Türkiye’nin gündemine yine bir anayasa değişikliği tartışması düştü. Ne zaman iktidar sıkışsa, ekonomik kriz derinleşse, hukuksuzluk eleştirileri artışa geçse; raflardan tozlu bir dosya indirilir: “Yeni anayasa.”
Oysa bu ülkede sorun anayasadan değil, anayasanın uygulanmamasından kaynaklanıyor. 1982 Anayasası bugüne kadar defalarca değiştirildi. Hatta öyle ki, neredeyse değiştirilmemiş maddesi kalmadı. İktidar, işine gelmeyen her engeli bir “anayasa tadilatıyla” aştı. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi bile bu yolla getirildi. Sonuç ortada: Ekonomide dibe vuruş, hukukun siyasallaşması, kurumların çökmesi…
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı bir kez daha anayasayı değiştirmek değil; var olan hukuk kurallarına saygı duymaktır. Mahkemelerin bağımsız olması için yeni bir anayasa gerekmez, sadece siyasi irade gerekir. Enflasyonun yüzde 70’lere dayandığı, gençlerin ülkeyi terk etmek için fırsat kolladığı bir ortamda vatandaşın derdi “anayasa değişikliği” değil, pazardaki fiyat, mutfaktaki yangındır.
Yeni anayasa tartışmaları, toplumu bir kez daha oyalama, gündem saptırma aracıdır. Halkın gerçek sorunlarını konuşmak yerine, “tarihi fırsat” masalları anlatılır. Oysa ülkenin tarihi fırsatı, liyakatin yeniden hâkim olması, adaletin gerçekten tecelli etmesi ve ekonominin düzlüğe çıkmasıdır.
Kısacası, Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir anayasa değil, mevcut anayasanın ruhuna sadakat ve hukukun üstünlüğüdür. Aksi hâlde, kaç kere değişirse değişsin, kâğıt üzerindeki maddeler vatandaşa refah ve özgürlük getirmeyecektir.

















