YouTube yayınında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla soruşturma başlatılan gazeteci Ertuğrul Özkök, 3 Ağustos'taki köşe yazısında soruşturmaya yol açan ifadelerinin yanlış anlaşıldığını öne sürdü.
Gazeteci Bahar Feyzan'ın 2 Ağustos'taki YouTube yayınında İspanya diktatörü Franco'nun ölümüyle ülkedeki rejimin değiştiğin vurgulayan Özkök, şunları söylemişti:
“Bu dönemler geçecek. Ben bir öğrenci olarak İspanya'da Franco rejiminin nasıl çöktüğüne tanık oldum gözlerimle. Bir gecede gitti 30 yıllık Franco diktatörlüğü. Öldüğü gece İspanya'da rejim değişti... Bu tür rejimlerin böyle devam edeceğini kimse düşünmesin, devam etmez. Bugünkü rejim Türkiye'de Tayyip Erdoğan'ın kişiliği üzerine dizayn edilmiş ve onun kişiliği ile geçerli bir rejim. Bu rejimi Türkiye'de böyle taşıyacak başka ikinci bir insan yok ve uzun süre de olamaz zaten. Neticede Cumhurbaşkanımız da 72 yaşında... Yaşlar bir gün bitiyor."
Ertuğrul Özkök’ün ekran karşısına geçip "İspanya’da Franco öldü, rejim bir gecede bitti" diyerek Türkiye’nin meşru liderini ve sandıktan çıkan iradeyi işaret etmesi, ne bir siyaset analizi ne de masum bir sosyolojik tespittir. Bu, Türk medyasında yıllarca "manşet mühendisliği" yapmış bir kalemin, içindeki vesayet özlemini ve milli iradeye duyduğu üstenci öfkeyi bir kez daha dışa vurmasıdır.
Özkök, milyonların oyuyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nı, silahla iktidara el koymuş kanlı bir diktatörün adıyla aynı cümlede anacak kadar muazzam bir fütursuzluk sergilemiştir. Sıkışınca "Ben sistemi kastettim, seçimle gelmiş liderlerle kıyasladım" diyerek kavram cambazlığına soyunması ise attığı çamuru temizlemeye yetmez.
Çünkü millet bu kalemi ve bu zihniyeti çok iyi tanıyor.
28 Şubat post-modern darbe sürecinde genel yayın yönetmeni olduğu gazetenin attığı manşetlerle, seçilmiş meşru hükümetlerin devrilmesine, askeri vesayetin sivil siyasete parmak sallamasına zemin hazırladığı hafızalardadır.
“Gerekirse Şiir Bile Okutmayız" veya "411 El Kaosa Kalktı" türü manşetlerle bu ülkenin dindar insanlarını, üniversite kapılarında gözyaşı döken genç kızlarını ve doğrudan milletin öz temsilcilerini hedef aldığını, vesayetin tetikçiliğine soyunduğunu unutmuş değiliz.
Yıllarca Türkiye’nin üzerine çöken elitist mutlu azınlığın, küresel odakların ve içerideki vesayet odaklarının medya temsilciliğini üstlenen bu şahıs kalemini yıllarca milletin hissiyatına değil, güç odaklarının ikbaline adadı.
Dün askeri vesayete, manşet patronlarına ve karanlık odaklara kalemiyle uşaklık edenlerin, bugün kalkıp sandıktan defalarca zaferle çıkmış bir lidere diktatörlük imasında bulunması tam anlamıyla omurgasızlığın yanı sıra bir örtülü amaca hizmettir.
O nedenle; başlatılan soruşturma üzerine kaleme aldığı "açıklama" samimi bir açıklama değil, tipik bir cambazlık örneğidir. "Ben sistemi kastettim, kişiyi değil" kılıfıyla sunulan bu savunma, yıllardır süregelen vesayetçi zihniyetin ve elitist kibirin üstünü örtmeye yetmez.
Yıllarca gazete manşetlerinden meşru iktidarlara ayar vermeye alışmış bu anlayış, sandıktan çıkan iradeyi "tek bir kişinin şahsi rejimi" olarak nitelendirerek Türk milletinin demokratik tercihlerine de hakaret etmektedir.
Türkiye’de rejim şahıslara değil, Anayasa’ya ve milli iradeye dayanır. Bu ülkenin kurumlarını ve toplumsal sözleşmesini eli kanlı bir diktatörün şahsi rejimiyle kıyaslamak, sinsi bir kötü niyettir.
Soruşturma haberini alınca "yurt dışındayım, döneceğim" açıklamalarıyla olayı yumuşatmaya çalışmak, sarf edilen o ağır ve saygısız ifadelerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Özkök’ün yapmaya çalıştığı şey, tırnak içinde "analiz" süsü verilmiş üstenci bir algı operasyonundan ibarettir; ancak bu millet kimin gerçekten demokrasiyi savunduğunu, kimin ise fırsat buldukça milli iradeye parmak salladığını gayet iyi bilmektedir.