Bugün Sinem’in okulda son günüydü, diplomasını alıp özlemini çektiği yetim kardeşlerinin yanına dönecekti. O heyecanla kalktı yatağından pencereyi açtı, denizin kokusu ve martıların sesi doluştu yurt odasına. İndi kahvaltısını yaptı, sahile gitti. Son kez Alsancak sahilinde oturdu birkaç saat. Bu kente gelişi, ilk umutları, bu kentte yaşadıkları bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden.
Bu kente gelirken babası sağdı, beraber gelmişlerdi kayıt yapmaya, “Ahh… Babam keşke sen o gün benle gelmeseydin belki de yaşıyor olacaktın” dedi içinden.
Çünkü Babası kayıttan dönerken kazada hayatını kaybetmişti. Günlerce ailesi etkilenir diye Sinem’e söylemediler bu olayı Takı dönem arası memleketine dönünce öğrendi acı gerçeği. Hayatı 2 kez daha zorlanmıştı, hem okuyup hem çalışacaktı. O günden sonra içinden çıkılmaz bir psikolojik ortama düşmesine rağmen Sinem hayatla mücadelesine devam etti. Zordu, bu zorluğu yaşamadan anlatılmaz dedi içinden. Sonra da “Her şeye rağmen hayat devam ediyor” geçirdi içinden..
Bütün bu yaşadıklarını yurdun bu odasına bırakıp diplomasını almak için okula gitti, son kez arkadaşlarıyla vedalaştı Sinem 2 yılda bir her zaman takıldıkları Elif Kafede 1 Nisan günü buluşmak kararı aldı arkadaşlarıyla Sinem. Doğruca terminale gitti cebinde son kalan parayla memleketine otobüs biletini aldı. Yemek yiyecek parası olmadığı için 17 saat otobüste aç kalacaktı, sabahın ilk ışıklarıyla memleketine varacaktı
…….. …..
Sinem Trabzon’a geleli 15 gün oldu. İl Merkezinde bulunan 12 gazeteye de çalışmak için müracaat etmesine rağmen, çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanmıştı. Gazetecilik okumuştu ama mesleğinde iş bulamıyordu Sinem. İstanbul’a gitmeyi, büyükşehirde mesleğini yapmayı düşünmeye başlamıştı. Bu düşüncelerle Ganita sahilinde bulmuştu kendini. Sahilde oturdu bir süre Sinem, denize taş attı çocuklar gibi. Kardeşlerini düşündü, başlarında baba yoktu, “Annem zaten hasta, çalışamayacak durumda, biran önce iş bulmak zorundayım” dedi Sinem içinden. Bu düşüncelerle deniz kıyısındaki taşın üzerine usandı. Telefonu çaldı. Araya Güleryüz Gazetesinin sekreteriydi. Sekreter Sinem’ e “Bugün öğleden sonra Ali bey sizi bekliyor iş görüşmesine” dedi
Sinem’in şansı açılacak mıydı? Bu düşüncelerle Güleryüz Gazetesinin yolunu tuttu. Gazeteye geldiğinde saat 13.00 tu ama ortada Ali Bey yoktu. 15 Dakika sonra Ali Bey geldi. Ali Bey Gazetenin Genel Yayın Yönetmeniydi. Muhabirlerin işe alınmasıyla o ilgileniyordu. Doğrudan Ali Bey’ in odasına geçtiler.
Ali Bey Sinem’e “Sana bir soru bu soruyu istediğim gibi cevaplarsan yarın işe başlıyorsun” dedi. Devamında, “Bir otoyolun kenarındasın karşıdan karşıya bir köpek geçiyor. Hızlı gelen Tır köpeğe çarptı. Köpek can çekişiyor. Sen makineni alır haber mi yaparsın yoksa o köpeği veterinere mi götürürsün” diye sordu. “Gazeteci olarak normalde bu haberdir. Patronun istediği de mutlak budur” diye geçirdi içinden Sinem. Ama Sinem bu cevabı vermedi. Sinem, “Bence insanlık var. Haber insanlıktan sonra gelir o köpeği veterinere götürürüm” deyip işe alınmayacağını düşünerek ayağa kalkıp gitmeye hazırlandı. Ama Ali Bey, “Aferin kızım bende bu cevabı ekliyordum, yarın gel işe başla” dedi