Günün Önemine Binaen
2010 yılında yazdığım bir yazıma rast geldim. Sabredip okursanız sevinirim.
İşte o yazı;
Nereden ve Nasıl aldın?
Can alıcı bulurum bu soruyu. Zonklar beynimde zaman zaman. Çocukluğumun izleri var bu soruda desem size şaka gelebilir ama, öyle.
Çocuk aklımızda yaptığımız ufak tefek hınlıkların nelere mal olduğunu yaşadığımız hayat gösteriyor bize.
Koca koca adamlar, devleti yönetenler, millet adına karar verenler, milletin seçtikleri…
Hepsi dahil buna!..
Arkadaşlarımız, çevremizde yaşayan insanlar…
Bu soruyu cevaplayamayanlarla dolu.
Yeterli cevabı veremeyenlerin sonu bize o eski günleri hatırlatır.
Özü başta yazdığım o soruda
Evet, nereden ve nasıl aldın?
Bunun cevabını, hesabını vermeyen insanı kan boğar adeta.
Çünkü kesin hak vardır o noktada.
O rahatsızlık veriyor.
Bünyeyi sarsıyor.
Ama İslam düşüncesi İslamı en doğru şekilde yaşayanlar bu soruyu sorarlar.
Bu noktada kısaca bir hikaye nakledeyim.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerinin bir kölesi vardı. Ömrünün sonlarında her akşam iftâr vaktinde yemek getirirdi. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk nereden ve nasıl aldığını, kimden satın aldığını, onun san'atı ve mesleği ne olduğunu o köleden sormayınca o yemekten bir lokma ağzına koymazdı. Bu köle bir gece yine yemek getirdi. Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) süâl etmeden, bir lokma yemekten aldı
Köle dedi ki:
- Ey Efendi. Ne oldu ki, bu akşam sormadan yemeğe el uzattınız.
Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) hazretlerinin mübârek gözleri yaş ile dolup,
- Yâ Gulâm. Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı. Böylece bu hâl başıma geldi. Şimdi bana haber ver ki, bu akşam yemeği nereden getirdin?
Köle dedi ki:
- Câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım. Bir gruba raks ettim. Hoşlarına gitti. Bana dediler ki, “şimdi bir nesnemiz yoktur. Bulursak sana iyilik ederiz”. Gördüm ki, onların elleri doludur. Ben va'dlerini hâtırlattım. Yiyeceği bana verdiler.
Ebû Bekr-i Sıddîk ,çok üzüldü. Ağladı. Yemeği önünden attı… Parmağını boğazına o kadar sokdu ki, kay' etti. Ama kanına karışmış olabileceği şüphesi ile de Allaha ellerini açtı ve
“- Yâ ilâhel âlemîn! Yidiğim lokma için elimden geleni yaptım. O lokmaları kay' etdim. O lokmadan damarlarımda birşey kaldı ise af et. Bu za'îf kulun, Cehennem azâbına dayanamaz”.şekilde dua etti.
Melih Gökçek soruyor, Kılıçdaroğlu soruyor cevaplar havada asılı kalıyor.
Ankara’da yutmadık yer bırakmayanla yakınlarına torpille işveren bulabildiğini sormadan yiyen milletin gözünün içine baka baka soruyor.
Bana Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri gibi sorup gereğini yapanlar lazım.
Nereden ve nasıl aldın?
Allah öyle haller nasip etsin hepimize.
İyi iftarlar efendim
Sevgi ve saygılarımla…
Eklenme Tarihi :19.08.2010
Metin Topçu