Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
24 HAZİRAN Çarşamba 01:58

Kazım Koyuncu’ nun Vefatının 21. Yılı Anısına

Kale Sore Şuyi Kazimiçkini? (Neredesin Ey Can Kazım?) İstiklal Caddesi’nin En Güzel Rengiydi O

MAGAZİN
Giriş Tarihi : 24-06-2026 00:25
Kazım Koyuncu’ nun Vefatının 21. Yılı Anısına

O yaşadı. Yollar gördü yaşadığını. Şarkılar türküler gördü. Çocuklar, gençler gördü... Hayallerine ve cesaretine güvendiği, arkadaşlarım dediği gençler... Onun tılsımlı sesine ve müziğine kendini bırakan gençler... Gördü. Ama o gitti. Dağları, denizleri, gökleri bize bırakarak... Yüreklere iz bırakarak …

ORADA BİRİSİ FARKLI YÜRÜYORDU

Devrimi anlatırken ortaya koyduğu fikirler, iyi olmanın ip uçlarını veriyordu: Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için sana kimse puan yazmaz tabii; ama anlarlar. Orada birisi farklı yürüyordur. Onu geç tanıyıp erken kaybettim. Çıkar ilişkilerinin kirlettiği dünyada tertemiz bir yürekti. Konserleri, internet sitesi ve ilkeli duruşuyla hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Onunla aynı cadde de yürüyorduk. İstiklal caddesinin en güzel rengiydi o. Her tarafta onun şarkıları çalıyor, caddede bütün insanlar onu tanıyordu.

BİR GİRDİK BİR DAHA ÇIKAMADIK İSTİKLAL’DEN

21 Aralık 2004 tarihinde Filiz Acar ile birlikte kendisiyle yaptığımız söyleşide bize; Beyoğlu ve İstiklal Caddesi ile ilk tanışıklığını şöyle anlatıyordu: 1992 yılında Tarlabaşı’na yerleştim. Ondan sonra bir daha çıkamadım buradan. 1989’da İstanbul’a geldiğimde İstiklal’e film izlemeye çıkmıştık arkadaşlarla. O zaman köyden gelmişiz böyle cahil cühela çocuklar. İstiklal Caddesinden otobüsler geçiyordu. Tam son yıllarına denk düşmüştü. Tramvay için çalışmalar yeni başlamıştı. Daha sonra otobüsler kaldırıldı ama o hengameye bir ya da iki kere şahit olmak hoşuma gitmişti. Acayip bir şeydi. O gün bugündür kopamadık bu tarihi bölgeden. Bir yıl önce de Tünel, Asmalımescit, Galata Mevlevihanesi ve Metrohan’ın hemen yanı başında Stüdyo ZB’yi açtık.

MERHABA GÜZEL İNSAN

Her sabah sokak süpürgecisine, gazeteciye “merhaba güzel insan” der öyle geçerdi Tünel’den. Gecen gün aynı gazete satıcısı Kazım Koyuncu bana “Merhaba güzel insan” demeden yanımdan geçmezdi. Ya Ben güzel biri değilim ki niye öyle derdi? Demez mi!.. Bende ona “o güzel bakar, güzel görürdü dedim. Çalıştığım iş yeri ile Stüdyosu birbirine çok yakındı. Sık sık karşılaşırdık. Böyle olacağı aklımızın uçundan bile geçmezdi. Kocaman İstiklal Caddesi şimdi onsuz viran geliyor artık.

BİR FİM ŞERİDİ GİBİ

Çernobil olayında duyarsız davranan dönemin yetkilileri için Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunanların arasındaydı. Bende oradaydım. Adliyeden ayrıldıktan sonra Yazar Haşim Albayrak’ın Müdürlüğünü yaptığı Cumhuriyet Müzesine geçtik. Oradaki şakalaşmaları güler yüzü hafızamdan gitmiyor. O gün uzun uzun konuşma şansı oldu. Onun hareketleri söyledikleri film şeridi gibi şu an gözlerimin önünde. Karadeniz’de artan kanser vakalarına dikkat çekilerek kendisine sorulan “Ailenizde kanserli var mı” sorusuna bir yıl sonra “Ben” diye cevap veriyordu

BENİ SİSTEM KANSER ETTİ

Tahsin Usta ağabeyimizin öncülüğünde Trabzon Dernekler Birliği’nce 23 Nisan 2004 organize edilen “Çernobil’in Etkileri ve Hasta Hakları” konulu panele hasta olduğu halde konuşmacı olarak katılmıştı. Orada yaptığı konuşmada “O koca burnumu her şeye soktuğum için bu hastalığın da tanrıdan geldiğini düşünüyorum” sözleriyle dinleyenleri güldürmeyi başarmıştı. Konuşmasında Bir kaset yaptım, gazete çıkarır gibi yazdım. Hayatta hep gıcık işlerle uğraştım. “Beni kanser ettiniz” demek istiyorum. Her şeyin içinde bulunmak zorundaydım. Sistem bizim gibi insanları dinlemiyor. Asi, muhalif... Kanser beni ilgilendirmiyor. Beni yaşamlar ilgilendiriyor. Mücadele edin. Güç bizde. Yönetenlerden kanserden ölen var mı son dönemlerde? Ben Türkiye’de her şeyin bir sektör olduğuna inanıyorum. Türkiye’de hiç radyasyon olmasa da sistemin kendisi yeter zaten.. Ama hiç merak etmeyin bundan sonra da muhalif, illet, deli bir herif olmaya devam edeceğim diyordu. Ayrıca Panelde sarf ettiği ve altını önemle çizmek istediğim “Türkiye’de bir sistem sorunu var. Beni radyasyon değil Türkiye’deki sistem kanser etti” cümlesini unutamıyorum.

VİYA NAZIK BİR TEPKİDİR

Daha sonra hazırlamakta olduğumuz bir dergi için röportaj yapmak üzere Filiz Acar, Yakup Ali Turan ve bana kapılarını açmıştı. Onunla ulaşım konulu bir dergi için neyi konuşacaktık. Röportaj bir yerde tıkandı. Derken bizi anlattıklarıyla öyle bir dünyaya sürükledi. Konuşmasında Karadeniz’le ilgili önemli anekdotlar vardı: VİYA albümünün viya olmasının sebebi sahil yoluna nazik bir tepki. Çünkü viya sahillerde yapılan bir nevi aletsiz sörf. Ardeşen’de tahtasız da yapılıyor. Böyle dalgaya bırakıyorlar kendilerini . Kayalarla kavga ediyor insanlar, çocuklar. Bu çok önemli bir kültürel durumdur aslına bakarsanız.

Fakat eğer biz sahilleri doldurursak böyle bir şey de olmayacak. Sadece küçük şeylerden bir tanesi.

KAZIM KOYUNCU: FİYAKALI GİYİNEYİM

Kazım Koyuncu ile sohbetimizin sonunda yazıyı fotoğraflarla süslemek istediğimizi belirttik. Bize, bir hafta sonra gitarıyla nostaljik tramvayda poz verebileceğini söyledi. “Ben de daha fiyakalı giyinirim” demişti. Sözleştiğimiz tarihte kendisini aradığımda; hasta olduğunu söyledi. Karadeniz’in hırçın çocuğu, genç sanatçı ne yazık ki kanserdi. 25 Haziran 2005 tarihinde aramızdan ayrıldı. Binlerce seveni kendisini İstanbul’dan Hopa’ya uğurladı. Yaptığımız bu söyleşi de belleğimizde hoş bir seda olarak kaldı.

HOPA’YA GİTMEK İSTİYORUM

Amerikan Hastanesinde bir ziyaretimizde “Hopa’ya gitmek istiyorum” diyordu. Hopa derken boğazının düğümlendiğini hissediyordum. Tahsin Usta Ağabey, Şehnaz Yaygel, Aytekin Akay ve ben ona seni iyi gördük derken gerçeklerde bizi endişelere itiyordu. Tahsin Ağabey onu neşelendirmek için espriler yapıyordu. Sahnelerin hırçın çocuğu sakinleşmişti. O kabul etmiyordu. Öyle ya bir konser düzenlese büyük gelir elde edebilirdi ama o bunu kabul etmiyor ama, Cerrahpaşa Hastanesi Onkoloji Bölümünde tedavi gören çocuklara kimse duymadan konser vermeyi tercih ediyordu.

KAZIM’I RAHAT KOYVERUN

Yaklaşık on beş yıl önce yazığım bir yazımda “bırakın halklar onu gönlünce yaşatsın. Kimse Kazım’ı tekeline almaya çalışmasın. Onu yarınlara taşımak için duruşu ve şarkıları yeter. Kazım'ı rahat koyverun” demiştim. Yıllar geçtikçe “Kazım’ı yaşatmak için şunu yapıyoruz. Bunu yapıyoruz” diyenler ortalardan kayboldu gitti. Kazım ise şarkılarıyla yaşıyor ve her yerde karşımıza çıkıyor.

Kazım Koyuncu: Heyelanlar oluyor. Bu kader mi sanki. Deprem oluyor da bu kader miydi? Aynı şiddette başka yerde oluyor da iki kişi bayılıyor da bizde 20 bin kişi ölüyor.  Bizim heyelandan her yıl bir sürü insan ölüyor, bir sürü toprak gidiyor, yok oluyor. Bu kader mi? Değil. Bu sizin kötü niyetle ve beyinsizlikle yaptığınız çeşitli politikalarla imara açılan yerler. İşte dereleri baraj yapma kaygılarınız bir şeyler, bir şeyler... Peki kim ne kazanacak buradan? İnsanın geleceğiyle oynuyorsunuz. (21 Aralık 2004 Fatih Sultan KAR / Filiz ACAR’ın Kazım Koyuncu ile yaptığı söyleşiden)

Kazım Koyuncu: "Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için kimse sana puan yazmaz tabii ama anlarlar. Orada birisi farklı yürüyordur.”

Ve son olarak diyorum ki: Bulutların üstünde / Senle buluşacağız / Nerden sözü kestiysek / Ordan başlayacağız…….

 

Fatih Sultan KAR / İST.

İlyas GÜRİlyas GÜR

Editör

YORUMLAR
Haber En Son Olay Haber