Türkiye’nin Asıl İhtiyacı: Atatürk Söylemi Değil, Atatürk Çizgisi

Nusret Kebapçı

04-08-2026 08:54

Uğur Mumcu’nun o bilinen meşhur sözü sanıyorum bugün her zamankinden çok daha anlamlı: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.” Ne var ki Türk toplumu, çok uzun zamandır sorgulamayı pek sevmiyor. Bu nedenle de bilgi edinmek, araştırmak ve sorgulamak yerine; kullanılan sloganlara hayran kalıp içeriğini irdelemeden savunmayı tercih etmektedir.

Yakın geçmişte yaşadığımız yardım dernekleri örneğinde olduğu gibi, içeriği ne kadar zayıf olursa olsun, lider konumundaki bir kişinin “Atatürk” ve “Cumhuriyet” gibi kavramları kullanması geniş kitleleri ikna etmeye yetebilmektedir. Çünkü sorgulama, araştırma ve eleştirel düşünme alışkanlığı, Türk toplumuna eğitim sistemiyle dahi tam olarak kazandırılamamıştır. Bu eksiklik yalnızca siyasette değil, hayatın neredeyse her alanında açıkça görülmektedir.

CHP, bilindiği gibi, Müdafaa-i Hukuk’un devamı olarak Atatürk tarafından kurulduğu için “Atatürk’ün partisi” olarak anılmaktadır. Ancak aynı tanımlama, CHP’den ayrılanların kurduğu Yeni Parti için de kullanılmaktadır. Her iki partinin programına da bakıldığında, 1935’teki CHP programında yer alan vatanın emperyalizme karşı bağımsızlığını, ulus devleti ve ulus kimliğini esas alan maddelerden eser bulunmamaktadır. Peki, sizce Atatürk’le özdeşleştirilen bir partiden beklenen ne olmalıdır?

Her şeyden önce Atatürk’ün Türk ulus kimliğine, üniter devlet yapısına ve “Her fabrika bir kaledir” anlayışına verdiği önem göz önüne alındığında; böyle bir partinin ekonomik ve siyasi bağımsızlığa sahip çıkması, sanayiyi, tarımı, madenleri ve toprak bütünlüğünü koruması beklenir. Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak budur. Oysa yaşananlar bunun tam tersidir. Üstelik bu tutum, Atatürk’ün ilkeleriyle bağdaşmaktan çok uzaktır.

Bir parti düşünün; BOP'un eş başkanı konumundaki bir anlayışla, bu proje kapsamında parçalanan diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de ulus devlet yapısını çözmek, Türk kimliğini yok edip ülkeyi federatif bir yapıya dönüştürmek amacıyla ittifak kursun. Üstelik kendisi ve belediyeleri üzerinde ne kadar baskı kurulursa kurulsun bu ittifaktan ayrılmasın. Atatürk’ün partisi olduğu iddia edilen bir siyasi oluşumun böylesi bir sürece karşı çıkması, toplumu bilinçlendirmesi ve ne pahasına olursa olsun direnmesi gerekmez mi?

Ya NATO yandaşlığına ne demeli? ABD, NATO içinde Türkiye’yi İran’a karşı konumlandırmaya çalışırken, Karadeniz’de Ukrayna’ya destek vermeye, Romanya ve Bulgaristan ile birlikte Rusya’ya karşı mücadele etmeye zorlarken; sözde "Yurtta sulh, cihanda sulh" deyip NATO’dan görev almaya talip olmak nasıl savunulabilir? Üstelik tüm dünyada varlığı ve işlevi tartışılırken…

İşte bu noktada Atatürk’ün emperyalizm karşısındaki duruşuna bakmak gerekir. Atatürk, bölge ülkeleriyle ittifaklar kurarak emperyalizme karşı mücadele etmişti. Bugün ise Atatürkçü geçinenler, emperyalizmle iş birliği yaparak bölge ülkelerine karşı konumlanmaktadır.

Aslında aynı tutum Avrupa Birliği süreci için de geçerlidir. Ergenekon ve devamındaki ulus devlet ile ulusal orduyu tasfiye etmeye yönelik operasyonlar, "Ordu sivil otoritenin emri altına girsin, bağımsız bir tutum almasın" anlayışıyla AB tarafından savunulmadı mı? Tüm bu operasyonların sonuna kadar desteklenmesi de yine AB'nin dayatmaları arasında değil miydi?

Kıbrıs’ta Türk askeri “işgalci” olarak nitelendirilerken, yalnızca Rum kesiminin Kıbrıs’ın tamamını temsil ettiği kabul edilmedi mi?

Aslında AB’nin Türkiye karşıtı tutumu sadece siyasette değil, ekonomide de görülmektedir. AB ülkelerinde kamu iktisadi teşebbüsleri ve devlet şirketlerinin üretim, katma değer ve yatırımlardaki payı en az %40 civarındayken, Türkiye’de özelleştirmelerle birlikte bu oran %10’un bile altına düşmüştür. Buna rağmen AB, devlet kurumlarının, bankaların ve şirketlerin özelleştirilmesi için baskı yapmakta; kendi tarımını sübvanse ederken, Türkiye’ye tarımsal desteklerin kaldırılmasını dayatabilmektedir. Bu tutum bile Türkiye’yi tamamıyla pazar olarak gördüklerinin açık bir kanıtı değil midir?

Tabii tüm bunların yanında Kürtçe televizyon kurulmasının dahi ilerleme raporlarıyla bize dayatıldığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Sizce siyasi sınırlar kadar önemli olan ekonomik sınırlarımız, yani gümrük politikalarımız üzerinde hiçbir yetkisi bulunmayan bir devlet; sanayisini, tarımını, ticaretini, kısacası ekonomik bağımsızlığını koruyabilir mi?

İşte Gümrük Birliği konusu, üzerinde en çok durulması gereken başlıklardan biridir. Siyasi sınırlarıyla birlikte ekonomik sınırlarını korumayan ve AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalara kendi pazarını açan bir ülke; sanayisini, tarımını ve madenlerini koruyamaz. Bu durum, ulus devlet olma iddiasını geçersiz kılar. Böyle bir ülke, hemen her alanda AB’nin açık pazarı olarak ekonomik sömürgesi hâline gelecektir.

Ya programda yer alan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın, Türkiye’nin şerh koyduğu maddelerinin bile uygulanması talebine ne diyeceksiniz? Çünkü bu o kadar açıktır ki hiçbir yoruma gerek kalmaksızın yerel yönetimlere ekonomik ve siyasi bağımsızlık tanımaktan başka bir şey değildir. Uygulandığı takdirde her yerel yönetim dışarıdan borç alabilecek, kendi kararlarını alabilecek hâle gelecektir. Bu da merkezî devletin yetkilerini zayıflatıp yerel yönetimlere mali ve idari özerklik sağlamaktır ki bu, adı konulmasa bile açıkça federasyondan başka bir şey değildir.

Buna bir de anayasa değişikliğiyle “eşit vatandaşlık” adı altında Türk ulus kimliğinin kaldırılması ve etnik kimliklerin anayasal olarak tanınması eklensin; üstelik anadilde eğitim ve kamu hizmeti de bunlara ilave edilsin. O takdirde ister istemez ortak ulusal dili öğrenme zorunluluğu ortadan kalkacaktır. Bir kuşak sonra da toplumdaki farklı dilleri konuşan insanlar birbirini anlayamaz hâle gelecektir. Bu durumda, bugün olmasa bile yakın gelecekte toplum ayrışacak ve süreç ülkenin parçalanmasıyla sonuçlanacaktır.

Bu parçalanmanın ekonomik ve siyasal zeminini ise neoliberal politikalar oluşturmaktadır. Mevcut iktidarın programı sağ neoliberal bir anlayışa dayanmaktadır. Yeni Parti’nin programı ise "sol neoliberal" olarak nitelendirilebilecek bir çizgiyi temsil etmektedir. Her ikisinin de Atatürk’ün kurduğu ulus devlet, millî egemenlik, kamucu ekonomi ve tam bağımsızlık ilkeleriyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Türkiye’nin asıl ihtiyacı ise popüler lider söylemleriyle geçiştirilen neoliberal programlar değil; ekonomik ve siyasi bağımsızlığı esas alan, Atatürk’ün kurduğu ulus devleti ve kamucu ekonomiyi yeniden inşa edecek millî bir duruştur.

Gerisi hikâyedir.

03.08.2026

 

 

DİĞER YAZILARI CHP Ve Yeni Parti’nin Asıl Sorunu… 01-01-1970 03:00 Ahbap, Haluk Levent Ya Da Sosyal Devletin Planlı Bitirilişi 01-01-1970 03:00 KURTULUŞ SAVAŞI’NDAN KURTULMAK… 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Çıkmazı: Nato Kıskacı 01-01-1970 03:00 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN EKONOMİK TEMELİ… 01-01-1970 03:00 NATO KAFA… 01-01-1970 03:00 SAHİ NE OLDU BİZE… 01-01-1970 03:00 ANAYASAL MONARŞİ 01-01-1970 03:00 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE KAYYUMUN ARKA PLANI 01-01-1970 03:00 MUTLAK BUTLAN 01-01-1970 03:00 19 MAYIS: BİR ULUSUN BAĞIMSIZLIK YOLCULUĞU 01-01-1970 03:00 ÇAKAR LAMBA AYRICALIĞI VE NEOLİBERALİZM 01-01-1970 03:00 TALAN… 01-01-1970 03:00 Ulusal Egemenlikten Monarşiye… 01-01-1970 03:00 PEKİ, KİM SUÇLU? 01-01-1970 03:00 BU ÇOCUKLARA NE OLDU? 01-01-1970 03:00 Devlet Özelleştirilirse… 01-01-1970 03:00 Aslında Ne Oluyor? 01-01-1970 03:00 Devletin Milleti Olmazsa… 01-01-1970 03:00 İran, ABD’nin Vietnam’ıdır 01-01-1970 03:00 Laiklik Ve Ulus Olmak… 01-01-1970 03:00 Fatma Nur Öğretmen'i Kim Öldürdü? 01-01-1970 03:00 BUGÜN İRAN, YA YARIN? 01-01-1970 03:00 Raporun Şifreleri Ve Ulus-Devletin Tasfiyesi 01-01-1970 03:00 ULUS OLMAK YA DA OSMANLICILIK… 01-01-1970 03:00 TÜRK SORUNU… 01-01-1970 03:00 ULUS DEVLETİN SAHİBİ YOK… 01-01-1970 03:00 Bayrak Sadece Direkten Mi İner? 01-01-1970 03:00 Karnedeki Atatürk… 01-01-1970 03:00 EMPERYALİZMLE DOST OLMAK… 01-01-1970 03:00 Emperyalizmin Kanlı Döngüsü: Musaddık’ tan Maduro’ ya 01-01-1970 03:00 Asgari Ücret: Bir Ulusun Ve Pazarın Tasfiyesi 01-01-1970 03:00 Algıyla Yönetilmek… 01-01-1970 03:00 Terör, Af Ve Federasyon: Bop'un Son Perdesi Mi? 01-01-1970 03:00 1919'DAN ÖNCE… 01-01-1970 03:00 Neoliberalizmle Yönetilmek… 01-01-1970 03:00 Milliyetçi Misiniz, Muhafazakâr Mı? 01-01-1970 03:00 Türkiyelilik Tuzağı: Kimliğimize Yönelik Sessiz Savaş 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’Ü ANLAMAK, BÜYÜK PLANI GÖRMEKTİR… 01-01-1970 03:00 Ulus Bilinci: Emperyalizme Karşı Direnişin Anahtarı 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetten 102 Yıl Sonra… 01-01-1970 03:00 YÜZ YILLIK SENARYO 01-01-1970 03:00 VEKÂLET BİTER, AYRICALIK BİTMEZ: MİLLETVEKİLLİĞİ 01-01-1970 03:00 OLAYLARA ULUS BİLİNCİYLE BAKMAK 01-01-1970 03:00 MEŞRUİYET ARAYIŞI 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik Derken… 01-01-1970 03:00 BİR 12 EYLÜL HİKÂYESİ… 01-01-1970 03:00 CHP 01-01-1970 03:00 "ULUSAL EROZYON" 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE SÖMÜRGELEŞTİRİLİYOR… 01-01-1970 03:00 ŞIŞTTT, HALA UYANMAYACAK MISINIZ? 01-01-1970 03:00 ULUS DEVLETE KİM DÜŞMAN OLUR? 01-01-1970 03:00 KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ… 01-01-1970 03:00 Neden Yanıyoruz? 01-01-1970 03:00 Milletin Adı Türkiye mi? 01-01-1970 03:00 BİR ÜLKE NASIL PARÇALANIR? 01-01-1970 03:00 İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DEMİŞKEN… 01-01-1970 03:00 Mutlak Butlan’ dan Anayasa Değişikliğine 01-01-1970 03:00 Pirincin İçindeki Beyaz Taş… 01-01-1970 03:00 SIRA KİMDE? 01-01-1970 03:00 YENİ ANAYASA, YENİ DEVLET... 01-01-1970 03:00 GERÇEK MİLLİYETÇİLİK: TOPRAKTAN EKONOMİYE TAM BAĞIMSIZLIK 01-01-1970 03:00 Açılım ve Ulus Devletin Dönüşümü… 01-01-1970 03:00 19 Mayıs'tan 106 Yıl Sonra… 01-01-1970 03:00 TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÖYLEMİ VE BÖLGESEL GERÇEKLER 01-01-1970 03:00 BİR DEVLET NEYİ KORUR? 01-01-1970 03:00 ULUSAL BAYRAMLAR BİR ULUSUN VAR OLUŞ HİKÂYESİDİR… 01-01-1970 03:00 ULUS DEVLET Mİ, FEDERASYON MU? 01-01-1970 03:00 Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik Bakış. 01-01-1970 03:00