Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
17 EKİM Cumartesi 01:26

( ŞART ) "AHLAKİ ZİHNİYET DEVRİMİ ACİLİYETİ"

Mustafa KABA
Mustafa KABA
Giriş Tarihi : 17-10-2026 00:09


Başarıya, Adalete, Çalışmaya ve Ahlaka Bakış Açısının Kökten Yenilenmesi..
        Liyakat Yoksa, Çare de Yoktur.
   Bir kurumun, bir şirketin ya da bir devletin damarlarında dolaşan en hayati sıvı adalettir. 
   Bu adaletin yönetim ve işleyiş mekanizmasındaki adı ise tek kelimeyle özetlenir; Liyakat. 
   İşin ehline verilmesi, hak edenin hak ettiği koltukta oturması bir tercih değil, toplumsal ve kurumsal varoluşun en temel şartıdır. 
  Eğer bir idarede ve o idarenin çarklarını döndüren çalışanlarda liyakat ortadan kalkmışsa, orada artık hiçbir soruna kalıcı bir çare bulunamaz.
   Liyakatin olmadığı yerde, ilk feda edilen şey kurumsal hafıza, nitelik ve üretim olur.
   Bilgi ve tecrübenin yerini sadakat, akrabalık ya da kişisel ilişkiler aldığında, masanın arkasında oturanlar karşılaştıkları krizleri çözecek donanımdan yoksun kalırlar. 
  İş bilmeyenin yönettiği, hak etmeyenin çöktüğü bir yapıda atılan her adım, yeni bir düğüm yaratır. 
   Sorun çözmek için kurulan "Liyakatsız" mekanizmaların kendisi en büyük sorun haline gelir.
   Dünya ölçeğinde Sorumluluk sahipleri için herşeyi özetleyen şu söz çok manidar değil mi?
YA BİR YOL AÇ, YA DA YOLDAN ÇEKİL!...
   Böyle bir düzende en ağır darbeyi çalışanların motivasyonu ve aidiyet duygusu yer. 
    Gece gündüz demeden çalışan, kendini geliştiren, emek veren bir personel; kendisinden çok daha az çaba gösteren ama "yanlış emir-çıkar  bağlantılarına" sahip olan birinin gerisinde kaldığını gördüğü an, o kuruma olan inancını kaybeder. 
    "Ne kadar çalışırsam çalışayım fark etmeyecek" düşüncesi bir virüs gibi yayılır.     Nitelikli beyinler ya sessizce geri çekilir ya da sistemi tamamen terk eder.
   Geriye ise sadece emredileni sorgulamadan yapan, vizyonsuz ve hantal bir yapı kalır.
   Liyakatsizlik, zincirleme bir başarısızlık reaksiyonudur. 
   Yanlış teşhis koyan bir doktorun yazdığı ilaç hastayı nasıl iyileştiremezse, liyakatsiz bir kadronun ürettiği projeler de toplumsal ya da kurumsal dertlere deva olamaz.              Kaynaklar israf edilir, zaman harcanır, umutlar tüketilir. 
   Günün sonunda elde kalan tek şey, yapısal bir enkazdır.
   Bir idareyi ayağa kaldırmak, geleceğe taşımak ve karşılaşılan fırtınalardan sağ salim çıkarmak isteniyorsa, dönüp bakılacak ilk yer kriterlerdir. 
 Yönetimde liyakat, mekanizmanın ilk dişlisidir. O dişli kırıldığında, sistemin geri kalan hiçbir parçası doğru çalışmaz.                Unutulmamalıdır ki; ehliyetsiz ellerde en parlak fikirler bile solar, liyakatli ellerde ise en büyük krizler bile birer başarı hikayesine dönüşür.
   Çare arıyorsak, önce liyakati olmayan yanlış insanlar geri hizmete çekilerek hak edene hakkını teslim etmek ile işe başlamalıyız.
   Liyakatsizliğin faturası hiçbir zaman sadece kurumsal duvarlar arasında kalmaz; dalga dalga tüm topluma yayılır ve en derinden ekonomik ile insani krizler olarak hissedilir, krizlerin ardı arkası kesilmez. 
    Ekonomide,Yönetim veya üretimde, eğitimde vs. liyakat,  kaynakların en verimli şekilde yönetilmesi demektir. İşin başına, o piyasayı bilmeyen, yetişmemiş, kişiliğinde karakter gelişimini tamamlayamamış, işin işleyiş dengelerini kuramayacak ve tek vasfı "söz dinlemek" olan kadrolar getirildiğinde, yanlış kararlar ardı ardına gelir. 
   Sırasıyla; Enflasyon tırmanır, yatırımlar durur, ülkenin veya şirketin zenginliği bir avuç iş bilmezin elinde erir gider. 
   İnsani boyutta ise bu durum tam bir umut kırımına yol açar. 
   Gençler dirsek çürüterek aldıkları diplomaların, uykusuz gecelerin liyakatsizlik duvarına çarpıp parçalandığını gördükçe ülkesine, geleceğine ve adalete küser. 
   Bir toplumun en büyük sermayesi parasından ziyade yetişmiş insan gücüdür; liyakatsizlik bu sermayeyi hunharca harcamaktır.
   Bu girdaptan çıkışın tek yolu, günübirlik pansuman tedaviler uygulamak değil, 
köklü bir zihniyet devrimi gerçekleştirmektir. 
    Çare nettir: Objektif kriterlere dayalı bir ölçme, değerlendirme ve atama sistemi kurumsallaştırılmalıdır. 
   Kişilerin inançları, aidiyetleri ya da tanıdıkları değil; sadece ve sadece işe uygunlukları, başarıları ve ahlaki pusulaları masaya yatırılmalıdır. 
   Unutulmamalıdır ki, devletleri ve büyük kurumları tarihin çöplüğüne gömen şey dış düşmanlar veya dışsal ekonomik şoklar değil, kendi içlerindeki liyakat erozyonudur.
    Sonuç olarak; adaletin olmadığı yerde liyakat, liyakatin olmadığı yerde ise çare ummak beyhude ve ham bir hayaldir.
  Bir sistemi çürümekten kurtaracak yegane reçete, emaneti en nihayetinde ehline teslim etme cesaretini ve iradesini gösterebilmektir.
  Sevgi, Muhabbet ve Saygı ile...

YORUMLAR