balmoral resort casino siteleri deneme bonusu veren siteler
Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
07 MART Cumartesi 09:27

30- Vefâ Yahut Kâğıt Kesiği

Giriş Tarihi : 16-06-2025 05:50

-Bana oradan beyaz bir kâğıt verir misin?

Profesörün yüzü asık ve kararlıydı. Ne yapacaktı bu kâğıtla? Her türlü azarı göze alarak “Sayın Profesör acaba ne için istediniz!!?” diyerek çekine çekine uzattı kağıdı. Ortalık buz kesmişti. Zaman durmuştu. O sessizlikte kalp atışları bile duyulabiliyordu profesörün karşısında korku dolu gözlerle tir tir titreyen memurun. Kalbi güm güm atıyordu. Fena bi şeyler olacağı kesindi. Fena, çok fena!

-Ne yapacağım Rüstem Efendi! Bir kâğıtla ne yapılırsa onu yapacağım!

Memur Rüstem Efendi, profesörün otuz yıldır yanında çalışan emektar kâtibiydi. Profesörün huyunu suyunu çok iyi bildiğinden ona göre davranırdı. Profesör gereksiz sorulardan ve söylediklerini tekrarlamaktan hiç hoşlanmazdı. Basit bir şey istemişti Rüstem Efendi’den. Beyaz bir kâğıt uzatmasını! Esasında çok basit görülen bu istek Rüstem Efendi için imzalanmaya hazır ölüm fermanından farksız değildi. Tuhaf bir gerginlik vardı odada. Rüstem Efendi daha önce Profesörü böylesine sinirli böylesine aksi bir tavırda hiç görmemişti. İlk günden beri kendisine karşı her zaman nazik ve saygılı davranırdı fakat bu defa Rüstem Efendi’yi görmezden geliyordu. Otuz yıllık mesai arkadaşıyla göze gelmemek için azami çaba sarf ederek “Hayat giderek yalnızlaşmaktır, Rüstem Efendi. Şimdi müsaadenle beni bir süre odada yalnız bırak! “ dedi. Dile kolay, otuz yıl sonra Profesörden duyduğu bu sözlerle afalladı, gözleri doldu ve ne diyeceğini bilemedi. Başını önüne eğdi ve “Nasıl uygun görürseniz Sayın Profesör, bir şeye ihtiyacınız olursa buralardayım yine.” diyebildi. Üzüntüsü, endişesi, tedirginliği yüzünden okunuyordu.

- Var, dedi Profesör! Kravatını biraz daha gevşeterek:

-Sana zahmet çıkarken kapıyı kapatıver! dedi. Alnı boncuk boncuk terliyordu. Profesörün bu hali Rüstem Efendi’yi fazlasıyla endişelendirse de onun dediğini yapmaktan başka çaresi yoktu.

- Emredersiniz Efendim, diyerek yavaşça kapattı oda kapısını. Rüstem Efendi’nin yaşadığı hayal kırıklığının tarifi yoktu. Belli ki durum çok ciddiydi. Otuz yıllık çalışma hayatı boyunca Profesör, ciddi bir konu olmadıkça odasının kapısının kapalı olmasına asla müsaade etmezdi. En ciddi konuları bile Rüstem Efendi’nin yanında konuşur, hemen her konuda onun fikirlerini ve görüşlerini mutlaka alırdı. Eli ayağı gibiydi Profesörün, sadık hizmetkârıydı. Masası profesörün masasının hemen yan tarafındaydı. Bir gün bile yanından ayırmamıştı Rüstem Efendi’yi. Şimdi onca yıl sonra ilk kez odadan çıkmasını emretmişti. Aldığı emirle makam kapısını kapatan Rüstem Efendi yan tarafta çok kullanılmayan, içinde bir masa bir sandalye ve küçük eski bir daktilo bulunan küçük, boş odaya geçip beklemeye başladı. Bu oda sıradan bir oda değildi. Rüstem Efendi’nin otuz yıl önce daktilosunun başına geçtiği odaydı. Profesör geldikten sonra ona yanında bir masa vermiş ve bu küçük oda otuz yıl boyunca bir daha hiç kullanılmamıştı. Şimdi zamanda bir kesik atılmış gibi Rüstem Efendi bu açılan kesikten otuz yıl geriye gitmişti.

Bu kuytu odanın sessizliği uzay boşluğundaki sessizlikle eş değerdi. Atmosferde sürekli düşme hissi ile asılı kalmıştı. Hareketsiz beklerken masanın üzerinde duran bir kitap gördü. Belli ki birisi tarafından burada unutulmuş, yeni bir kitaptı. Kitabın ilk cümlelerini merak ederek, sanki sevilen bir dosttan nicedir beklenen o mektubu açar gibi açıverdi sayfalarını. Kalp atışları düzensizleşti. İlk cümleyi okudu. İkinci cümleyi okuyamadı Rüstem Efendi. Yığılıp kaldı oturduğu eski sandalyede. “Şans, Talih, Kader, Kısmet” başlıklı yazının ilk cümlesi kopardı onu otuz yıllık mesaisinden. “Vay be, yazıyordu. Nereden nereye!” Yüreği kaldıramadı bu serzenişi, çünkü kendisine bile itiraf edemediği bir zamanda iki satır cümle ile içi parça parça olmuştu. Çay servisi için içeri giren görevli Rüstem Efendi’yi o halde görünce elindeki çay tepsisi düşüverdi yere. Çıkan gürültü ile Profesör ve etraftakiler koşup geldiler. Rüstem Efendi’nin nabzını kontrol etti Profesör, bir yandan da şok içinde kıvranıyordu. “Aman Allah’ım, ne yaptım ben? Ne yaptım ben!?”diyerek Rüstem Efendi’nin oracıkta duran kalbini çalıştırmak için insanüstü bir gayret gösteriyordu. Bu kalbin mutlaka çalışması gerekiyordu. Yoksa yaşadığı vicdan azabı onu da oracıkta öldürecek gibiydi. Kalp masajı dakikalar boyunca sürdü. Profesör kan ter içinde iyice yorgun düşmüştü, tam bitti artık dediği anda Rüstem Efendi’nin gözleri otuz yıl sonraya açıldı. Umutla baktı Profesöre, zorlukla nefes alarak, gülümsemeye çalıştı:

 

“Eliniz kanıyor Profesör, bakın kâğıt kesiği ”dedi.

 

Rüstem Efendi’nin yüreğinde açılan zaman kesiği, Profesörün elindeki kâğıt kesiği ile aynıydı. Vefa; insanı hayata döndürecek kadar kıymetli, vefasızlık ise insanı hayattan koparacak kadar ölümcüldü.

Devam edecek..

Kar Sıcaktı/Selen Karagöz

YORUMLAR
Adnan Ak 9 ay önce
Hayat bize her zaman