Son zamanlarda iktidar tarafından sıklıkla dile getirilen "Terörsüz Türkiye" söyleminin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bağlamı göz ardı edilerek yalnızca duygusal bir yaklaşımla değerlendirilmesi, ülkemizin geleceği açısından ciddi sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır ve bu durumun gerçekleşmesi muhtemeldir.
BOP neydi, kısaca hatırlamak gerekirse: Proje, bölgedeki Müslüman çoğunluğa sahip yaklaşık 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini öngörmekteydi. Bu çerçevede, dört ülkeden koparılacak topraklarla, "ikinci İsrail" olarak da nitelendirilebilecek bir Büyük Kürdistan'ın kurulması hedefleniyordu. Bu yeni devletin, aynı zamanda bölgenin önemli yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yoğunlaştığı bir coğrafyada yer alması planlanmaktaydı.
"Büyük Kürdistan" ifadesinden de anlaşılacağı üzere, ülkelerin büyümesi canlı organizmalar gibi kendiliğinden gerçekleşmez. Bir ülkenin topraklarını genişletmesinin bir yolu, diğer ülkelerin saldırı ve işgallerle parçalanıp zayıflatılması ve bu zayıflatılmış ülkelerin topraklarının önemli bir bölümüne el konulmasıdır. Tarihsel süreçler de bu durumu doğrulamaktadır.
ABD veya genel olarak Batı'nın, sözde demokrasi ve özgürlük söylemleriyle hareket ettiği iddiaları dikkate alındığında, bu coğrafyada "demokrasi" kavramı gündeme geldiğinde sendika, örgütlenme, gösteri ve yürüyüş, fikir özgürlüğü gibi unsurlar akla gelmemelidir.
Zira bu tür özgürlükler, ulusal yapıyı ve ulus devleti güçlendirme işlevi görür. Bu nedenle Batı'nın desteklediği "demokrasi" anlayışı, genel bir özgürlük ve demokrasi değil, yalnızca etnik ve dinsel kimlikler temelinde öne sürülen demokrasi ve özgürlük talepleridir. Amaç, bu tür kimliklerin belirginleşmesi ve bu kimliklere dayalı taleplerin dile getirilmesidir.
Bu süreçte, Batı'nın etnik ve dinsel kimlikçi örgütlere silah ve mühimmat desteği sağlaması ve ilgili ülkelere ekonomik ve siyasi baskı ve yaptırımlar uygulaması göz ardı edilmemelidir. Bu tür müdahalelerle ülkelerin ulus devlet yapısından uzaklaştırılarak küçük devletçiklerden oluşan federatif bir yapıya dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Irak ve Suriye'de yaşanan süreçler, "Terörsüz Türkiye" söylemiyle sıranın Türkiye'ye geldiği yönündeki endişeleri artırmaktadır.
Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta, dünyanın hiçbir yerinde terör örgütlerinin kendi başlarına siyasi amaçlar güdemeyeceğidir. Bu örgütler, büyük emperyalist güçlerin bölgeyi kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için kullandıkları araçlardır. ABD güdümündeki KCK'nın, bölünmesi planlanan dört ülkede farklı isimlerle faaliyet göstermesinin temel nedeni de budur.
Yapılan açıklamalara dikkat edildiğinde, emperyalist planı görmek mümkündür. Kandil'den yapılan "Görüşmeyi, barışı yenilen taraf ister, bizim böyle bir talebimiz yok." şeklindeki açıklaması, "Biz ne zaman yenildik?" sorusunu akla getirmektedir. Aynı şekilde, Lozan ve 1924 Anayasası'nın hedef gösterilerek ulus devlet düşmanlığı yapılması da dikkat çekicidir.
Aslında, PKK'nın Kuzey Suriye'de oluşan devletçiğe katıldığı ve Türkiye'deki gücünün azaldığı genel olarak bilinmektedir.
Ancak asıl amaç, sözde "Terörsüz Türkiye" söylemiyle bir algı oluşturarak, federatif devletin altyapısını hazırlayacak Anayasa değişikliği konusunda toplumu ikna etmektir.
Başka bir açıklaması yoktur.
12-05-2025
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÖYLEMİ VE BÖLGESEL GERÇEKLER
-
Muazzez Toğrul
ZAMANA DUR DEMEK OLMAZ
-
Recep Ali AKSOYLU
FİYATLANDIRMADA ÖLÇÜYÜ KAÇIRAN İŞLETMELER
-
Aydın MERTAYAK
Boynundaki Çıngırağın Sesini Duyuyor musun, Ey İnsan?
-
İsmet KÖSOĞLU
Lojistik Unutuldu Mu?
-
Mehmet Emin TOPRAK
7 AYDIR SESSİZLİK… KAMUOYU ARTIK CEVAP BEKLİYOR!
-
Metin TOPÇU
RAYLAR SADECE TREN TAŞIMAZ
-
Nusret Kebapçı CHP Ve Yeni Parti’nin Asıl Sorunu…
-
Muhammet UZUN HAZİNE YARDIMI TARTIŞMASININ SATIR ARALARI: YENİ BİR SİYASİ DENKLEM Mİ KURULUYOR?
-
Fatih Sultan KAR
RİZE VE BEN
-
Abdullah UZUN
Yaş Çay Alım Politikalarında Kısa Sürede Dikkat Çeken Değişim
ÇOK OKUNANLAR
-

Bağımsız Milletvekili Adayı Kenan İslamoğlu: "Rize Bana Bir İnsan Mektebi Oldu"
-

HİLAL GÜR, MÜZİKTE YARAYI SAKLAYAMAZSINIZ
-

Saadet Partisi Rize İl Başkanı Muhammet Kaçar: "Toprağını Kaybeden Geleceğini Kaybeder"
-

Tıbbi Sekreterlerin Fazla Mesai Mağduriyeti Gündemde
-

Salarha Deresi'nde Su Kaybı Endişesi: HES'ler ve Ekosistem Tartışması Yeniden Gündemde
-

Öksüz: "CHP'den Ayrılmıyorum, Mücadelemi Partimde Sürdüreceğim"
-

Rize-İkizdere Karayolunda Delik Meydana Gelince Köylüler Ağaç Dikerek Tedbir Aldı
-

GÖZDE DEMİRBİLEK, SAHNELERİN ALBÜMSÜZ ASSOLİSTİ
-

MÜKERREM MÜGE ONAYDIN'DAN SAĞLIKTA SES GETİRECEK HAMLE!
-

Rize Barosu'ndan Soruşturma Haberlerine İlişkin Açıklama: "Asılsız İddialara Karşı Hukuki Süreç Başlatılacak"















Son günlerde “Terörsüz Türkiye” söylemi, sık sık gündeme getiriliyor. Ancak bu söylem, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gerçeği göz ardı edilerek, yalnızca duygusal bir yaklaşımla ele alınıyor. Oysa Türkiye’nin geleceği açısından bu tür bir basitleştirme ciddi riskler taşımakta.
BOP, hatırlanacağı üzere Müslüman çoğunluklu 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini öngörüyordu. Bu plan, özellikle yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yoğunlaştığı bölgelerde, parçalanmış devletlerden oluşan yeni bir düzen kurmayı amaçlıyordu. “Büyük Kürdistan” projesi, bu planın odak noktalarından biriydi. Tarih bize gösteriyor ki bir ülkenin büyümesi genellikle başka ülkelerin zayıflatılması ve bölünmesi pahasına olur.
Batı’nın sözde “demokrasi” ve “özgürlük” anlayışı, ulus devletleri güçlendirecek temel hakları değil, etnik ve dinsel kimlikler üzerinden belirginleşen talepleri öne çıkarıyor. Bu yaklaşım, hem ulusal birliği hem de sosyal barışı tehdit ediyor. Batı’nın etnik ve dinsel kimlikçi yapıları silahlandırıp, ekonomik ve siyasi baskılarla ülkeleri parçalamaya çalışması, Suriye ve Irak örneklerinde açıkça görüldü. Şimdi ise “Terörsüz Türkiye” söylemiyle benzer bir planın Türkiye için gündemde olduğu endişesini doğuruyor.
Unutulmaması gereken bir gerçek var: Hiçbir terör örgütü kendi başına siyasi amaçlar güdemez. Bunlar, emperyalist güçlerin bölgeyi çıkarlarına göre şekillendirmek için kullandıkları araçlardır. KCK’nın farklı isimlerle dört ülkede faaliyet göstermesi ve Lozan ile 1924 Anayasası’na yönelik saldırılar, bu planın ipuçlarını veriyor.
Kandil’den gelen “Görüşmeyi yenilen taraf ister, bizim böyle bir talebimiz yok” açıklaması, PKK’nın Suriye’deki devletçikle birleştiği ve Türkiye’deki etkinliğinin azaldığını da ortaya koyuyor. Fakat “Terörsüz Türkiye” söylemi, gerçekte federatif bir yapının altyapısını hazırlayacak anayasa değişikliklerine zemin hazırlamak için toplumu ikna etme stratejisi olabilir.
Sonuç olarak, “terörsüz” bir Türkiye istemek elbette haklı bir taleptir. Ancak bu söylemin ardındaki niyetleri ve emperyalist planları göz ardı edersek, terörle mücadele değil, ulus devletin zayıflaması ve bölünme tehdidiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu nedenle, bu söyleme karşı daha dikkatli ve bilinçli yaklaşmak, Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü savunmak her zamankinden daha önemli.