Bilmem sizlerde olurmu, benim için bazı kitaplar vardır ki onları okuduktan sonra bende uyandırmış oldukları duygular ve hayranlığım aylar, hatta yıllar geçse bile ilk günkü tazeliğini korur. Bu romanların isimlerini yazarların hatta yayınevlerini bile unutmam. Benim gibi unutma özürlü birisi için bu mucize sayılır aslında. Neleri unutabileceğimi yazsam inanın hiç inandırıcı gelmez sizlere…
Neyse konumuz benim unutkanlığım değil ama bu unutkanlığımda bile kendimi unutturmayan bir roman. Cayın Turgut Özakman’ ın, “Korkmaz insancık korkma”
Yıllar önce romanı elime aldığımda uyumadan önce açtığım kapağını, o gece sabaha karşı
Okumaktan ve ağlamaktan kızarmış gözlerimle ve gerçekten tanımlaması zor bir ruh haliyle kapatmaya çalıştım. Ertesi gün işime girmem gerekiyordu, gün ağırrmak üzereydi ama romanı bitirdiğim halde o beni bırakmıyor “maymuni tiye Eleni..” sesleri uyumama izin vermiyordu.
Turgut Özakman gibi bir ustanın romanından bahsederken, yalın anlatımı, mükemmel Türkçesi gibi tanımlamalar zaten benim haddim olamaz ama gerçekten de kitap hiç hamasallığe kaçmadan sizi öyle bir duygu okyanusuna atıyor ki, kitap bitene kadar çırpınıp duruyorsunuz o okyanusta..
Küçük bir erkek çocuğunun erkekliğe ilk adımlarını atarken Kocabey Konağı ve güvercinli köşk arasında buluyorsunuz kendinizi ve o küçük çocuğun büyüme sancıları ile aşkı ve sevgiyi adım adım öğrenmesine tanık oluyor sizde yaşıyorsunuz her bir adımını..
Aslında şu anda abesle iştigal ediyorum. Çünkü ben ne yazarsam yazayım eksik kalacak biliyorum, ama bu romanı okumamış olmanın gerçekte bir kayıp olduğunun altını çizmek istiyorum. Yaşınız, cinsiyetiniz ne olursa olsun bu kitabı mutlaka okumalısınız diyorum.
Ah şu gençler (oyun), Kanaviçe (Oyun), Fehim Paşa Konağı (Oyun), Töre (Oyun), Ya da Kurtuluş (Senaryo-TRT), Cumhuriyet (Senaryo- TRT) deyince hepimizin anımsayacağı Turgut Özakman, nedense bu romanıyla bence bir türlü kitlelere ulaşamadı ve okuyucularda güzel bir romanla hala tanışamadı.
Ben bu yazıyı yazmayı aklıma koymuşken Özakman’ ın 2.romanı Romantika ile buluştum. İş seyahati için gittim İstanbul’ da oteldeki odamdaydım. Yine akşamdı ve yine sabah işe gitmem gerekiyordu ve ben hala akıllanmamıştım. Okumaya başladım. Neyse ki bu romanı daha inceydi ve 2 saatte bitmişti. Bazı sayfalarında gözyaşlarıma engel olamamış, bazı sayfalarında kahkahayla gülmüştüm. Romantika sıcacık bir romandı ve neyse ki korkma insancık korkma içimi yakamamıştı.
Belki de sorun Turgut Özakman’ ın tam tersi tezlerini savunmamdan kaynaklanıyordu. Romanlarımı yayınevine vermeden önce muhakkak okuttuğum ve sözleri benim için altın değerinde olan Özakman, “Kendinden başkasını sevmeyen, bedenini kutsayan, kafası yerinde bilmemesi ile düşünen birinin aşkı Romantika nın satırlarında. Anlamasını övmesini beklemenin bir kurbağada arya söylemesini istemem kadar gülünç olduğunu bilirim” diyordu. Fakat ben bu romanı okurken aynı zamanda yakında çıkacak romanımı yazıyordum ve iddialarımdan birisi de, “önce kendini sevmeyen, bedenini kutsamayan ve beynini bilmemesinden ayıran insanın aşkı anlamayacağı..”idi. İşte bu roman hocamla beni karşı karşıya bırakıyordu. Üstelik onun tezi kişilerin tekniği ve kurgusu ile usta işi bir roman olarak elimdeydi. Ve benim ki daha bitirilmemişti. İşte bu düşüncelerim savunma mekanizması olarak romanla arama girdi ve bir mesafe kaldı aramızda.
Yine romantik günleri özleyenlere özellikle gençlere önerim bu kitabı, Romantika’ dan aşka ilgili birkaç alıntıyla veda etmek istiyorum sizlere.. Tekrar buluşana kadar bol kitaplı günler diliyorum.
“Aşk keyifli bir işlemdir. Metabolizma hastalığıdır! Afyondur! Köleliktir! Yansımadır! Doğanın aldatmacasıdır! Aşk havuzunda kazlar yüzer. Yaşasın seks…






















