Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
30 MAYIS Cumartesi 23:20

15- Eve Giden Yol

Giriş Tarihi : 05-03-2025 11:28

Yokuşlarda dinlenmek de vardı, düzlüklerde kaybolmak da. Bir dağın eteğine tırmanırsan tam orta yere geldiğinde durup nereye baktığın önemlidir. Aşağısı kibir. Vay, ne kadar yol geldim, diye! Yukarısı ise  gayrettir, yorulan dizlerine. Sonra sessizce düşüncelerden düşlere daldı Gökçe'n, mısraların büyülü dünyasına kapıldı:

Baktım penceremden dışarda ne var?
Başıboş insanlar,uzayan yollar..
Sanırsın saatler mevsimler kadar,
Yapayalnız çamlar ve kozalaklar!

Uçurumlara kurulu salıncaklar..
Cambazlar bunları umursamazlar!
Boşluğa düşerken bizi yakalar,
Yapayalnız çamlar ve kozalaklar!

Bir yere yazmadım hafızamdalar,
Mutluluğu kadar küçük anılar!
Daha dün topladım avucumdalar,
Yapayalnız çamlar ve kozalaklar!

Ömrü anlatmaya yetmez satırlar!
Belki bir gerçeği hatırlatırlar
Ruhun ateşinde kavrulacaklar
Yapayalnız çamlar ve kozalaklar

Gökçe’n mısraların içinde hayaller alemine doğru yolculuk yaparken rüzgar hızıyla bir şey geçiverdi gözlerinin önünden. Olduğu yerde kalakaldı. Yırtıcılık ve saldırganlık hayvanların doğasında vardı, insan ise çoğu kez bu orantısız güç koşullarında bile sakin kalmalıydı. Yırtıcı bir hayvanla karşılaşma anında ona sırtını dönmeden hatta gözlerine bakarak yavaş ve temkinli adımlarla oradan uzaklaşmalıydı. Kurtlar ise yabancı bir varlığa saldırmaktan çok kaçıp saklanmayı tercih ederlerdi. Yine de hiçbir şey  şu an bir kurtla karşılaşma ihtimalinden daha ürkütücü gelmiyordu. Dün gece gördüğü rüyanın soğuk etkisindeydi. Çobanlık yeri tıpkı rüyasındaki gibi sis altındaydı ve bu ıssız yerde göz gözü görmüyordu. Ne bir yâver ne bir silah! Üstelik hayvanlar da kaybolmuş, dört tarafı meşe ormanlarıyla kaplı bu sisli ovada tek başına kalmıştı. Çamlardan dökülen yeşil çam kozalaklarını toplarken Gökçe'n için zaman unutulmuştu ve hava da kararmak üzereydi.

Gökçe’n bu puslu ovanın kime ait olduğunu biliyor, kendini habersiz geldiği için istenmeyen o misafir gibi hissediyordu. Bir an önce eve gitmek istiyordu fakat hayvanları olmadan eve giderse kopacak kıyametten de korkuyordu. Adımları onu meşeliklerin içine doğru sürükledi. İstemsiz bir şekilde ormanın içine doğru sürüklenirken sanki bir mucize gerçekleşti. Maşallah ile kınalı kuzusu boyunlarındaki çıngırakların çıngıl çıngıl sesleri eşliğinde meşelerin içinden çıkıverdiler. Karınları patlayıncaya kadar bütün gün uzun çayırlarda otlamışlardı. Hayvanların sezileri güçlü olduğundan hava kararmaya başladığını anlayıp evin yolunu tutmuşlardı. Gökçe’n onları aramaya koyulmuşken hayvanlar da bulunmak istemişti adeta. Hayvanları görünce korkusu kayboldu Gökçe’nin, daha fazla vakit kaybetmeden yola koyuldular. Gökçe’n önden yürümeyi seçti bu defa, eğer bir sürüye çobanlık edecekse önden yürümesi gerektiğini nihayet öğrenmişti.

Daha demin düzlüklerde kaybolan bu tayfa, şimdi evin yolunu tutmuş, dik yokuşta zikzaklar çizerek ilerliyorlardı. Hayvanlar Gökçe'nin liderliğini kabul etseler de uzun yokuşta arada durup kendilerine  mola veriyorlardı. Gökçe'n ise  bir an önce eve varmak için acele ediyordu. Hayvanlarının peşi sıra  geleceklerinden emin, yokuşun orta yerine varınca durdu Gökçe'n. Yukarı baktı sadece, anacığı meraktan evde duramamıştı. Her yeri gören bir taşın üzerine çıkmış, bütün gücüyle avazı çıktığı kadar  bağırıyordu:

-- Oyy! Sizi veren Allah'a şükürler olsun! deyip dualar ederken öte  yandan  “Akşam ezanı okundu okunacak! Nerde kaldınız bu saate kadar? “ diyerek yakınıyordu.


Gökçe’n mahcup ve üzüntülü: 

-- Hayvanları kaybettim anacığım! Otlaya otlaya uzaklaştılar meradan, sonra kendiliğinden çıkıp geldiler. Eğer gelmeselerdi onları aramaya ormana gidiyordum.


-- Ah kızım, hayvanlar akşam olduğunda yolu bulup gelirler. Sen gitseydin karışır kalırdın ormanın içinde. Allah korudu seni kızım. Kurda kuşa yem olurdun! İzini bile bulamazdık!

Gökçe'n annesinin tepkilerinin nedenlerini  anlıyordu. Yaylalarda insanlar akşam ezanı okunmadan önce evlerinde olurlar . Oysa şimdi eve giden yolun yarısında akşam ezanları okunuyordu:

-- Allahu Ekber Allahu Ekber! 
    Allahu Ekber Allahu Ekber!
-….


Yaylalarda karanlık bastığı zaman sadece cılız ışıklar görülürdü evlerin pencerelerinden. Yol kenarlarındaki isli sokak lambaları kapıları ışıklandırırdı. Nihayet varmıştılar,  o ışıklı kapıların eşiğine. Hayvanlar evi görür görmez anırarak ahıra doğru koşmaya başladılar. Maşallah kapısı nim açık kapıyı burnuyla itip içeri girdi. Kınalı kuzusu da hemen arkasından içeri girdiler. Gözleri yaşardı Gökçe’nin bu manzara karşısında. Kızdı kendine , pişmanlık duydu, öfke duydu. En başından beri ona emanetti bu dilsiz hayvanlar! İhmâl etmişti onları ama öğrenmişti. Baş edebilmeyi, serinkanlı olmayı, dayanabilmeyi. Çünkü en kolayıdır zorluk anında bırakıp gitmek. En kolayıdır kendini kurtarmak ya da vazgeçebilmek!
Devam edecek..
Kar Sıcaktı/Selen Karagöz

YORUMLAR
Selen Karagöz 1 yıl önce
Elif’im, hiçbir kelime senin söylediğin iki heceden kıymetli diil . Seni çok seviyorum canım kızım, iyi ki doğdun
Elif Kurt 1 yıl önce
Hissettirdiği duygular çok güzel yazılmış. Teşekkürler anne, iyi ki yazmışsın.
Selen Karagöz 1 yıl önce
Hayal Yılmaz çok kıymetlisiniz, çok teşekkür ediyorum. Anlaşılmak çok güzel
Hayal yilmaz 1 yıl önce
Düzenli şekilde hikayelerinizi okuyorum. Türk hikayeciligine yeni bir soluk getirdiniz diyebilirim. Tebrikler
Selen Karagöz 1 yıl önce
Kurt mitini hikayelerin içinde bir gölge yahut bilge unsur olarak kullanmayı düşünüyorum, Teşekkür ediyorum dikkatiniz için Tarkan. Erkan
Tarkan. Erkan 1 yıl önce
Ta Ergenekon'dan beri Türk hikâyelerinde kurt hep var olmuş bir olgudur . Hikayelerinizdeki bu kurt daima insanımıza hizmet etmiş sanırım hikayedeki kurt ta Gökçen in en büyük destekçisi olacak
Selen Karagöz 1 yıl önce
Teşekkür ediyorum Hilal Özyanık meslektaşım, siz kıymetli okuyuculara duygularla ulaşmak çok güzel
Hilal ozyanik 1 yıl önce
Tipik bir yayla hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılır. Edebiyatın bütün inceliklerini hikayemde kullanmış sin meslektaşım
Selen Karagöz 1 yıl önce
Ayhan Demir, estağfurullah, kalemim yettiğince yazıyorum. Çok teşekkür ediyorum.
Ayhan Demir 1 yıl önce
Şiir ve hikaye içiçe. Güzel bir birliktelik. Bu tip edebi ürünü her edebiyatçı bir araya getiremez
Selen Karagöz 1 yıl önce
Sude Saruhan, çok güzel yorumlar, çok teşekkür ediyorum☺️
Selen Karagöz 1 yıl önce
Mehmet Arıcıoğlu, çok teşekkür ediyorum nazik yorumlarınız için.
Sude Saruhan 1 yıl önce
Başından beri hikayelerinizi okuyorum. Güzel bir dil kullanıyorsunuz. Edebiyatın bütün inceliklerini bir oya gibi hikayeniz de isliyorsunuz. Elinize, kaleminize sağlık
Mehmet Arıcıoğlu 1 yıl önce
Yazılarınız çok güzel.Çoçukken takvim yapraklarındaki yazıları okumak için sabırsızlıkla beklerdim şimdide aynı yazılarınız için teşekürler sayın Selin hocam yeni yazınızı sabırsızlıkla bekliyoruz.
Selen Karagöz 1 yıl önce
Sorumluluk hissettiriyorsunuz, teşekkür ediyorum Şükrü Bülbül .
Şükrü Bülbül 1 yıl önce
Yazar hikâyede dünya gerçeklerini dile getirirken kişinin zorluklarla nasıl başarılı olmayı bu hikâyede çok iyi anlatmış. Hayatın zorluklarını aşmak için mücadelenin şart olduğunu dile getiriyor.

Selen Karagöz 1 yıl önce
Teşekkür ediyorum Cengiz İnlikaya. En uzun yazılar bile bir tek cümleyle başlar.
Selen Karagöz 1 yıl önce
Goncagül Erdoğan, Melih Uyanık, teşekkür ediyorum. Küçük bi düzenleme yaptım siz kıymetli okurlar için
Cengiz İNLİKAYA 1 yıl önce
‘Yokuşlarda dinlenmek de vardı, düzlüklerde kaybolmak da. Bir dağın eteğine tırmanırsan tam orta yere geldiğinde durup nereye baktığın önemlidir. Aşağısı kibir. Vay, ne kadar yol geldim, diye! Yukarısı ise gayrettir, yorulan dizlerine’



Kibir , İslam dininde ve her dinde , toplumlarda , insan ilişkilerinde istenmeyen çok çok kötü bir davranıştır ve bu yazınından can alıcı cümlesi bence bu
Goncagül Erdogan 1 yıl önce
Hikayenin yerini şiir tutmuyor
Melih Uyanik 1 yıl önce
Hikayelerinizi alışmış Ken şiir biraz tuhaf geldi. Hikaye istiyoruz yoksa eylem yaparım
Rize Haber Yemek Tarifleri Haber Yazar