Yeminlen bu yaz haşlandık.
Hava 28-30 derece, nem %90 resmen eridik.
Olacağı buydu!
Uzmanlar uyarıyor
"Lan o'lum n'olcek sanki, açarız klimaları, ooohhh!"
Vallahi klima bile yetmiyor.
Bunların başımıza neden geldiğini hepimiz biliyoruz ama nedense önlem almıyoruz!
"Kızım sen kafayı mı yedin, ben önlem alsam ne olacak?
Dünyada 8 milyar insan yaşıyor"
Haklısınız elbette, ben herkesin bu konuda duyarlı olması için çabalıyorum.
Merak ettim
"Neden İstanbul, Ankara ve diğer büyük şehirlerimizde her geçen yıl sel felaketleri ve sıcaklıklar artıyor?"
'Tak' diye karşıma betonlaşma ve çarpık yapılaşma çıktı.
Kısaca anlatayım:
Yüksek yüksek binalar, cam, asfalt çarpık yapılaşma iklimi etkileyen en önemli faktörler arasında
Gelişigüzel ve dipdibe yapılan çok katlı binalar rüzgarın önünü kesiyor ve alt katlarda türbülansa neden oluyor.
Buharlaşmayı sürüklemeye çalışan rüzgar binaların duvarlarına çarpıyor ve çıkış yolu bulamıyor.
Sağa sola çarpıp hem insanlara hem binalara zarar veriyor.
Zamanla o binaların duvarları nemden çürüyor, korozyon oluşuyor.
Yorgun, depreme ve doğal afetlere karşı dayanıksız hale geliyor.
Uzmanlar diyor ki
"Kardeşim çok yüksek binalar yapmayın!
İllâ yapacaksanız bize sorun!
Biz o şehrin rüzgâr yönünü size söyleyelim, siz de evlerinizi o doğrultuda yapın ki rüzgâra çıkış yolu olsun!"
Meteoroloji uzmanları bu konuda hayli mesafe katetmişler. Onlara güvenmek zorundayız.
Beton yüzeyleri gündüz güneş ışınlarını absorbe ediyor, gece dışarı veriyor.
Böylelikle gündüz evimizin içi, gece dışarısı yanıyor.
Hele bir de bina estetik görünsün diye cam kaplandıysa; vay ki ne vay!
İşte o camlar mercek görevi görüyor ve gelen ışığı yansıtıyor.
Bu da mevcut ısının 8-10 kat daha fazla hissedilmesine neden oluyor.
Binalar arasında yollara atılan asfalt ise buharlaşmayı azaltarak hissedilen sıcaklığı daha yüksek hale
getiriyor.
Bitmedi, yağmur yağdığı zaman toprak alanlar yağmuru içine çeker.
Şehirlerdeki yeşil alanların yok edilmesiyle birlikte yağmur suları asfaltların üzerinde birleşerek debisi yüksek, önüne gelen her şeyi sürükleyen nehirler haline geliyor.
Yani sevgili dostlar bişeyler yapıyoruz modernleşme için ama işin işinden çıkamaz hale geliyoruz.
Burada bizlere düşen görevler var elbette!
Bunların en önemlisi; Bilinçlenme ve sürekli takipçi olmaktır!
Yerel yönetimleri, mütahitleri, devleti bu konularda durmadan ikaz etmemiz gerekir.
Şehirlerde nüfus arttıkça bina sayısı da artıyor.
Hem yüksek yapılar çoğalıyor hem de aralarda kalmış yeşil alanlar yok ediliyor.
Sonuç:
Aklımızı başımıza devşirmezsek; çok değil 5-10 sene sonra sıcaklıklar
50 derecelerin üzerine çıkabilir, kuraklık neticesinde suyumuz tükenebilir, insanlar salgın hastalıklarla karşı karşıya kalabilir...
Sevgili Dostlar
Dünya kötüye gidiyor!
Hep birlikte az-çok demeden bu gidişata "Dur!" demek zorundayız.
Saygılarımla
Sebahat Karagöz