İktidara yönelik eleştiriler ; dindar insan bunu yapar mı , dindar insan böyle davranır mı şeklinde dile getiriliyor. Bunun üzerine birde son uyuşturucu operasyonlarında ortaya çıkan şok edici skandallar eklendi.
Herkes kendi dininden kendi imanından Allah’a karşı sorumlu. Bu devirde kimsenin kimseye dindarlık taslamaya , ahlak bekçiliği yapmaya hakkı yok. Çünkü herkes eksik , hepimiz defoluyuz.
İslam tarihini inceleyince bugün çok haksızlık ettiğimizi anlıyoruz. Hz.Peygamber’e yoldaşlık etmiş , Kuran’ı Kerim’in ayetlerini her nüzul ettiğinde onun ağzından dinlemiş , güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş en yüce insandan dini öğrenmiş ilk müslümanlar neler yapmışlar ona bakmak gerek.
Ahmet Yaşar Ocak hoca’nın kitabından çıkardığım notları ara ara paylaşacağım. Hoca kitabına çok önemli bir yorumla başlıyor ; “İlk Müslüman neslini, bu dönem siyasi olaylarını ve bu olayların aktörlerini incelemek zorundayız. Bu nesille kurduğumuz sevgi (ve iman) bağı, bizi doğruyu ortaya koymaktan alıkoymamalıdır. İslam tarihinde ilk yanlışlıklar siyasi alanda yapılmış ve daha sonra dini ve ilmi alanlara sirayet etmiştir. Bu yanlışlıklar sorgulanıp düzeltilecek yerde kutsanmış ve mukaddes bir cehaletle karşı karşıya kalınmıştır. Siyasal zihnin ürettiği sorunları çözemediğimizden, bu sorunlar gittikçe derinleşmiş ve kökleşmiştir.”
Asırlarca bizler o insanları yargılayamayız , bunları tartışmak fitnedir gibi mazeretlere sığınıldı.Ancak kitaptaki yüzlerce kaynak arasında yer alan Arap medeniyetinin önemli isimleri ; İbn Haldun , Taberi , İbn Kuteybe , Mes’ûdi , El Naverdi , İbn Sâ’d , El Efgani , İbn Kesir ve daha onlarca isim herşeyi açıkça yazmışlar. Araplar için halen daha sorun olmayan bu tarihi olaylar Ehli Sünnet tarafından ki biz Türkler başta olmak üzere hep atlanmış.
Ashab muhakkak ki kusursuz ve günahsız değildir.Tam tersine bu gün Müslümanların paramparça olmalarının nedeni onların hataları. Ancak Kuran’ı Kerim ilk iman edenler olmaları , çektikleri büyük çileler nedeniyle bağışlanacaklarını ve ahirette cömertce rızıklandırılacaklarını(Enfal, 8/ 74) haber vermiştir. Hz.Peygamber’in vefatının hemen ardından başta kavmiyetçilik olmak üzere cahiliye döneminin kötü alışkanlıkları yeniden hortlamıştır.
Kıstas denilen hadise pek bilinmez ve anlatılmaz. Ben az çok dönemle ilgili kitapları okumaya çalıştığım halde bu kitaptan öğrendim. Hz.Peygamber vefatına yakın ateşli bir haldeyken “bana bir kalem kağıt getirin.Size bir vasiyet yazdırayım ki benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz.” buyurmuş. Sahabe ve ehlibeyt Peygamberin bu arzusunun yerine getirilmesini isterken Hz.Ömer ve bir kısım sahabe bu sözü yüksek ateşin tesiriyle söylediğini Kuran ve Sünnetin kendilerine yeteceğini söyleyerek karşı çıkmışlardır. Hz. Peygamber’in neyi vasiyet edeceğini kimse bilmiyor olmakla birlikte hastalığında kendisinden sonrası için sahabe içinde başlatan rekabetin farkında olduğu anlaşılıyor. Ehli sünnet Hz.Ömer’in tavrını doğru bulurken Şiiler ve Hariciler Hz.Peygamber’in Hz.Ali’nin hilafetini vasiyet edeceğini iddia ediyorlar. Müslümanlar arasında ki ilk ayrılık burdan başlamıştır. Bu ayrılığın temeli siyasi olmakla birlikte zamanla dinselleştirilmiş , iman ve itikatın içine sokulmuştur.
Hz.Ebubekir henüz Hz.Peygamber defnedilmemişken Beni Saade’de toplanan Ensar’a ; “İmamlar Kureyşten’dir” diyerek yeniden kavmiyetçiliğe dönüşün sinyalini vermiştir. Hz.Peygamber’in bir müsademede Kureyşlilerin askeri yetenekleri nedeniyle birliği bir Kureyşlinin komuta etmesini istemesi evrilip çevrilip Kureyşin tüm kavimlerden üstün olduğu iddiasına getirilmiş buna da Hz.Ebubekir ön ayak olmuş , hilafeti isteyen Ensar’ın önünü kesmiştir. Böylede sadece Ensar değil Kureyş dışında ki tüm Müslümanlar İslam siyasi hayatından dışlanmış oldular.
Devamında İslam tarihinin en trajik dönemini Hz. Osman hakkında eserden çıkardığım notları paylaşacağım..

















