Rize Haber sowinbet savabet oslobet editorbet
Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
19 OCAK Pazartesi 15:24

Fikret Yılmaz’ın Dramatik Hayatı Hikayesi

Aylin Karadeniz
Aylin Karadeniz
Giriş Tarihi : 01-06-2025 17:39

Otobüs durağında bekleyen Sinem, sabahın erken saatlerinde her zamankinden daha dikkatliydi. Gazeteci olmanın getirdiği merak ve gözlem yeteneği, onu çevresindekilere karşı daima daha duyarlı yapmıştı. O sabah otobüse bindiğinde, burnuna keskin bir koku geldi. Kafasını çevirince, uzun pardösülü, dağınık saçlı bir adam gördü. Adamın pardösüsü açık renkteydi ama kirlenmişti; saçları yağlı, yüzü solgundu. Adam arka kapıdan binmişti, hemen otobüsün arka köşesine ilişti. Yolcular, adamdan uzaklaşarak kendi aralarında homurdanmaya başladı. Sinem, “Bu adam da kim?” diye düşündü.

Adam aniden yüksek sesle konuşmaya başladı:
“Mutlu yıllar! Bugün yeni yılın ilk günü! Sevinmeyin fazla, bir yaş daha yaşlandınız.”

Otobüsün içinde kısa bir sessizlik oldu. Yolcular adamı görmezden gelmeye çalışsa da, Sinem’ın gazeteci içgüdüleri harekete geçti. Bu adamda bir hikâye vardı, hem de kimsenin bilmediği bir hikâye…

Otobüsten indiklerinde, Sinem adama yaklaştı:
“Merhaba, ben Sinem. Gazeteciyim. Hikâyenizi yazmak isterim, eğer izin verirseniz?”

Adam Sinem’e baktı, gözlerinde hem acı hem de şaşkınlık vardı:
“Ben anlatırım, ama kalbin dayanır mı orasına karışmam,” dedi. Sonra kendini tanıttı:
“Adım Fikret Yılmaz. Eski bir hiç insanıyım. Yaşadıklarım beni bu hale getirdi.”

Ertesi gün Atapark’ta buluşmak için sözleştiler. Sinem o gün sabırsızlıkla öğleni bekledi. Parka geldiğinde saat 12 idi. Fikret ortalarda yoktu. Sinem iki saat boyunca parkta bekledi. Tam umudunu kaybetmişken, Fikret uzaktan göründü:
“Gazeteci Kız, kusura bakma. Saatim yoktu, o yüzden geç kaldım,” dedi.

Birlikte bir masaya oturdular. Sinem iki tost ve meyve suyu siparişi verdi. Yemeklerini yedikten sonra ses kayıt cihazını açtı ve Fikret anlatmaya başladı:

“Ben hayata 1-0 yenik başladım. Benden önce ölen abimin ismiyle büyüdüm. Babamdan kalan dükkânlar, araziler, Trabzon’un merkezinde ve beş ilçesinde kasap dükkânlarım vardı. Kasaplık yapmadım; elemanlarım vardı, işler tıkırında gidiyordu. Gelirim iyiydi, hayatım rahattı.

Sonra Arzu çıktı karşıma. Mahallemizin güzel kızıydı. Benden 9 yaş küçüktü. Görüşmeye başladık. Hafta sonları buluşur, gezerdik. Hatta bir yaz birlikte Güneydoğu turuna bile katıldık. Zamanla benden para istemeye başladı. Her ihtiyacını karşıladım. Altı ay geçmişti ki, ona evlenme teklif etmeye karar verdim. Kuyumcudan pırlanta yüzük, çiçekçiden kırmızı buket alıp sahildeki kafeyi kapattım. Geldiğinde şaşırdı. Ortamı görünce sordum. Sonra diz çöküp yüzüğü uzattım.

‘Benimle evlenir misin?’ dedim.

Gözleri doldu ama yüzü buz gibiydi. Çiçekleri yüzüme fırlattı. ‘Sen kim, ben kim? Ben bir şirketin müdürüyüm, sen bir kasapsın. Sadece paranı yedim. Seninle evleneceğimi mi sandın?’ dedi. Şaşkına döndüm. O gece bara gidip içmeye başladım. Para ne varsa içkiye gitti. Altı ay sonra bir arkadaşım, Arzu’nun kuzenim İsmail’le evleneceğini söyledi. Şaşırdım. İsmail benden de beş yaş büyük, işsiz, parasız biriydi. Meğer Arzu ona aşıktı, ama benden para almak için bana yakın durmuş. Üstelik, Arzu’yu zorla sahiplenmiş. Bunu sonradan öğrendim. Oysa söyleseydi, yine de kabul ederdim onu.

Mahalleden taşındım. Yıllar geçti. Bir gün Atapark’ta onu gördüm. Sarhoştum. Arkadan seslendi: ‘Hey kasap, gelsene!’ Ama uzaklaştım. Yine de onu o kadar çok sevmiştim ki, o gün evlenelim dese her şeyi unutur, peşinden giderdim.

Trabzon’dan kaçtım. Dükkânlarımı satıp Rize’ye yerleştim. Küçük bir ev aldım. 45 yaşında Rizeli bir kızla evlendim. Evi onun üstüne yaptım. Bir kızım oldu, ona Arzu adını verdim. Ama evlilik üç yıl sürdü. Eşim beni yatak odamızda aldattı. O an kendime hâkim olamadım; ikisini de öldürdüm. Cezaevine girdim. Bir hafta önce çıktım. Trabzon’a döndüm, Arzu’nun intihar ettiğini öğrendim.

Biliyor musun, Sinem? Aklım yerinde. Ama kalbim artık dayanmıyor. Cemal Süreya ne demişti? ‘Sevmek güzel meslek, ama zor. Can dayanıyor dayanmasına, ama yürek gitti gidecek.’ İşte ben de öyle oldum. Kalbim artık taş gibi ama kırık dökük.”

Sinem, ses kaydını kapatırken gözyaşlarını tutamadı. Fikret Yılmaz’ın hikâyesi, sadece bir adamın düşüşü değil, sevgi, ihanet ve kayıp dolu bir ömrün sessiz çığlığıydı.

YORUMLAR
Sinem YILMAZ 8 ay önce
Bu hikaye beni derinden etkiledi. Fikret Yılmaz’ın yaşadıkları, sadece bireysel bir trajedi değil, hepimizin bir yerinden tanıdığı duyguların yankısıydı. Hikayede, bir gazetecinin meraklı gözlerinden süzülen detaylar ve Fikret’in kırık dökük hayatı, içime dokundu. Cemal Süreya’nın dizeleriyle anlatının iç içe geçmesi ise metne hem hüzün hem de derinlik katmış. Sinem’in Fikret’e gösterdiği empati, bana gazeteciliğin sadece olayları yazmak değil, insanın hikayesini duyurmak olduğunu hatırlattı. Herkesin bir Fikret Yılmaz’ı vardır belki de. Okurken düşündüm; belki de bazen “hiç insanı” gibi gördüklerimiz, aslında hepimizin içinde saklı olan kırık kalplerin sesi. Çok dokunaklı ve düşündürücüydü.
Canan Ceylan GÜZELDAL 8 ay önce
Bu hikâye, insan ruhunun derinliklerine dokunan, sevginin, kaybın ve pişmanlığın sarmalında kaybolmuş bir adamın sessiz çığlığı olarak yankılanıyor. Fikret Yılmaz karakteri, toplumun kıyısında unutulmuş, hayattan darbe üstüne darbe yemiş, ama hâlâ bir şekilde var olmaya çalışan bir insanın simgesi. Hikâyede Sinem’in gazeteci merakıyla başlayan yolculuk, sadece bir haberin peşinde koşmak değil, insanı insan yapan duyguların keşfiyle sonuçlanıyor.
Fikret’in anlattıkları, ilk bakışta basit bir trajedi gibi görünse de, aslında modern zamanların insan ilişkilerine ve çıkar odaklı tutumlarına dair derin bir eleştiri barındırıyor. Arzu karakteri, yüzeyde bir "femme fatale" gibi dursa da, onun da bir sisteme sıkışmışlık hali var: aşk, para ve sosyal statü arasında sıkışmış bir kadın. Fikret ise, bu karmaşanın içinde duygularına yenik düşerek hem maddi hem de manevi olarak çöküyor.
Metin, Cemal Süreya'nın dizeleriyle doruk noktasına ulaşıyor. "Sevmek güzel meslek, ama zor. Can dayanıyor dayanmasına, ama yürek gitti gidecek." Bu cümle, Fikret’in hayatını ve duygularını özetleyen bir manifesto gibi. Aşkın insana kazandırdığı güzellik kadar, kaybettiğinde ruhunda açtığı yaralar da burada derinlemesine işleniyor.
Ayrıca Sinem’in gözünden anlatım, bize olaylara dışarıdan bir tanığın gözünden bakma fırsatı sunarken, onun gözyaşları ve empatisi, gazeteciliğin sadece haber değil, aynı zamanda insan hikâyelerini anlamak ve duyurmak olduğunu da hatırlatıyor.
Sonuç olarak, bu hikâye, okuyucuya “insan” olmanın ne demek olduğunu, sevginin bedelini, pişmanlıkların gölgesini ve geçmişin peşimizden hiç ayrılmadığını edebi bir dille hatırlatıyor. Sıradan bir adamın hikâyesi gibi başlayan bu anlatı, her birimizin içinde taşıdığı kırık dökük kalbin sesi oluyor.
Hasan Yilmaz 8 ay önce
Okurken ağladım, çok dramatik bir hayat hikayesi. Benim diyen hikayecinin yazamayacagi bir hikaye. Kutlarım
http://ank.ac/ - https://sex99.tw/ -