Osmanlı İmparatorluğunun çözülerek, Anadolu’nun işgal sürecinde devletin işgalleri engelleyememesi
üzerine işgallere bir tepki olarak “Kuvayı Milliye” adı verilen halk harekâtı bir direniş başlamıştı.
Kuvayı Milliye işgalleri tam anlamıyla engelleyemese de düşmanı oyalayarak dağıtılan orduların
toparlanması ve düzenli ordunun yeniden kurulmasını sağlaması bakımından tarihimizde son derece
önemlidir. Halk arasında “KUVACILAR” olarak anılan bu milis kuvvetlerde vatanın kurtulması için
toplumun her kesiminde inanılmaz bir birliktelik söz konusuydu. Sen-ben ayrımı yoktu… Bireysel
menfaatler değil, toplumun menfaatleri söz konusuydu. Halk vatanını kurtarmak için seve seve ölüme
koşuyordu.19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasıyla başlayan
Kurtuluş Savaşı,30 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taruz ile son buldu.29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet
ilan edilerek Anadolu topraklarında demokratik bir devlet kurulmuş oldu. Artık halk Cumhuriyet
rejimiyle kendi kendini yönetecekti. Padişahlık rejimi sona erdirilerek ülkemizin ilk siyasi partisi olan
Cumhuriyet Halk Partisi, bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu.
O günlerden günümüze çok zaman geçti. Bir dönem hatırladığım kadarıyla siyasi faaliyetlerini de
askıya almak zorunda kaldı.2001 devalüasyonunun ardından gerçekleştirilen 2002 yılı genel seçimleri
ülkemiz siyasi tarihinde adeta yeni bir devrim niteliğinde olmuştur. Bu seçim ile alışılmış birçok
siyasetçi aktif politikaya havlu atmak zorunda kalmıştır. Her zaman sohbetlerimde dile getirdiğim
siyasi bir düşüncem vardır. Siyaset dışardan göründüğü gibi değildir. Halkın gözünün önüne bir perde
çekilir ve bu perdenin arkasında çok farklı dolaplar döner. Kimin kime hizmet ettiğini anlamak çok
zordur. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun dediği gibi; “Bakmayın siz bunların birbirlerine kürsüden
sövüp sildiğine… Günün sonunda meclis lokantasında kol kola girip eğlenirler…” Son günlerde ülke
gündemini meşgul eden siyasi meseleler; “CHP’yi silkeleyin” talimatıyla başladı. Kemal Kılıçtaroğlu
döneminde körler sağırlar birbirini ağırlar mantığında iktidar ile muhalefet gül gibi geçinip
gidiyorlardı. Oyun bozulunca mecburen kartların yeniden dağıtılması gerekti. Artık talimatla hareket
etmeyen bir CHP’yi durduramıyorlardı.13 seçim kaybeden Kemal Kılıçtaroğlu, oyuncağını kaybetmiş
bir çocuk edasıyla ağlamaya başlayınca… Devreye giren dış güçler, Lütfü Savaş’a bak şimdi sen davayı
açacaksın, şahitleri de ayarlayınca gerisi çorap söküğü gibi gelecek, dediler.
15 Eylül’de yaşanılan dava süreci timsah gözyaşlarıyla sessizce bekleyen tüm hainlerin gerçek yüzünü
göstererek maskeleri düşürmüştür. Efendiler; Kemal Kılıçtaroğlu’nu partiden ihraç etmek için daha
neyi bekliyorsunuz? Bin yıllık Türk töresinde haine nasıl davranılacağı apaçık ortadadır. Gelinen bu
süreçte geçen hafta ifade ettiğim gibi artık tüm muhalefet bir ittifak olmalıdır. Oda Kuvayı Milliye
ittifakıdır. Eyy muhalefet partileri bugün bu işgal sürecine sessiz kalırsanız, bilin ki yarın sıra sizdedir.
Mevkileri ve makamları bir kenara bırakarak tıpkı Kuvayı Milliye ruhu gibi; mesele beka olunca, söz
konusu vatansa gerisi teferruat olmalıdır. Artık birbirinizin kuyusunu kazmayı bırakarak hep birlikte
kurtuluş için topyekûn bir mücadeleye başlanılmalıdır. İlimizi şuan temsil eden milletvekilimiz Sayın
Tahsin Ocakçı’ya hep birlikte sahip çıkmalıyız. Özellikle il teşkilatında kulağıma gelen bazı
hazımsızlıkları başta Saltuk Başkan olmak üzere herkes üzerine düşen sorumlulukları yerine getirerek;
yıllar sonra ilimizden vekil seçilen Sayın Ocakçı’ya destek olmalıyız. Bu zorlu süreçte gün takoz olma
günü değildir. Gelecek seçimlerde acaba vekilin ayağını kaydırarak bireysel menfaatleri uğrunda
koşanlar… Siz kime hizmet ediyorsunuz? Bu aklı yoksa benim hain dediklerimden mi alıyorsunuz?