Hatay’da hayırsever bir vatandaş tarafından inşaa edilen camiiye Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın adı verilecekmiş.Vali efendi hayırsever vatandaşın jestini memnunlukla karşılamış. Hatay Valiliği bu konuda ki eleştirilere şöyle cevap vermiş ; vali bey özverili çalışmalarıyla Hatay’ı ihya etmiş , ayağa kaldırmış , vatandaş valinin adını bu nedenle teşekkür ve vefa borcu olarak camiiye vermiş. Anadolu geleneğinde devlet adamlarına duyulan hürmetin bir göstergesiymiş. Yani açıklamanın neresini düzeltesin , neresine itiraz edesin ; baştan sona trajikomik…
Devlet adamı mütevazi olur. Devlet adamı kibirden uzak olur. Kendisine bu teklifi yapan varandaşa der ki ; “çok teşekkür ederim , ben milletime devletime hizmet ettim , görevimi yaptım , aldığım maaşın hakkını verdim. Bunu hak edecek bir şey yapmadım. Anadolu geleneğinde devlet adamı kendi yaptırdığı camiiye adını verir.Camiiye sizin adınızı verelim” . Olur mu canım , fazla tevazu aptallıktır.Ömrünü şehre adayan , Hatay’ı ihya eden , ayağa kaldıran süper Valimiz teklife balıklama atlamış.Valim senin yaptığını Çorumlu yapmaz diyecem de zaten Çorumluymuşsunuz.
Bir diğer önemli devlet adamımız ise Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış. Rektör kardeşi için tamamen kişiye özel bir kişilik bir kadro ilanı açmasını eleştirenlere şöyle cevap vermiş ; “TBMM’de işe yaramaz, vasıfsız, sadece el kaldırıp indiren münafık milletvekilleri havlayıp kudursa da, Şırnak Üniversitesi’nin iradeli ve dirayetli rektörü olarak üniversitemizi sadakat libasıyla zırhlanan kişilerle yükseltmeye ve ilerletmeye devam edeceğim.Ben, eski Cumhuriyet’in hastalıklı, kokuşmuş o çürük düzeninin Rektörü değilim!”
Adam Cumhuriyete , Meclise , Milletvekillerine hakaret ediyor. Çok da mütevazi kendisini ; iradeli ve dirayetli olarak tanımlıyor. Üniversitesini ; kaliteli , liyakatli bilimadamlarıyla değil sadakat libasıyla zırhlanmış kişilerle yükseltecekmiş.
Kadroyu kapan kardeşi de altta kalır mı açıklama yapmış ; açılan kadronun kendisine özel olduğunu söyleyip “o şikayet eden namussuzlar oturup yansın haline” demiş. Rektörün bir baltaya sap olamadığı için torpil ötesi bir şekilde işe aldığı kardeş daha da ileri gitmiş ; “Bu üniversitenin de Şırnak'ın da gerçek sahibi biziz. Şimdi gücümüzü görüp kudursun adi şerefsiz köpekler!”
İlahiyatçı hocamız tabii ki mümin muvahhit , ehli sünnet bir büyüğümüz. Peki akademik kariyeri ne ; adamın sadece on makalesi var , iki tane atıf almış. Bu akademik kariyerle profesör olmuş , yetmemiş rektör yapılmış , yetmemiş üniversiteyi babasının çiftliğine çevirmiş. Yaptıklarının söylediklerinin akademiyle , bilimle , yöneticilikle ilgisi yok da ; Kuran’ı Kerim’de , Peygamber Efendimizin hayatında bir karşılığı var mı? Hangi dinin ilahiyatını okudunuz?
Koca Ragıp Paşa’nın tarihe geçen bir sözü bu iki büyük devlet adamını tarif ediyor ; “Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler”
Sadrazam Ali Paşa'nın Sultan Abdulaziz'e 1870'de yazdığı bir raporda şöyle diyor ;
"Sevgili efendim;
Memurlarımızın önemli bir bölümü bezgin, hastalıklı durumda. Becerikli ve yetenekli kişiler kamu hizmetinden kaçıyor. Majestelerinin hükümeti , yalnızca kendi çıkarını gözeten acemi ve beceriksiz personel tarafından yönetiliyor. Oysa sizin İmparatorluğunuzda kamu görevleri , zeki, çalışkan , rekabetçi ve motivasyonu yüksek insanlar tarafından üstlenilmeli. Tebanız çok geç kalınmadan ve işler daha berbat hale gelmeden, vazgeçilmez sorumluluk ilkesiyle yüzyüze gelmelidir."
Sayın Cumhurbaşkanı’na 15 Temmuz sonrası MİT tarafından sunulan rapor bu yöndeydi. Ama siyaset işte…






















