ABD VE İSRAİL’İN BUNDAN SONRA İŞİ ZOR

Adnan ONAY

24-03-2026 09:41

Trump, ikinci kez Başkan seçilince ilk yaptığı açıklamalar savaşları bitireceği, savaşan ülkeleri barıştıracağı yönündeydi.

Bu noktada Gazze için çeşitli anlaşma planları ortaya attı, İsrail’e rağmen Türkiye’nin barış görüşmelerine katılmasını sağladı, Zelenski’yi Rusya ile barışa zorladı, Suriye’de YPG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunda yapıcı rol üstlendi.

Bütün bunları yaparken de ABD’nin petrol ihtiyacını karşılayacak arayışlara girdi, Körfez ülkeleriyle anlaşmalar yaparak onların milyar dolarlarını ülkesine aktardı. En büyük rakibi olan Çin’in önünü kesecek adımlar atarken, Çin’le gerilimleri de azaltma stratejisi izledi.

Bütün bu olup bitenlere bakan dünya kamuoyu Trump’un barışçıl bir tüccar olduğunu, amacının barışçıl görüntü altında ülkesine kaynak aktarmak olduğunu düşünürken birden petrol kaynağı, arka bahçesi Venezuela’ya yöneldi. Buranın petrolünü ele geçirmek için bir haydut operasyonuyla Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırdı. Bu olay barışçıl görüntüyle yola çıkılsa da ABD’nin eski haydut ABD olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. ABD, ihtiyaç duyduğunda bu yüzünü çıkarları için her an devreye sokabileceğini, bunun için uluslararası hukuk filan takmayacağını bir kez daha ortaya koydu.

Bu arada Epstein dosyaları kamuya açıldı. Erişime izin verilmeyen bölümlerde Trump’un küçük kızlara tecavüz ettiğine dair görüntülerin olduğu öne sürüldü ve bu konu Trump’u köşeye sıkıştırdı.

Öte yandan, Nükleer sorunu nedeniyle İsrail, Trump’a baskı yaparak İran’a saldırmaya zorladı. İran’a saldırı konusunda direnen Trump ise İran’la masaya oturarak, sorunu barışçıl yolla çözme yoluna girdi. Ancak, görüşmeler için iki ülke yetkilileri İsviçre ve Umman’da bir araya gelip, görüşmeleri yürütürken sonradan anlaşıldı ki, alttan alta ABD ve İsrail, İran’a saldırı hazırlığında sona gelmişti. Olumlu geçen müzakerelerden anlaşmaya varılacağı beklenirken ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta "Aslanın Kükreyişi" ve "Destansı Gazap" kod adlarını verdikleri eş zamanlı hava operasyonlarıyla İran'ın Tahran, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah gibi stratejik şehirlerini vurdu.

ABD, böylece bir kez daha maskeli yüzünü bir kez daha ortaya çıkardı.

Bir operasyonla Devlet Başkanı kaçıran Trump, barış masasındayken de İran’a saldırarak hiçbir şekilde güvenilmez olduğunu, ABD’nin İsrail’in kuyruğuna takılmış, çıkarları için hiçbir kural tanımayan bir ülke olduğunu ortaya koydu..

ABD /İSRAİL NE DÜŞÜNÜYORDU NE OLDU

Uzun bir süredir İran’a saldırı için ortak planlama yaptıkları anlaşılan ABD ve İsrail, İran’da daha önce Mollalara karşı ayaklanan İran halkının, Mollara karşı yürütülen bir savaşta yeniden ayaklanacaklarını düşündüler. Bunun için İran yönetiminin dini liderini ve ona bağlı üst kadroyu katletmekle rejimin yıkılmasının önünün açılacağını hesap ettiler. İlk gün saldırılarıyla başta dini lider Ali Hameney olmak üzere 50’ye yakın üst düzey İranlı yöneticileri düzenledikleri saldırılar sonucu katlettiler.

Ayrıca, tıpkı Gazze’de olduğu gibi ne kadar acımasız, ürkütücü olduklarını göstermek için de küçük kız çocuklarının okuduğu bir okulu bombalayıp, 170 kişiyi bombalarla parçaladılar.

Ancak, bu iki saldırı ayaklanma bekledikleri halkın birbirine kenetlenmesini sağladı. İktidar/ muhalif demeden tüm halk sokağa döküldü. ABD ve İsrail’e lanet okuyan İran halkı gece, gündüz sokaklara döküldü.

Öte yandan gafil avladıklarını, dini lider Hamaney ve üst kademe ekibin öldürülmesiyle rejimin teslim bayrağını çekeceğini sanan ABD/İsrail bu konuda da yanıldı. 12 gün savaşından ders çıkaran İran, İsrail ve ABD’nin her an kendilerine saldıracağını, yönetimin üst kademelerini katledebileceğini hesap eden İran, kısa sürede bütün savaş gücünü çeşitli bölgelere böldü. 31 ayrı merkezde kurulan savaş güçlerine ayrı ayrı bağımsız karar verme hakkı tanındı ve her birime savaş anında ortak hedefler gösterildi.

Saldırıların başlamasından hemen sonra İran, bölgedeki ABD üslerini (özellikle Katar ve Bahreyn'deki) ve İsrail anakarasını balistik füzelerle hedef alarak karşılık verdi.

Saldırıların ilk ve en yoğun adresi İsrail toprakları oldu; özellikle güneydeki Nevatim, Tel Nof ve Hatzerim hava üsleri balistik füze sağanaklarına maruz kaldı. Bu üslerde hangarların ve idari binaların isabet aldığı, pistlerde ise operasyonel aksamalara yol açan hasarlar oluştuğu uydu görüntüleriyle doğrulandı. Sivil yerleşimlerde ise Hod Haşaron'da yüzlerce konut zarar görürken, Arad ve Dimona gibi stratejik bölgelerin yakınlarına düşen füzeler bölgedeki nükleer ve enerji altyapısı üzerinde büyük bir baskı kurdu.

Körfez bölgesinde ise İran, saldırıların lojistik merkezi olarak gördüğü ABD üslerini ve müttefik ülkelerin enerji tesislerini hedef seçti. Katar'daki El Udeid Hava Üssü'ne yönelik saldırılarda askeri ekipman hasarı ve personel yaralanmaları yaşanırken, Suudi Arabistan'daki Şeybe petrol sahası ile Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki enerji terminallerine fırlatılan binlerce İHA ve füze küresel petrol arzını tehlikeye attı. Dubai Uluslararası Havalimanı gibi kritik sivil ulaşım noktaları, İHA tehdidi nedeniyle uçuş trafiğini defalarca durdurmak zorunda kaldı. Irak ve Suriye'deki Amerikan üslerinin yanı sıra Ürdün ve Bahreyn'deki askeri noktalar da İran'ın "vekil güçler" stratejisiyle vurduğu yerler arasında yer aldı.

Denizlerde ise Hürmüz Boğazı'nı tamamen trafiğe kapatma girişimi, küresel ticaretin %20'sini felç eden bir lojistik yıkıma dönüştü; boğazdan geçmeye çalışan ticari gemiler ve tankerler doğrudan mühimmatlarla hedef alındı. Ayrıca İran'ın fırlattığı bazı füzelerin rotasından saparak Azerbaycan ve Türkiye sınırı yakınlarına düşmesi, bölge genelinde geniş çaplı bir güvenlik alarmına yol açtı. Şu anki askeri raporlara göre bu saldırılar sonucunda bölge genelinde çok sayıda askeri personel ve sivil kayıp yaşanırken, enerji ve savunma sistemlerinde milyarlarca dolarlık fiziksel hasar meydana gelmiş durumda.

İran'ın 2026 yılındaki bu yoğun bombardımana rağmen saldırı kabiliyetini koruyabilmesi, on yıllardır süregelen "yer altı stratejisi" ve asimetrik üretim modeline dayanmaktadır. Ülkenin dört bir yanına yayılan ve "füze şehirleri" olarak adlandırılan devasa kompleksler, yerin 500 metreye kadar derinliğine, sert kaya katmanlarının altına inşa edildiği için en gelişmiş sığınak delici bombalar bile ana depolara ulaşmakta yetersiz kalmaktadır. Bu tesisler sadece birer depo değil, aynı zamanda otonom üretim merkezleridir; yani dışarıdan sevkiyata ihtiyaç duymadan, yer altındaki fabrikalarda hammaddeyi işleyip füzeye dönüştürebilmektedirler. Raylı sistemler ve hidrolik asansörlerle donatılan bu tüneller, füzelerin saniyeler içinde yüzeye çıkarılıp ateşlenmesine ve rampanın hemen ardından tekrar güvenli derinliğe çekilmesine olanak tanıyarak uyduların hedef belirlemesini imkansız hale getirmektedir.

Mühimmat tedariki konusunda ise İran, "ucuz ve çoklu üretim" felsefesini benimseyerek Batı'nın pahalı savunma sistemlerini ekonomik bir çıkmaza sürüklemektedir. Maliyeti sadece 20 bin dolar olan binlerce Shahed tipi kamikaze İHA, milyon dolarlık hava savunma füzelerini tüketmek için bir "yem" olarak kullanılmakta, savunma hattı bu ucuz hedefleri vururken mühimmatını bitirdiğinde asıl balistik füzeler devreye girmektedir. Ayrıca yaptırımlara rağmen Çin ve Rusya ile kurulan "hayalet tedarik zinciri" sayesinde, mikroçipler ve hassas navigasyon parçaları sivil görünümlü kanallar üzerinden İran'a akmaya devam etmektedir. Çin'in BeiDou navigasyon sistemine tam entegrasyon sağlanması, İran füzelerinin GPS engellemelerinden etkilenmeden hedeflerini vurmasını sağlamıştır.

Finansal kaynak tarafında ise İran, "hayalet tanker filosu" aracılığıyla Çin'e yapılan gizli petrol satışlarından elde ettiği nakit akışını doğrudan savaş bütçesine aktarmaktadır. Bu durum, ekonominin genelindeki çöküşe rağmen askeri sanayinin çarklarının dönmesini sağlamaktadır. Ayrıca sahadaki birlikler sabit karargahlar yerine tırlara yüklenmiş hareketli komuta merkezleri kullandığı ve uydu görüntülerini yanıltmak için binlerce gerçeğe yakın maket rampa yerleştirdiği için, ABD ve İsrail mühimmatının önemli bir kısmı boş arazilere veya sahte hedeflere harcanmaktadır. Tüm bu faktörler birleştiğinde, İran'ın fiziksel yıkıma karşı gösterdiği bu direnç, savaşı bir teknoloji yarışından ziyade bir lojistik ve stratejik dayanıklılık sınavına dönüştürmüştür.

İran'ın teknolojik hamlesi olan Fattah-2 hipersonik füzeleri, 28 Şubat'ta başlayan saldırıların üçüncü gününde ilk kez sahaya sürüldü. Ses hızının 15 katına (Mach 15) çıkabilen bu füzeler, yaklaşık 1.400 kilometrelik bir menzile sahip olup İsrail'e 5 dakikadan kısa bir sürede ulaşabiliyor. Bu mühimmatın en büyük özelliği, atmosfer içinde ve dışında yüksek manevra kabiliyeti sergileyerek mevcut hava savunma sistemlerini (Demir Kubbe, Arrow ve Patriot) aşabilmesidir. Özellikle Mart ayı başındaki saldırılarda bu füzelerin savunma hatlarını delerek bazı askeri üslere isabet ettiği ve geleneksel sistemlerin tepki süresini neredeyse sıfıra indirdiği rapor edildi.

İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin merkezi olan Natanz gibi yerler ağır darbe almış olsa da, ülkenin hipersonik füze envanteri ve yer altı üretim tesisleri hala operasyonel bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.

Sonuç olarak; ABD ve İsrail hiç beklemediği bir tabloyla karşı karşıya. Trump ve Netanyahu ülkesinde iyice tartışılır, hedef isimler durumundalar.

İran’ı dize getirmek için çıktıkları yolda her iki ülke de büyük kayıplarla karşı karşıya. Öylesine çıkmaz bir noktaya gelindi ki, İran’a nükleer başlıklı bombalar atılması dahi konuşulabiliyor. Ancak, bunun dahi bir çözüm olmayacağı, İran halkını katlederek sonuç alınamayacağı düşünüldüğü için yeniden barış masasına dönülmesi için Trump, üst üste İran’a mesajlar gönderiyor..

Sonuçta her ne olursa olsun bundan böyle hiç kimsenin ABD’ye güvenmesi söz konusu değil. Artık ABD eskisi gibi istediğinde NATO’yu ve Avrupa’yı da yanında bulamıyor.

Anlaşılan ABD’yi zor günler bekliyor. Aynı şekilde hem İsrail, hem de dünya Yahudileri bundan böyle kendilerini hiçbir şekilde güvende hissetmeyecekler.

Bakalım bu gidişat nereye varacak…!

DİĞER YAZILARI HANİ BİZİM DEMİRYOLUMUZ? 01-01-1970 03:00 İLK MECLİSİN AÇILIŞ TARİHİ 01-01-1970 03:00 Rize’de bu kez bir de lise derneği kuruldu..Doğrusu bu habere hepimiz sevindik. 01-01-1970 03:00 VALİLERİN YÜZ KARASI 01-01-1970 03:00 SORUN NE DİN, NE DE BAKAN 01-01-1970 03:00 ÖZGÜR ÖZEL’İN ARA SEÇİM TURLARININ ASIL AMACI 01-01-1970 03:00 ÇAYKUR KARARNAMESİNDE YAŞ, KADRO SINIRLAMASI VE KPSS SORUNU 01-01-1970 03:00 NETANYAHU ÖLSE NE DEĞİŞİR 01-01-1970 03:00 İKTİDARLAR VE DESTEKÇİLERİYLE İLİŞKİLERİ 01-01-1970 03:00 SOYSUZLAR HER SAHNEDE! 01-01-1970 03:00 İRAN SAVAŞINI DOĞURAN NEDENLER VE BÖLGE GELECEĞİ 01-01-1970 03:00 TRUMP PAPAZLARA TESLİM 01-01-1970 03:00 “TRABZON KALKINIRSA KARADENİZ YÜKSELİR.. SAMSUN-TRABZON ARASI DEMİRYOLUYLA İKİ SAATE İNECEK.” 01-01-1970 03:00 KUTSAL GÜN VE GECELER 01-01-1970 03:00 RİZE UYUMAYA DEVAM ETSİN! 01-01-1970 03:00 MEVSİMLİK İŞÇİLER VE ÇAYKUR 01-01-1970 03:00 24 OCAK KARARLARININ AÇTIĞI YOL 01-01-1970 03:00 ÇAYIMIZ VE GELECEĞİ İÇİN TEDBİRLER 01-01-1970 03:00 RİZE’Yİ MODERN BİR ŞEHİR HALİNE GETİRMEK 01-01-1970 03:00 ÇAYIMIZ VE GELECEĞİ İÇİN TEDBİRLER 01-01-1970 03:00 OVİT TÜNELİ ÖLÜ YATIRIM (MI) 01-01-1970 03:00 MİLLET BAHÇESİ YAPILIYOR, DAL-ÇIK NEREDE 01-01-1970 03:00 İHALE İPTAL..RİZESPOR BAŞKANI İBRAHİM TURGUT, FENERBAHÇE ARSASIYLA İLGİLİ İHALENİN İPTALİNİ İSTEDİ 01-01-1970 03:00 DEAŞ VE BENZERİ SİLAHLI ÖRGÜTLERİN KAYNAĞI KURUTULMALI 01-01-1970 03:00 RATEM’DE YÖNETİM DEĞİŞMİŞ! 01-01-1970 03:00 RİZE PTT BAŞMÜDÜRLÜĞÜNÜN KALDIRILIP, TRABZON BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNE BAĞLANACAĞI İDDİASI TEPKİLERE YOL AÇTI 01-01-1970 03:00 ASGARİ ÜCRET BEKLENENİN ALTINDA , ZAMLAR İSE ATAKTA 01-01-1970 03:00 ŞAMİL TAYYAR’IN SON AÇIKLAMASI GÜNDEM OLDU! 01-01-1970 03:00 LOJİSTİK ADINA YAPILACAK KAMULAŞTIRMALARDA MAĞDURİYETLER OLUŞMAMALI 01-01-1970 03:00 ALİYA’NIN GÖZÜYLE ŞEHİR VE KÖY 01-01-1970 03:00 VERGİ VE CEZA CENNETİ OLDUK CEZALAR ARTARKEN,TAHSİLATLAR AZALIYOR 01-01-1970 03:00 BOYALI ÇAY KONUSU; KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMAMALI 01-01-1970 03:00 ŞAPKA OLAYLARINDA HAMİDEYE GEMİSİ RİZE’Yİ BOMBALADI MI 01-01-1970 03:00 CUMHURBAŞKANLIĞINI RİZE’DEN TRABZON’A ALACAKMIŞ! 01-01-1970 03:00 PAPA ZİYARETİNİN TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMİ 01-01-1970 03:00 ŞEHİR AİDİYETİ VE FENERBAHÇE AŞKIMIZ 01-01-1970 03:00 TEHLİKELİ TİPLER 01-01-1970 03:00 TABLO GÜZEL AMA EKSİK 01-01-1970 03:00 Arıkan Pazar Günü Rize de 01-01-1970 03:00 AK PARTİ RİZE İL BAŞKANI YILMAZ KATMER, BUNGALOV SAHİPLERİYLE BİR ARAYA GELDİ 01-01-1970 03:00 ÇAYDA KALİTE ARTIRIMI İÇİN TEKNOLOJİ-YATIRIM DESTEĞİ SÜRÜYOR 01-01-1970 03:00 RİZE’DE SİYASET ZORDUR 01-01-1970 03:00 RİZE'NİN KALKANDERE İLÇESİNE HAKSIZLIK YAPILIYOR 01-01-1970 03:00 CHP' de Kayyum Engellenebilecek mi? 01-01-1970 03:00 ÜST KİMLİK 01-01-1970 03:00 SAHİ HİKMET AYAR NEREDE? 01-01-1970 03:00 Ekrem İmamoğlu, CHP’nin Belediye Başkanı değil, gölge Genel Başkanı! 01-01-1970 03:00 Ekrem İmamoğlu, CHP’nin Belediye Başkanı değil, gölge Genel Başkanı! 01-01-1970 03:00 RİZELİ REKTÖRE RİZEDEN DÜŞMANLIK YAPANLAR! 01-01-1970 03:00 EMİN ŞİR, BU KEZ DE İLGİNÇ BİR ROMANLA OKUYUCUNUN KARŞISINDA: ELA ROSA 01-01-1970 03:00 Bazı arkadaşlar RTEÜ’deki olaya neden değinmediğimi soruyorlar. 01-01-1970 03:00 GASSAL. BU BİR DİNİ DİZİ DEĞİL SEYREDEN KENDİNİZDEN BİRŞEYLER BULACAKSINIZ 01-01-1970 03:00 RİZE Eski Belediye Başkanlarından Bülent Koç, ölüm yıldönümünde anılıyor. Bu vesileyle REVAK için hayatını yazmıştım… 01-01-1970 03:00 Hilafet Krallık değildir. 01-01-1970 03:00 Kıbrıs Barış Harekâtının Kararını Ecevit Değil Erbakan Vermiştir. 01-01-1970 03:00 GENÇLERE TAVSİYEMDİR; SİYASET HAYAL KIRIKLIĞIDIR, BUNU UNUTMAYIN! 01-01-1970 03:00 İŞİN ÖZÜ 01-01-1970 03:00 RİZE’YE FETÖCU VALİ GÖNDERME AMACI 01-01-1970 03:00 Milletvekilliğini sürdüren emekli vekillerimizle aramızda yaklaşık 20 kat fark var. 01-01-1970 03:00 MEHMET ŞİMŞEK NE YAPACAK? 01-01-1970 03:00 Deprem değil, tedbirsizlik öldürür 01-01-1970 03:00 FAİZ VE ENFLASYON 01-01-1970 03:00