle bir fayda sağlayamazlar. En tehlikelisi, profesyonel şakşakçılardır. Bunlar, hangi alkışın kendilerine ne kazandıracağını önceden hesaplar, alkışın temposunu ve şiddetini ona göre ayarlar. Öyle ki "Bu alkış az kaldı, biraz daha tempo verelim" diye sessizce yanındakilere işaret çakanları bile görürsünüz.

Tarih boyunca alkışın gücünü keşfedenler, onu yönetmek istemiştir. İmparator Nero’nun tiyatroda kendisini alkışlatmak için 5 bin kişiye para dağıttığını biliyoruz. Günümüzde de bu gelenek sürüyor; bazı meslek grupları hâlâ parayla alkış tutmaya devam ediyor. Üstelik günümüzde para vermeye bile gerek kalmamış durumda; makam, mevki, üç beş iltifat da yeterli oluyor.

Peki, neden alkışlıyoruz? Gerçekten içimizden geldiği için mi? Yoksa yanımızdaki herkes alkışladığı için mi? Bazen öyle bir dalgaya kapılıyoruz ki bir başlıyoruz alkışa, duramıyoruz. Ellerimiz uyuşmuş ama kimse ilk susan olmak istemiyor. Çünkü alkışı erken kesenler bazen "hıyanet içindedir" diye mimlenebiliyor.

Oysa akıllı toplumlar alkışlarını dikkatli kullanır. Bilime, sanata, gerçek başarılara alkış tutar. Gerektiğinde alkışını esirger, hatta eleştirisini sunar. Çünkü alkışın değeri, onun hak edildiği yerde verilmesiyle artar.

Sonuç olarak sevgili okur, ellerine dikkat et. Kime, ne için, ne kadar süre alkış tuttuğunu iyi hesapla. Gerçekten inandığın, takdir ettiğin şeyler için alkışla. Yoksa farkında olmadan, tarihin en büyük şakşakçılarından biri olup çıkıverirsin.

 

Aydın Mertayak

DİĞER YAZILARI Aslanın Kuyruğu ile Oynanmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek 01-01-1970 03:00 Bir Anlaşmadan Bir Ekrana: Bağımlılığın İnce Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Tel ile Nefes Arasında: Yoklukta Doğan Aşk 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı 01-01-1970 03:00 Yağmurda Süpürülen Düşünce 01-01-1970 03:00 “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” 01-01-1970 03:00 Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi 01-01-1970 03:00 Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. 01-01-1970 03:00 Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı 01-01-1970 03:00 Yorulmak 01-01-1970 03:00 Ayağa Kalkılan Şey 01-01-1970 03:00 Kendi Sapına Eğilen Çiçek 01-01-1970 03:00 Korkuluk ve Çocuk 01-01-1970 03:00 Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” 01-01-1970 03:00 Gökyüzüne Bakan Çocuklar 01-01-1970 03:00 ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! 01-01-1970 03:00 ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU 01-01-1970 03:00 Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi 01-01-1970 03:00 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya 01-01-1970 03:00 Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma 01-01-1970 03:00 Körle Sağırın Dünyası 01-01-1970 03:00 Ruhun Bahçıvanlığı 01-01-1970 03:00 Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? 01-01-1970 03:00 Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir 01-01-1970 03:00 Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli 01-01-1970 03:00 Hadsizliğin Zifiri Noktası 01-01-1970 03:00 Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi 01-01-1970 03:00 “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” 01-01-1970 03:00 Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı 01-01-1970 03:00 Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. 01-01-1970 03:00 Gençliğin Hesabı 01-01-1970 03:00 Sanal Sevaplar Derneği 01-01-1970 03:00 Kötülükten Kahkaha Çıkarmak 01-01-1970 03:00 Öksürmeden Lokma Düşmez! 01-01-1970 03:00 Sorumluluk Üstüne Bir Şamata 01-01-1970 03:00 Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı 01-01-1970 03:00 Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı 01-01-1970 03:00 Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? 01-01-1970 03:00 Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? 01-01-1970 03:00 Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? 01-01-1970 03:00 Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak 01-01-1970 03:00 Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması 01-01-1970 03:00 "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" 01-01-1970 03:00 Karakter mi, Terbiye mi? 01-01-1970 03:00 Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik 01-01-1970 03:00 Hayatı Ucuza Yaşamak 01-01-1970 03:00 Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine 01-01-1970 03:00 Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? 01-01-1970 03:00 Yaşamın ve Gülmenin Devrimi 01-01-1970 03:00 Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı 01-01-1970 03:00