Yoklama bitince sınıf defterini kapatıp yavaşça ayağa kalktım. “Bu ilk dersimizde öğrencilerimi biraz daha yakından tanımalıyım.” diye düşünerek yüzümde hâkim olamadığım kocaman gülümsemeyle bir süre öğrencilerime baktım. On iki çift göz merakla her hareketimi takip ediyordu. Şimdi bu çocukların duyguları, düşünceleri, minik dünyaları, hayalleri bana mı emanetti? Öğrencilerimin okul hayatına attıkları bu ilk adımda tökezlemelerini, okula karşı olumsuz duygulara kapılmalarını istemiyordum. Zihin doğuştan boş bir levhadır, diyen eğitim felsefecileri ve onların görüşleri ve daha onlarca düşünce beynimde uçuşuyordu. Teorikte öğrendiğimiz kitaplar dolusu bilgiyi şimdi pratiğe dökme zamanlarıydı.
Çocuklar, ben sınıf öğretmeniniz, Gökçen Albayrak. Okulun ilk günü bu ilk dersimizde… Bu ilk dersimizde..?
Sahi, ilk gün olduğu için henüz bir plan ve program yapmamıştım! Okulda her şey yolunda görünüyordu. Öğrencilerimle de az çok tanışmıştık. Şimdi ise ders zamanıydı ve bütün öğrenciler, ilk dersimizde nasıl bir etkinlik yapacağımızı öğrenmek için gözümün içine bakıyorlardı. Pencereye yaklaştım. Karşımda duran ve kartpostalları andıran bu şahane manzara bana müthiş bir fikir verdi:
- Çocuklar, okulun ilk günü ve bu ilk dersimizde kardan adam yapacağız!
Çocuklar yıllar sonra bile duyacakları sevinç çığlıklarıyla beraber koştura koştura bahçeye indiler. O kadar çok kar yağmıştı ki kısa sürede kardan adam bahçemizin ortasında ve Atatürk büstümüzün hemen karşısında yerini almıştı.
- Öğretmenim, kardan adamın gözleri yok! Eve gidip zeytin getirebilir miyim? Hemen gelirim öğretmenim!
- Peki, Nazlı, iki tane zeytin alıp hemen geri gel!
Nazlı bir koşu eve gidip söz verdiği gibi elinde iki tane zeytinle geri geldi. Kardan adamın zeytin gözleri tamamlanınca öğrencilerimin gözleri de
Sevinçten ışıl ışıl olmuştu.
- Öğretmenim, kardan adamın burnu yok!! Burnuna da havuç takalım mı, lütfen öğretmenim!!!
Okulumuzun bahçesinde zeytin gözleri olan kocaman bir kardan adam duruyordu fakat öğrencilerimin görmek istediği zeytin gözleri olan, havuç burunlu bir kardan adamdı. Hemen bir çare düşündüm:
-Çocuklar, “kardan adam” şarkısını biliyor musunuz?
- Evet Öğretmenim!
- Biliyoruz öğretmenim..!
- Siz bu şarkıyı söylerken ben de lojmandan havuç alıp geleceğim. Anlaştık mı çocuklar!
“Anlaştık öğretmenim!” diyerek hep bir ağızdan kardan adam şarkısını söylemeye başladılar:
“Kardan adam yapalım
Burnuna havuç, gözüne kömür
Başına şapka takalım
Bir de atkı bulalım
Boynuna şöyle saralım
Burnuna havuç, gözüne kömür
Başına şapka takalım
İşte bu kardan adam…”
Tam dolaptan havuç alıp çıkıyordum ki çocukların şarkılı talimatları eşliğinde hemen geri dönerek lojmandaki atkımı, beremi ve kapıda duran çalı süpürgesini kaptığım gibi öğrencilerimin yanına geldim. Kardan adamın etrafında el ele tutuşup şarkı söyleyen öğrencilerime katıldım. Atkı, bere, havuç, zeytin, süpürge. Şimdi tamamdı işte! Kardan adam ve öğrencilerim oldukça mutlu görünüyordu. Çocuklar kardan adamı ve zeytin gözlerini hiçbir zaman unutmayacaklardı. Tıpkı bu sabah okul yolunda karların üzerine yattığım gibi çocuklar da bahçedeki pamuktan yataklara attılar kendilerini. Öğrencilerim kollarını iki yana açarak gökyüzünü selamlıyorlarken öte yandan güneş de bulutların arasından tatlı tatlı gülümsüyordu.
Kar Sıcaktı/Selen Karagöz/ Ocak2025























