Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi

Aydın MERTAYAK

26-11-2025 10:40

"Amerikalı şair Edvard Estlin Cummings şöyle der;
Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan dünyada,
kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!.."

Eskiden insanlar kendileri gibi olmak için çabalardı; şimdi kendileri olabilmek için bankadan kredi çekiyorlar. Çünkü dünyamız büyüdükçe küçülüyor, küçüldükçe tek tipe sığıştırılmaya çalışıyor; tıpkı bütün terzilerin anlaşmış gibi herkese aynı modeli diktiği bir konfeksiyon cumhuriyeti sanki.

Tabii bu modelin adı da var: “Kendin Gibi Olma Engelleyici Tam Oturan Extra Slim Fit Kişilik.”
Giyen çıkartamıyor. Çıkarmaya çalışanı da toplumun modacıları hemen yanına çağırıyor:

— Sen böyle olmazsın, sana şu yakışır.
— Ama ben o değilim ki…
— Olsun, yeter ki yakışsın!

İşte insanın kendisiyle arasındaki savaş böyle başlıyor. Önce bir küçük düğme kopuyor; sonra fermuar bozuluyor; derken bir bakıyorsun kişi ortada yok, yerine toplumun kalıp makinesinden çıkmış yepyeni bir “başkası” gelmiş.

Geçen gün mahalledeki manavın çırağıyla konuşuyorum. Çocuk, iyi çocuk; biraz saf, biraz temiz. “Ne olacaksın büyüyünce?” dedim.
“Abi,” dedi, “normal olmak istiyorum.”

Bu cevabı duyunca oturdum kasanın üzerine, düşündüm. Vay be! Normal olmak için de artık karar, çaba, plan program gerekiyormuş. Eskiden insan zaten normal olurdu; şimdi normal olabilmek için en az iki sene halkla ilişkiler eğitimi, üç sene de toplumun beğeni kıskacı altında staj yapmak lazım.

Düşündüm sonra: Bu çırak doğru söylüyor. İnsan kendisi olabilmek için bir ömür savaşıyor, başkası olmak içinse sadece bir dakikalık onay yetiyor. O bir dakika yok mu o bir dakika… İnsanlığın tüm yokuşlarını düz ediyor, tüm virajlarını kesiyor. Ne çok ihanet o bir dakikaya sığdı da haberimiz olmadı!

Sokakta yürürken görüyorum; herkes kendi içine sığınmış, ama o iç de dışarıdan gelen talimatlarla döşenmiş. Kimsenin koltuğu kendine göre değil, kimsenin masası kendi boyunda değil. Hepimiz başka birinin tasarladığı bir evin misafir odasında yaşıyoruz. Ev bizim ama anahtar başkasında.

Bir de şu var tabii: Kendin olma savaşını ilan edince millet seni bir tuhaf karşılıyor. “Ne gerek var kardeşim?” diyorlar. “Akıntıya aykırı yüzersen su yorar.” Eh, haklılar. Akıntıya kapılıp gitmek hem kolay hem bedava. Ama insan hiç olmazsa boğulacağı suyu kendi seçmek ister be kardeşim!

Ben bu savaşı yıllar önce açtım; hâlâ kaybediyorum. Çünkü karşımda koskoca bir Kendin Kalma Mücadelesi Anonim Şirketi var. Departmanları da şöyle:

Benzetme ve Kalıba Sıkıştırma Müdürlüğü,

Aynılaştırma ve Standartlaştırma Dairesi,

Ne Diyecekler Başkanlığı,

Bir de en tehlikelisi: Kendini Beğendirmeler Müsteşarlığı.


Her sabah bunlarla toplantı yapıyoruz. Onlar beni değiştirmeye çalışıyor, ben de kendimi kendime iade etmeye çalışıyorum. Şimdiye kadar kimin kazandığı belli değil ama savaş sürüyor.

Çünkü insanın kendisi olarak kalabilmesi, dünyanın en eski mesleğidir; aynı zamanda en zorudur. Bir kere başladın mı da emekliliği yoktur.

Ama olsun. Kendin olmanın emekliliği yoksa, başkası olmanın da maaşı yok!

Ben yine de kendi payıma bir umut saklıyorum: Belki bir gün hepimiz kendimize döneriz. En azından dönüş yolu bellidir:
Sokağı geç, kalabalığı aş, aynaya bak — işte orada duruyor.

Yeter ki o aynadaki yüzün, başkasının ısmarlama suratı olmaya karar vermediği bir an bul. O bir anı yakaladın mı savaşın da zaferin de senindir.

Zira kendin olmak, belki de günümüzün en büyük sivil direnişidir.
Ama öyle sokakta pankart taşıyan, megafonla bağıran türden değil; daha sessiz, daha inatçı, daha derinden gelen bir direniş… Kişi bazen kimse duymasın diye kendi içine sakladığı bir isyanla başlatır bunu. Herkesin sevdiğini sevmemek, herkesin giydiğini giymemek, herkesin övdüğünü övmemek bile bir direniş eylemidir aslında. Bir bakarsın, kalabalığın yürüdüğü yoldan bir adım yana kaymışsındır — kimse fark etmez, ama o küçücük yan adım bile görünmez bir protesto gibidir. Çünkü kendin olmayı seçtiğin her an, seni benzetmeye çalışan o görünmez “üst kurullara” karşı sessiz bir itiraz dilekçesi verirsin. Kabul edilir mi? Bilinmez. Ama asıl mesele dilekçeyi vermeye cesaret etmektir.

DİĞER YAZILARI Aslanın Kuyruğu ile Oynanmaz 01-01-1970 03:00 Çocuğu Değil, Aynayı Eğitmek 01-01-1970 03:00 Bir Anlaşmadan Bir Ekrana: Bağımlılığın İnce Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Tel ile Nefes Arasında: Yoklukta Doğan Aşk 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 İnsan: Ölümü Bilerek Yaşayan Tek Yolcu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Yılda Bir Gelen Vicdan Bakımı 01-01-1970 03:00 Yağmurda Süpürülen Düşünce 01-01-1970 03:00 “Bu Kadarını Şeytan da Yapmazdı” 01-01-1970 03:00 Aklın Terbiyesi: Birlikte Düşünmenin Sessiz Erdemi 01-01-1970 03:00 Aceleyle akan suyun hikâyesi yoktur; hikâye, yolunu arayan suya aittir. 01-01-1970 03:00 Kanlı Dipnotlar: Batı Aydın Sınıfının Gazze İmtihanı 01-01-1970 03:00 Yorulmak 01-01-1970 03:00 Ayağa Kalkılan Şey 01-01-1970 03:00 Kendi Sapına Eğilen Çiçek 01-01-1970 03:00 Korkuluk ve Çocuk 01-01-1970 03:00 Emperyalistlerin “Gözyaşı Koleksiyonu” 01-01-1970 03:00 Gökyüzüne Bakan Çocuklar 01-01-1970 03:00 ÇABA SÜRESİDİR, AZİZİM! 01-01-1970 03:00 ÜÇ DOĞUMLU İNSANOĞLU 01-01-1970 03:00 10 Kasım’dan 11 Kasım’a: Anmaktan Anlamaya 01-01-1970 03:00 Başarı Zehri: Merakın ve Erdem'in Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Çarşının Ruhu ve Ahîlik: Geçmişten Günümüze Bir Hatırlatma 01-01-1970 03:00 Körle Sağırın Dünyası 01-01-1970 03:00 Ruhun Bahçıvanlığı 01-01-1970 03:00 Ok mu, Yay mı? Yoksa İkisi Birden mi? 01-01-1970 03:00 Yokuş Yukarı Hayaller: Her Şeyi Başaramazsınız ve Bu, Olumsuz Bir Durum Değildir 01-01-1970 03:00 Ruhuna “Cicos”: Vicdanın Teneşir Hâli 01-01-1970 03:00 Hadsizliğin Zifiri Noktası 01-01-1970 03:00 Tohumun Yalnızlığı Ve Karanlıktaki Fethi 01-01-1970 03:00 “Aman ha, sakın okuma! Bu yazı vicdan kaşındırır, kafa çalıştırır!” 01-01-1970 03:00 Elif ile Vav’ın Gizemli Aşkı 01-01-1970 03:00 Zekânın Görünmezliği: Neden Vasatlık Toplumda Daha Fazla Takdir Görür? Aydın Mertayak Dr. 01-01-1970 03:00 Gençliğin Hesabı 01-01-1970 03:00 Sanal Sevaplar Derneği 01-01-1970 03:00 Kötülükten Kahkaha Çıkarmak 01-01-1970 03:00 Öksürmeden Lokma Düşmez! 01-01-1970 03:00 Sorumluluk Üstüne Bir Şamata 01-01-1970 03:00 Mukaddes Ayın Riyakârlıkla İmtihanı 01-01-1970 03:00 Kelebek Ömrü: Kübra Tekin Öğretmen’in Hazanı 01-01-1970 03:00 Şakşakçılar, Şaklayanlar ve Şaklattıranlar 01-01-1970 03:00 Çocuklar Okulu Neden Sevmiyor? 01-01-1970 03:00 Biz Ebeveynler Nereye Koşuyoruz? 01-01-1970 03:00 Bilim ve İman: Akıl Nereye Kadar? 01-01-1970 03:00 Geleceği Köklerinden Koparmadan İnşa Etmek: Eğitimde Dönüşümün Anahtarı 'Şimdi'yi Anlamak 01-01-1970 03:00 Koltuksuz Kalmış Kimlik Travması 01-01-1970 03:00 "Eşeğin Adaleti: Hak Arayışının Mizahi Yüzü" 01-01-1970 03:00 Karakter mi, Terbiye mi? 01-01-1970 03:00 Özgüvenli Cehalet ve Sessiz Bilgelik 01-01-1970 03:00 Hayatı Ucuza Yaşamak 01-01-1970 03:00 Anlamak ve Yanlış Anlamak Üzerine 01-01-1970 03:00 Hayatın Denkleminde Nerede Yanlış Yaptık? 01-01-1970 03:00 Yaşamın ve Gülmenin Devrimi 01-01-1970 03:00 Eşit Olmayana Eşitçe Davranmak: Eşitsizlik Düşüncesine Sosyolojik Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Sınavı Sonrası Umut ve Mucize Arayışı 01-01-1970 03:00