Hanife Nine’nin abdest almak için kaldırdığı güğümün kapağından çıkan seslere uyandı Gökçe’n. Cıvıl cıvıl kuş sesleri yavaş yavaş aydınlanmaya başlayan sabahın seherinde başından dumanı eksik olmayan yüksek dağların akustiğiyle yankılanıyordu. Tabiatta nisan ayının çiçeklenme telaşı; en narin çiçeklerin ipek kıvrımlı yaprakları gökyüzünün mavi ışıltısıyla parıldıyordu.
— “Uyandırdım mı seni Gökçe’n kızım, ne de güzel uyuyordun, hay Allah!” diyerek hayıflanan Hanife Nine; öte yandan namaz hazırlığına devam ediyordu. Gökçe’n bir gözü hafif açık , üzerindeki battaniyeyi iki eliyle biraz daha omuzlarına çekip üç dört saniye içinde kuş cıvıltılarının ve bakır güğümün birbirine karışan sesleriyle beraber tabiat uyanırken uyuyakaldı. Aradan iki saat geçti. Gökçe’n bu defa iyice dinlenmiş olarak çatırdayan odunların sesine uyandı. Hanife Nine namazdan sonra sobayı yakmış, her şeyi hazır etmişti. Harika bir köy kahvaltısı, sohbet muhabbet derken öğle vakti yaklaşmıştı. Gökçe’n unutamayacağı zamanlar geçirmişti Hanife Nine’nin evinde. Gitmeye hazırlanırken Hanife Nine’ye sarıldı, ellerini öptü.
— Hakkını helal et, Ninecim. Misafirperverliğiniz, güleryüzünüz için müteşekkirim.
— Helal olsun kızım, helal olsun. Bana da can yoldaşı oldun, evimi şenlendirdin. Ne zaman istersen buyur gel, bu kapı sana her zaman açık. Unutma bu yaşlı ihtiyarı burada!
Hemen gözleri dolmuştu ihtiyarın, belki de torunları gelmişti aklına, kimbilir tek başına yaşadığı bu evin duvarları nice şahidi olmuştu yaşlı kadının kimsesiz yakarışlarının. Ne türküler söylemişti uzaklardaki çocuklarına, taş duvarların soğuk sessizliğinde yankılanan!
Nisan, Mayıs, Haziran derken zaman su gibi akıp geçmiş ve şimdi karne heyecanı sarmıştı tüm çocukları ve tabi Gökçe’n Öğretmen’i.
Öğrencilerin hepsi en güzel kıyafetlerini giyinmiş, sıralarında çiçek olmuşlar, karnelerini almayı bekliyorlardı. Kızlar iki taraftan örülü saçlarına renkli tokalar takmış, erkekler saçlarını büyük bir özenle yanlara doğru taramışlardı. Heyecanları ve mutlulukları yüzlerine yansıyordu. Öğrenci velileri de sınıfa girip çocukların bu heyecanlarına ortak olmak istemişlerdi. Çocuklarının yanlarına geçip oturan anne babalar bir anda ilkokul yıllarına geri dönmüş, ellerini kollarını sıraların üzerinde birleştirip Gökçe’n Öğretmen’in ağzından çıkan her kelimeyi pür dikkat dinlemeye başladılar. Zamanında öğrenci oldukları bu sıralarda nasıl da mühürlenmişti zaman, yaşanan her şey gibi..
— Sevgili öğrencilerim, bu küçük köy okulunda yıl boyunca unutulmayacak anılar biriktirdik. Birlikte öğrendik, birlikte eğlendik. Bazen de birlikte hüzünlendik. Şimdi ise anne babalarınızla beraber burada karne heyecanını paylaşıyoruz. Hepinizin gözlerindeki heyecanı ve bekleyişi görebiliyorum ve sizleri çok bekletmeden karnelerinizi dağıtmak istiyorum!
Öğretmeninin elinden karnesini alan her çocuk sevinçle anne babasına koşuyordu. Anne babalar da en az çocukları kadar heyecanlıydılar. Karne notlarına bakan velilerin yüzü gülüyordu. Ana derslerde ufak tefek farklılıklar olsa da tüm sınıfın davranış notları yıldızlı pekiyilerle doluydu. Gökçe’n hiçbir öğrencisini diğerinden ayırmamıştı. Öğretmen olmak belki de böyle bir şeydi. Sıra erkekler için mavi, kızlar için pembe paketlenen karne hediyelerini açmaya gelmişti. Meğerse öğrenciler yıl boyunca yaşadıkları keyifli anıları ellerinde tutuyorlardı. Kapağında kardan adamla çekildikleri resmin bulunduğu günlükleri açan öğrenciler heyecanla kollarını açarak öğretmenlerine sarıldılar. Öğrenciler gözlerindeki tarifsiz heyecanla, heceleyerek kapaktaki yazıyı okudular: “Kar Sı-cak-tı!”
Kar Sıcaktı/ Selen Karagöz