Özellikle son yıllarda ülkemizde ve dünyada dine ve inanan insanlara karşı çoğu zaman sözlü, bazen de fiziksel boyutta şiddetin dozunun giderek arttığını görüyoruz.
Etrafımıza baktığımızda müslüman (!) ülkelerin ilkelliğine, hiç de İslama yakışmayan davranışlarına şahit oluyoruz.
Çoğunlukla dindar (!) ailelerin 'Allah'ı, Kitabı öğrensin' diye İmam Hatip ya da Kur'an kurslarına gönderdikleri çocuklarının ilerleyen zamanlarda dinden uzaklaşıp; birer ATEİST (!) ya da DEİST olduklarına tanık oluyoruz.
Bir yerlerde yanlış yapıyoruz belli ki ama nerede?
Çoktandır kafamı kurcalayan bu konuyu biraz eşeledim ve bakın nasıl bir sonuç çıktı ortaya!
Kimse evladının kötü olmasını, mutsuz olmasını veya başarısız olmasını istemez ama yanlış yaklaşım sonucu çocuğunu kaybeder.
Bizim çocukluğumuz farklıydı!
O zamanlarda ebeveynlerin yetişemediği yerde; konu komşular, öğretmenler ve devlet çocuklara sahip çıkardı.
Şimdilerde maalesef bizler kendimize bile sahip çıkmakta zorlanıyoruz.
Daha minnacıkken evde büyüklerimizden 'Allah'tan korkmayı!' öğrenirdik.
Yanlış birşey yaptığımızda
"Cehennemde yanacaksın!"tehditiyle karşılaşır, pusardık.
Akşamları bir araya geldiğimizde sohbet konusu çoğu zaman
" öbür dünya, inanmayanların başına gelecekler, zebaniler, cinler, periler, şeytan v.s" olurdu.
Sonrasında yatağa girince tir tir titrer, uzun süre uyuyamaz, uyuyunca da kabuslar görürdük.
Her şey ama herşey sonunda döner dolaşır dine, imana gelirdi.
Küçücük beynimizde
'Bu din ne menem bişey ya!' diye düşünürdük.
İşte bu atmosferde sürekli mengeneye sıkıştırılmış beyinler en ufak bir olayda boşalır ve zıvanadan çıkar!
BASKI İSYANA SÜRÜKLER.
Bugün yaşadıklarımız işte bu!
Oysa "Dinde zorlama yoktur!" der Hz. Muhammet efendimiz.
"Fikirler topla tüfekle yok edilemez!" der M. Kemal Atatürk.
Bizler dinimizi ya nenelerimiz, dedelerimiz ya da sıradan hocalardan öğrendik.
Hiç merak edip araştırmadık
"Bismillahirrahmanirrahim!" ne demek diye.
Abdestsiz Kur'an a el sürme, camiye girme...
Neden ama nedeeennn?
Hiç sormadık!
Korktuk, uzaklaştık...
Kaybettik!
Hiçbir din kötülüğü emretmez, temelde hepsinin dayanağı aynı dır; kötülük yok, kötü düşünmek yok, yardım var, yaratılan her canlıya saygı var, bize sunulan nimetleri israf yasak!
Bunun nesi kötü?
Ama biz bunları değil 'yaşarken tamamen öbür dünya için çalışmalı, sürekli namaz kılmalı ve kötülük yapmamak için toplumdan uzak durmalıyız'
Yanlış burada başlıyor!
Yine Peygamber Efendimiz diyor ki
"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi Ahiret için çalışın!"
"Nefsinizle mücadele ederek hem bu dünyayı hem öbür dünyayı kazanırsınız!"
Korkmakla, kaçmakla olmaz!
İşte çocuklarımızı daha küçücükken böyle korkuttuk ve onlar isyan etti!
Bunda yabancıların bazı dış mihrakların rolü yok mu?
Elbette var!
Bizler öyle güzel bir ortam hazırladık ki hiç zorlanmadan o en değerli varlıklarımızı kendi ellerimizle onlara sunduk!
Bundan sonra onları geri kazanabilir miyiz?
Zor ama imkansuz değil!
Kendimizden başlayarak önce dinimizi öğrenip hurafelerden arındırarak
'İNANCIN BİR YAŞAM BİÇİMİ! "olduğunu tavır ve davranışımıza yansıtarak çocuklarımıza örnek olmalıyız.
İnsan bilmediği şeyden, baş edemediği güçten korkar!
O halde okumalı, araştırmalı ve korkularımızı yenmeliyiz.
Allah kuluna eziyet etmez eğer aksi durum söz konusuysa bilinmelidir ki kul ne çekerse kendi aklından çeker.
Çoğu zaman korku ve saygı birbirine karıştırılır.
Allah'ı sevin, saygı duyun!
Kötü birşey yapıyorsanız işte o zaman cezadan korkun çünkü dinde kötülüğe yer yoktur.
Saygılarımla
Sebahat Karagöz

























Ne yazık ki din, sevgi değil korku diliyle öğretilince çocukların kalbinde güven değil, mesafe oluşuyor. Oysa Allah sevdirilerek anlatılmalı. Kur’an’ın ilk cümlesi bile “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” başlıyor. Yani merhametle!
Yazınızda altını çizdiğiniz gibi, birçok çocuk cehennemle korkutulmuş bir geçmişin yükünü hâlâ taşıyor. Bu baskı da ya isyana ya da kopuşa sebep oluyor. Oysa din bir yaşam biçimi, bir vicdan meselesidir. Giyimde, davranışta, ahlakta, yardımlaşmada hissedilmelidir – sadece ritüellerde değil.
Dinî bilgi hurafelerden arındırılmadıkça, bireyin aklına ve kalbine ulaşmadıkça sadece bir yük gibi taşınır. Ve en çok da çocuklar bundan kaçmak ister.
Gerçekten çok değerli bir farkındalık metni olmuş. Bu tür samimi yazılar çoğaldıkça belki yeniden köklerimize döneriz. Çünkü kaybettiğimiz şey inancımız değil; onu yaşama biçimimiz.
Yüreğinize sağlık.