Tüsiad Başkanı Orhan Turan’ın ve YİK başkanı Ömer Aras’ın hükümeti eleştirmelerine iktidardan çok sert tepkiler geldi. İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek’de hemencecik soruşturma başlatıverdi.
Orhan Turan ; Elazığ’lı bir köylü çocuğu. Şirketi ODE Yalıtımı 75 ülkeye ihracat yapan bir dünya devi haline getirdi. Sadece bir iş adamı değil aynı zamanda akademisyen olan Turan ; Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde lisansüstü dersleri veriyor. Ömer Aras ise Isparta’nın Atabey ilçesinden bir ailenin evladı. Türkiye’nin çok önemli finans uzmanlarından biri.Pek çok uluslararası yayını bulunan bir akademisyen.
Söyledikleri şu ; “Depremlerde, yangınlarda, iş kazalarında çok sayıda vatandaşımızı kaybediyoruz. Demek ki, hata ve suistimal çok yaygın. Eleştirel ifadelere açılan soruşturmalar çok sıklaştı. Disiplinsizlik suçuyla teğmenler hakkında ihraç kararı alınıyor. Fakat, deprem, yangın taciz, kadın cinayeti, iş kazası, gibi kamuoyunda infial yaratan nice olayda ya suçlular bulunmuyor ya da kısa sürede serbest kalıyorlar. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, galiba artık şirket kurmaktan daha kolay. Kadın cinayetlerinin de, çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor. Tüm bu sorunların arkasında, hukuka olan güvenin sarsılması var. Daha iyi bir geleceği, hukuka güven olmadan kuramayız. Hukukun üstünlüğünü, hemen ve tam olarak tesis etmeden ne ekonomide ne toplumda ne iç ne de dış politikadaki sorunlar çözülebilir” .
Bu sözlerin büyük kısmı Ak Partili dostlarımızın da kabul ettiği doğruları içeriyor. Türkiye’de yaşayan herkesin hissettiği , yaşadığı , gözlemlediği kronikleşmiş problemler. İktidar kanadı ve yandaş medya ise kamuoyuna hemen bir darbe , vesayet paranoyası pompalıyor. Hemen bir sindirme , gözdağı verme , tehdit etme , itibarsızlaştırma operasyonu başlayıveriyor. Sayın Adalet Bakanı’nın tepkisi şöyle ; “Ayrıcalıklı kesimlerin yön verdiği Türkiye'nin artık geride kaldığını anlamayanlar şunu bilmelidir ki, hiç kimse veya hiçbir kuruluş, kendisini milletin iradesinin ve hukukun üstünde göremez."
4500 şirketi bünyesinde barındıran , kamu dışı milli gelirin %50’sini yaratan , dış ticaretin % 85’ini gerçekleştiren , kurumlar vergisinin % 80’ini ödeyen , kamu dışı istihdamın % 40’ını barındıran adamlar konuşmayacak da kim konuşacak?
İktidarlar yargının kendi üzerlerinde ki denetimini kabullenemiyor.Sınırsız , denetlenemeyen , frenlenemeyen ve hesap vermeyen bir iktidar gücü istiyorlar.Yürütme faaliyetinin yargı dahil hiçbir denetime tabi olmamasını istiyorlar. Bu yüzden iktidarlar her zaman yargısal denetimi ortadan kaldıracak çözümler arıyorlar. Yargıyı istedikleri şekilde yönlendirmeyi ve şekillendirmeyi , yargısal denetimi ortadan kaldıracak dolambaçlı hileli yöntemler icat etmeyi meziyet zannediyorlar. Ancak taraflı ve bağımlı yargıyla da yetinmiyorlar.
Modern demokrasilerde ; yasama , yürütme ve yargıdan oluşan üç ayaklı kuvvetler ayrılığına eklemlenen önemli güçler ; sivil toplum örgütleri , basın ve akademidir. Günümüz de STK'ların yasama faaliyetlerine , yürütmenin karar alma ve uygulama süreçlerine katılımı giderek güçleniyor. Bu üç kuvvet demokrasileri ayakta tutan en önemli unsurlar ve temsili demokrasilerde halk iradesinin en etkili araçları.Bu kuvvetlerinde kullanabilecekleri en önemli araç ; eleştiridir. İktidar gücünü dizginlemek , yönlendirmek , yanlıştan döndürmek ve denetlemek için eleştiri modern demokrasilerin en önemli unsuru artık.
Bizde iktidarların Anayasaya bağlılık , hukuk devleti kavramlarını anlamamaları , Anayasal devleti ve hukuk devletini kendi keyiflerine göre dizayn etmek istemeleri , kendilerine oy vermeyen azınlığın hakkını , hukukunu tanımamaları nedeniyle bu olayları yaşıyoruz. Sorun sandığı demokrasinin tek argümanı görmeleri, hukukun üstünlüğünü , yargının bağımsızlığını tanımamaları , kanun önünde eşitliği kabul etmemeleri , hiçbir şekilde denetlenmek ve hesap vermek istememeleridir.
Anayasa ; devlet organlarının , yasamanın , yürütmenin ve yargının hukuki meşruluğunu ve hukuki sınırlarını belirler. Hukuk devleti ; bu anayasal sınırların aşılması ihtimaline karşı Anayasa Mahkemesi , Danıştay gibi kurumlarla koruyucu yargısal mekanizmalarla bir nevi bekçilik yapar ve anayasal yetki sınırlarının aşılmamasını denetler. Halk STK'lar vasıtası iktidarın faaliyetlerini denetler ve taleplerini iktidara iletir . Ülkemizde bu gün böyle bir denetimin varlığından söz edemiyoruz da ; bari eleştiriye tahammülünüz olsun.






















