Köroğlu diyor ki;
"Tüfek icat oldu
Mertlik bozuldu.
Eğri kılıç kında paslanmalıdır!"
Belki abartmış olacağım ama...
O zamanlar savaşın bir namusu varmış be!
İki yiğit meydana çıkıp, göğüs göğüse mücadele edermiş.
O zamanlar savaş; dağlarda, ovalarda yani meskûn mahaller dışında yapılırmış.
O zamanlar savaşta; sivil halka, kadına, çocuğa dokunulmazmış.
O zamanlar savaşta; şehre, ibadet alanlarına, hastanelere zarar verilmezmiş.
O zamanlar savaşta; yiğitler tüm hünerlerini karşısındaki yiğitlere gösterirlermiş.
O zamanlar; SAVAŞ SANATMIŞ yani!
Ey Köroğlu!
Sakın başını kaldırıp da bakma yeryüzüne.
Ortada ne yiğit var, ne kılıç, ne kalkan...
Herifçioğlu bir parmağıyla basıyor düğmeye ve binlerce kilometre uzaktaki bölgeleri cehenneme çevirip, orada yaşayan binlerce masum insanı katlediyor ve işi bitince ortaklarıyla 'ÇAAAKK!' yaptıktan sonra sözüm ona başarısını şampanyalarla kutluyor.
Ey Köroğlu!
Mertliği geçtim; insanın mayası, sütü bozuldu be!
Milyonlarca dolarlık silahlar, mühimmatlar, tanklar falan da yavaş yavaş ortadan kalkacak gibi görünüyor baksana!
Şimdilerde köstebek gibi yerin altında bişeyler yapıp o bölgeyi sallıyorlar. Yıkılan binaların enkazı altında kalan binlerce zavallı masum insan yaşama veda ediyor.
Daha da korkuncu; bir virüs üretip "hoopp!" diye havadan aşağıya salıyor ve o ülkenin halkı hastalıktan kırılıp telef oluyor, ekonomisi bitiyor.
Hayat bitiyor o diyarlarda be Köroğlu!
Asıl beni yaralayan şey ne biliyor musun; ortalık ölüm sessizliğine bürünürken, diğerleri "Bana ne ya! Onlara müstahak." diyebilecek kadar şuurunu kaybetmiş.
Sanırsın ki onlara can veren o!
Sanki o ölünce dünya kendisine kalacak, yeri genişleyecek, her şey ebediyen onun olacak.
Bilmiyor ki yarın sıra onlara gelecek!
Eyy Köroğlu!
Keşke o zamanlarda yaşasaydım be!
Sizin zamanınızda mertlik varmış, bu zamanda dert!
Sizin zamanınızda kanaat varmış, şimdilerde hırs, vahşet.
Vicdanları paslı canlılar dolaşıyor etrafımızda.
Ne diyeyim be KÖROĞLU!
Siz insanın hasıymışsınız hası!
Biz mi?
Onu sorma çünkü bunca zulmü görünce hala yüzü kızaran, içi sızlayan, masuma ve mazluma el uzatmaya korkan bir avuç insan kaldık.
Namussuzların silahlarına ne gücümüz yetiyor, ne sözümüz geçiyor!
Saygılarımla
Sebahat Karagöz


















