Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
30 MAYIS Cumartesi 23:17

6- Yürek Yangını

Giriş Tarihi : 22-01-2025 10:16

Okul en son ne zaman boyanmıştı hiç bilmiyordum fakat okulun mutlaka boyanması gerektiği duvarların, koridorların ve sınıfların halinden anlaşılıyordu. Köyde eğitimin yüzü okullardı, camilerdi; ne kapısı kırık bir sınıfa ne de duvarları badanasız bir okula tahammül edilemezdi. Okul bizim yuvamızdı, böyle bilip böyle eğitilmiştik ve benim yuvam şimdi ne hallerdeydi!

.Kaçkar Dağları; yaklaşık 2 bin 500 bitki türünü binbir renkte çiçeği tek bir coğrafyada barındırır. Bu yüksek dağlar hele ki İkizdere’nin, Çamlıhemşin’in dağları, ovaları, Kavrun Vadisi'ndeki endemik çiçekler… Aylardır bütün ihtişamıyla içimizi ısıtan kar sıcaklığı yerini nisan sıcaklığına bırakarak üzerindeki örtüyü yavaşça kaldırır. Böylelikle bu güzelliklerin içinde olan, bu coğrafyada yaşayan tüm canlılar ne kadar şanslı olduklarının bir kez daha farkına varırlar.

 

Etrafa yayılan boyanın keskin kokusu baharın taze çiçek kokularını bastırıyordu. Okulun temizlik malzemelerinin bulunduğu depodan aldığım beş kiloluk boyalardan bir tanesini açıp üzerinde yazan ölçüye göre hazırladım. Elime aldığım ince tahta parçasıyla ideal kıvamını bulması için tüm gücümle karıştırmaya başladım. Bir yandan da şaşkın şaşkın okulun duvarlarına bakıp bu kadarcık boyanın bütün koridoru boyamaya yetip yetmeyeceğini hesap etmeye çalışıyordum. Boyanın kıvamını bulduğuna kanaat getirince duvarları boyamaya başladım. Ne kadar zor olabilirdi ki hem. Acemi acemi duvarları boyarken Köy Muhtarı Mustafa Bey’in, selamı okulun geniş koridorlarında yankılanıyordu.

— Selamün aleyküm Gökçe’n kızım. Hayret, bu hafta sonu evinize gitmemişsiniz. Okulun kapısını da öyle açık görünce durup bi selam vereyim dedim.

— Ve aleyküm selam Muhtar amca, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, sağlığınız yerindedir inşallah.

— Çok şükür iyiyim Gökçe’n kızım. Biraz bağ bahçe işlerim var tarlada, öğlen güneşi ortalığı yakıp kavurmadan işlerimi halletmeye gidiyorum.

— Allah kolaylık versin şimdiden Muhtar amca. Yalnız size zahmet gitmeden şu hazırladığım boyanın kıvamına bi baksanız, boyadığım yerler tutmuyor sanki. Ne kadar boyasam nafile!

Muhtar bir yandan yerlere damlayan boya izlerine bir yandan koridorun duvarlarına atılmış gelişigüzel fırça darbelerine bakındı.

— Yahu ben köy muhtarıyım, boyadan da az biraz anlarım da… Öğretmen kızım, sanki bu iş senin işin değil, ne dersin?

 

— Haklısınız Muhtar Amca, boya badana işleri hakikaten çok zormuş fakat okulun hali de ortada!

Okulun duvarları perişan haldeydi, muhtarla el el baş baş öylece susup kaldık ve bir süre boş gözlerle duvarları seyrettik. Koridorlar görüntü kirliliği oluşturacak kadar bakımsız görünüyordu. Eğitimin görünen yüzü okullarımızın her zaman temiz ve bakımlı olması gerekiyordu. En başta güvenlikle ilgili önlemlerin alınmış olması sonrasında fiziki koşulların iyileştirilmesi, bakım onarım çalışmalarının yapılması hayati derecede öneme sahipti. Her şeyden önce bu sağlıklı ortamı oluşturmak gerekiyordu. “Görünen köy klavuz istemezdi.” Fakat bu defa görünen köyün iyi bir klavuza ihtiyacı vardı ve o klavuz vaziyeti çoktan kabullenmiş; iş elbisesi olarak üzerine giydiği hayli eski kot gömleğin kollarını sıvamaya hazırlanıyordu.  Bu hafif yağışlı cumartesi günü elinde kazma, bahçedeki yabani otları temizlemeye gidecekken bu küçük okul ziyareti tüm planlarını değiştirmişti. Muhtar, kazmayı bırakıp inatla yerlere damlamaya devam eden köşede dikili duran uzun boya fırçasını eline aldı.

— Ya Allah! Başlayalım bakalım. At binenin, kılıç kuşananınmış.

Bir işe başlamak demek o işi bitirmenin yarısı demekti. Tek başıma başladığım bu işte işi bilen birinin yanımda olması ile daha bir cesaretlendim. Tüm okulu boyamak ve günün sonunda sonucu görmek için sabırsızlanıyordum.

İş çok ağır ilerliyordu. Muhtar boyadığı yerleri bir müddet sonra tekrar boyuyor, yerlere damlatmamaya azami dikkat ediyordu. Ben de okuldaki temizlik malzemeleri ile yerlere damlayan boyaları kurumadan silme telaşıyla, bir yandan da pencere kenarlıklarını, büyük fırçanın giremeyeceği köşeleri elimdeki küçük fırçayla boyamaya çalışıyordum. Köşeleri boyamak ayrı bir titizlik istiyordu ve geniş duvarları boyamak kadar eğlenceli değildi.

— Muhtar amca artık yer değiştirelim mi? İki saattir sizi gözlemliyorum, biraz da ben boyamak istiyorum.

— Al bakalım, Gökçe’n kızım, madem boyamak istiyorsunuz, hem ben de biraz dinlenmiş olurum.

İşte ne olduysa o anda oldu! Fırçayı boya kovasına batırmak isterken nasıl olduysa kova devrildi ve tüm boya yerlere dökülüverdi, ağlamaklı olmuştum; kusurum, kabahatim çok büyüktü. Muhtarın ağzından dökülen sözler ise tokat gibi çarpmıştı ağlamaklı yüzüme:

— Yerlere dökülen devletin malı Gökçe’n kızım, kendi evinde çıkan en büyük yangınlara bile bu kadar üzülmüyor insan!

Ne dese haklıydı Muhtar. Mesele yerlere dökülen bir kova boya değildi ki. Devletin ziyanıydı mesele! İçimizin cız etmesi, yüreklerimizde çıkan yangınlar hep bu yüzdendi.

Selen Karagöz/ Yürek Yangını

Devam edecek…

YORUMLAR
Rize Haber Yemek Tarifleri Haber Yazar