+ Sen hiç dilek tuttun mu Gökçe’n teyze? Hani yıldızlar kayarken.
— Pek çok kez Betüş.
+ Peki ya ne dilemiştin teyzecim?
— Mutlu olmayı.
…..
Bir saniyeden kısa bir anda teyzesinin gözlerinin içinden ışık hızıyla geçen bir kıvılcım yakaladı Betül. Teyzesinin dileği gerçekleşmiş miydi acaba? Gökçe’n yeğeninin sorgulayan, meraklı bakışları altında ona cevap verdi.
— Evet, mutluyum Betüş! Çünkü ben mutlu olmayı seçtim.
+ Nasıl yani teyzecim, mutluluk bir seçim mi..?
— Evet , Betüş’üm, bu bir seçim aslında, insan mutluluğu da mutsuzluğu da kendisi seçer. O yüzden iyi dilekler tutmalı insan. Aklında, kalbinde ve avuçlarında. Sonra sımsıkı sarılmalı dileklerine, tüm dilekleri gerçek olana dek!
Betül, teyzesinin masalsı sözlerini dinlerken onu tıpkı masallardaki gibi düşledi. Üzerinde kelebekli beyaz bir elbise, başında yıldızlar kadar parlak süslü tacı ve elinde sihirli değneğiyle tüm dilekleri gerçekleştirmeye gücü yeten bir peri. Tüm bu düşünceler içinde saatlerce uzaklara dalıp birbirinden güzel hayaller kurabilirdi, o halde teyzesi haklıydı öyle mi? Sadece küçük ama tüm hayatına yön verecek bir seçim yapması gerekiyordu. Öyleyse o da teyzesi gibi ne yapıp ne edip mutlu olmayı seçmeliydi.
……….
Köyde yapılacak çok fazla iş vardı. Aslına bakarsanız köyün işi hiç ama hiç bitmezdi. Etrafta mutlaka kesilecek kuru bir dal, koparılması gereken yabani otlar, süpürülmesi gereken yapraklar bulunurdu. Şimdi ise haziran ayının nemli topraklarında, baharda ekilen patatesler için hasat zamanı gelmişti. Betül de yaz tatili için geldiği köylerinde bahçe işlerinde teyzesine yardım etmek için oldukça sabırsız ve istekli görünüyordu.
— Hadi şimdi bir şeyler yiyelim, dedi Gökçe’n . Bütün gün tarlada olacağız, patatesleri hasat edeceğiz. Soframıza kadar gelen bu kumlu patateslerin nasıl toplandığını göreceğiz.
Betül yemekten bir kaşık alıp yüzünü ekşiterek kaşığını tabağa geri bıraktı:
— Ben yemek istemiyorum, teyzecim dedi. Patates yemeği çok tuzlu olmuş. Ama bir an önce patates toplamak istiyorum. Bu işlerin nasıl olduğunu görmeyi gerçekten çok istiyorum.
Gökçe’n hiç ısrar etmeden yavaşça sofrayı topladı. Daha sonra içeri odasına girip üzerini değiştirerek elinde kıyafetlerle geri döndü. Tarlaya gidecekleri için yeğenine nispeten eski kıyafetler getirmişti.
— Peki madem, tarladan dönünce yeriz artık, al sen de bunları, üzerini değiştirip gel, bir an önce işe koyulalım, dedi.
Betül, teyzesinin söylediklerine uyarak hızlıca giyinip geldi. Birlikte evden çıktılar. Patika yokuşu çıkarak tarlaya ulaşıp hemen işe koyuldular. Gökçe’n bağ bahçe işlerini yaparken sanki hiç yorulmuyor, aksine bundan büyük bir keyif alıyor, dinleniyor gibiydi. Toprağa dokunmak, toprağı hissetmek ona göre yaşamın kendisi demekti. Arada rüzgarlar esip tozu toprağı kaldırırken refleksle kapanıyordu gözleri. Rüzgarın uğultusuyla beraber daha çok hissediyordu o zaman; nemli toprağın ayaklarına dolanan tatlı serinliğini…
……….
Patates bir kök sebzesidir, dedi Gökçe’n. Toprağın altında yumrular büyürken, toprağın üstünde çiçekler açar. Patates çiçeği bize hasadın ne zaman olacağını gösterir. En uygun zaman çiçekleri kuruduktan iki hafta sonra hasat yapmaktır.
Betül teyzesinin anlattıklarını büyük bir merakla dinliyor, bir yandan da elindeki küçük kazma ile toprağı kazıyordu. Kazıldıkça toprağın içinden farklı farklı şekilleri ile ortaya çıkan irili ufaklı patatesler, süpriz hediye kutularını açmak kadar eğlenceliydi. Fakat saatler ilerledikçe üzerine çöken yorgunluk, temiz havanın da etkisiyle iyice hissettiği açlık hissi ile elindeki kazmayı son bir gayretle toprağa vurarak durdu Betül. Nefes nefese kalmıştı. Yorgunluğu ve bitkinliği yüzünden okunuyordu.
— Teyzecim, ben çok yoruldum, dedi dizlerini tutarak. Artık eve gidelim.
Akşam ezanı da okunmak üzereydi. Hava iyice kararmaya başlamış, zaman hızla akıp geçmişti. Üstelik boşlukta akan sıradan zamanlar gibi ya da film izlerken farkına varamadığımız dakikalar gibi değil; her saniyesi farkına varılarak, hissedilerek yaşanmıştı.
— Haklısın gidelim Betüş, dedi Gökçe’n. Bu günlük bu kadar çalışma yeter. Neredeyse akşam ezanı okunacak , deyip topladıkları patates çuvalını sırtına yük ederek eve doğru yola koyuldular.
Yürüdükleri patika yolda köyün müthiş manzarası eşlik ediyordu onların adımlarına. Uzun dalları, gür yaprakları olan devasa ağaçların gövdeleri içlerinde binlerce kuş sesleri barındırıyordu. Hemen her ağacın içinde bir aşiyan varmış gibi şenlikti dalların yuvaları. Yokuş aşağı yürümek daha kolay olsa da düşmemek için arada durmak da gerekiyordu. Engebeli dik yollarda biraz hızlandıklarında kanatlanıp uçacakları hissi kayıp düşme hissiyle yarışıyordu . Nihayet eve vardılar. Önce bacası görünmüştü ahşap evlerinin sonra balkonu ve kapısı.
Patates çuvalını yere bıraktı Gökçe’n . Ayaklarına giydikleri kara lastikleri ve çorapları daha evin kapısında çıkartıp bahçedeki musluğu açarak buz gibi suyla ellerini ve yüzlerini yıkadılar.
Eve girince ilk iş sobayı yaktılar. Gökçe’n öğle vakti tuzlu olduğu için yenmeyen patates yemeğini ısınması için sobanın üzerine koydu. Sobaya atılan kuru odunlar çatırdayarak gümbür gümbür yanıyordu. O sıra sofrayı hazırlayana dek yemek de ısınmış servise hazırdı.
Betül biraz memnuniyetsiz tabaktaki patates yemeğinden bir kaşık aldı. Sonra bir kaşık ve bir kaşık daha derken büyük bir iştahla yemeğini bitiren Betül mahcup bir şekilde önündeki tabağı iki eliyle kaldırıp teyzesine uzattı.
— Ellerine sağlık Teyzecim. Bu şimdiye kadar yediğim en lezzetli yemek. Kaldıysa bir tabak daha alabilir miyim?
Devam edecek.
























mutluluğa böyle bakabilsek..