Umutlar biter mi gönül yorulunca?Otlamayı bırakır mı kuzular, yemyeşil otların üzerine yağan çiğ tanelerini gördüğünde?Gözler aldanır mı şafağın serinliğine, vazgeçer mi yaldızlı uykularından..?Bu sabah mandalina kokuları geliyor burnuma, kış öncesi. Leylakların kokusu kadar baygın, ekmek kokusu kadar sıcak.Kelimelerin üstünü örten şu yavanlık olmasa keşke.Nasıl anlatılabilir ki umut?Buğulu pencerelerin arkasından bakmaya
çalışırken bulutların arasında nazlı nazlı kaybolan kızıl mavi kesikler, ikiye böler gökyüzünü.Ve hiçbir şey durduk yere yaşanmaz!
O ilk adım,yeni yeni yürümeye başlayan bebeklerin çığlıkları kadar heyecan verici!Sonra bir adım, bir adım daha derken annesinin iki yana açılan sevgi dolu kollarına atar kendini son bir gayretle.
Ateş sönmek üzere ve odunlar ıslak.Yağmur çatıyı devirecek kadar şiddetli yağıyor.Oluk oluk yağmur suları akıyor evlerin damlarından.Ev ahalisi içten içe mutlu, huzurlu, yağmurun dinmesini beklemekte.”Vallahi diyorlar. Göğün çivisi çıkmış. Bu yağmurda dışarda kalanların vay haline!Dualar ediliyor:Ya Rabbim, sen evsiz barksız kalanlara yardım et!Aç kalanlara, açıkta kalanlara yardım et!Ellerini göğe açıp yalvarıyorlar.Yağmur da gökten yağıyor, iyilik ve ikram da göklerden bekleniyor.Yerdekilerin yakarışı göklere!Saca vuran damlaların gürültüsünden kimse kimseyi işitmiyor.Bir kıyamettir koptu kopacak!
Hayat öyle kısa ki, biraz üzülmek için bile zaman kalmamış.Mahalle esnafı kepenkleri kapatıp evlerine dağılmış.Yorgun, düşünceli Rüstem Bakkal.Bu ay kirasını ödeyebilecek mi bilmiyor?Adres sormak için bakkala uğrayan salaş giyimli, saçı sakalı birbirine karışmış orta yaşlı bir adam iki kutu sigara alıyor .Sapsarı dişleri ve boğuk sesi ele veriyor onu. “En az iki paket sigara içiyor olmalı bu adam.” Bir süre daha bekliyor dükkanını.Sonra gelen giden olmayınca kepenklerini indirip evinin yolunu tutuyor.Yol boyunca düşünceli yürüyor.
Ne zordu sevmesi!Fukaralıkla tükenen günleri.Sıkıntılarla geçen ömrü.Borç harç düşünmekten saçları iyice ağarmış. Ne yani?Bunları düşünmek için mi gelmişti dünyaya?Hem fukaralık zahmetli işti.Bi kere her işini kendin yapmak zorundasın.Gökdelenlerde oturan patronlar gibi senin için çalışan birileri yok. Kendi yerine düşünen, planlayan, karar veren, konuşan hatta kendi yerine gülüp ağlayan biri. Patronlar için kurulmuş bu düzende kendinden başkası olmamalısın.Gerçek bir fukara!Yani eğer hakkını verirsen kendin olmanın, kendi yoksunluğuna hükmetmenin kudreti başkalarının azametine meyletmekten iyiydi. Sen olduğun sürece yaşayacağın bu zahmete değer.
Yüz yıllık yadigar eşyalar sandıklarda unutulmuş.Anlaşılmak için çırpınan acemi şairlerin duyguları bezgin. Mahallenin delisi her köşe başını kesip yanık sesiyle avaz avaz türküler çığırıyor.”Deli deli, kulakları küpeli” diye etrafını saran arsız çocuklara eşlik ediyor, dört dönüyor onlarla.Saf, temiz ama deli!Çocuklar da saf ama acemi duyguların şaşkınlığıyla haylazlık peşindeler.
Devam ediyor ..
Kar Sıcaktı/Selen Karagöz