Kimlik Tuzağı: Sözde Kürt Sorunu

Nusret Kebapçı

08-09-2026 09:20

Ülkemizde bir kesim neredeyse yıllardır "Kürt sorunu" denilen ve pek çok yere çekilebilecek bir söylemde bulunmaktadır. Öyle ki, bunu dile getirerek Kürt kimliği üzerinden bizim de içinde bulunduğumuz dört ülkeden koparılacak parçalarla ABD ve İsrail destekli bir "Büyük Kürdistan" yaratılmak istendiği; başka bir şekilde söylersek, bölgede etnik ve dinsel bakımdan kendilerine yakın ülkeler de bulunmadığından ikinci bir İsrail'in kurulmaya çalışıldığı bile söylenebilir.

İnsan haliyle merak ediyor: Eğer ortada bir sorun varsa, sorunu olmayan Türklerden farklı olarak mağdur edildikleri ne vardır?

Kaldı ki Türkiye bir ulus devlettir. Bu nedenle ülkede yaşayan herkes, etnik ve dinsel farklılıklarına bakılmaksızın, Türk milletinin eşit bir ferdi olarak kabul edilir. Ulus devletler etnik ve dini kimlikler karşısında tarafsızdır; bireyleri yalnızca eşit yurttaşlar olarak görür. Bu sistemde etnik ve dinsel haklar, toplu veya grup temelli değil, yalnızca bireysel hak düzeyinde tanınır. Dolayısıyla Türk kimliğini yadsıyarak etnik veya dinsel temelde toplu taleplerde bulunmak, ulus devletin temel ilkelerine aykırı olup, bu tür talepler sadece Türkiye’de değil dünyadaki hiçbir ulus devlette kabul edilemez.

Şimdi şöyle bir düşünün; Kürt kökenli Türk vatandaşının, Türk kökenli Türk’ten hak ve özgürlük anlamında ne gibi bir farkı vardır? Bugün eşit bir yurttaş olarak, istediği okulda etnik kimliğine bakılmaksızın okuma özgürlüğüne sahip olduğu gibi, etnik ve dinsel kökeni sorgulanmadan işe de girebilmekte, Türkiye'nin hemen her yerinde ticaret yapabilmektedir. Asker, hatta en üst seviyede komutan olabildiği gibi; seçme ve seçilme hakkını dilediği gibi kullanıp milletvekili, bakan, hatta cumhurbaşkanı bile olabilmektedir. Çünkü Türkiye bir ulus devlet olup, etnik ve dinsel kimliğine bakılmaksızın herkes Türk milleti kabul edilmektedir.

Peki, hal böyleyken hemen her fırsatta dile getirdikleri Kürt sorunu nedir? Bu söylemle ne amaçlanmaktadır? Aslında bu gizli saklı bir şey değil. Hemen herkes tarafından bilinmektedir ki, amaç; yapılacak bir anayasa değişikliğiyle veya yeni bir anayasayla Türk ulus devletinin köküne kibrit suyu döküp Türkiye'yi en az iki kimlikli, iki dilli hale getirmektir. Çünkü taleplerinden biri ulus devletle ilgili maddelerin kaldırılarak iki kimlikliğin anayasaya yazılması iken, bir diğeri de anadilde eğitime resmiyet kazandırılmasıdır.

Belki bunları okuyunca “Ne var bunda? Yazılsın, anayasa değiştiriliversin” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu kayıtsızlık, aslında meselenin ciddiyetini görmeyen bir anlayışın göstergesidir. Peki, “evet” dediğimizde ne olur biliyor musunuz? ABD emperyalizminin en çok arzuladığı sonuç gerçekleşir: Ulus olmaktan çıkar, en az iki kimlikli ve iki dilli bir ülke hâline geliriz. Başlangıçta toprak bütünlüğü bozulmasa bile, ortak kimlik ve ortak dil kaybolduğunda artık ortak duygu ve düşünce etrafında birleşen bir millet olmaktan çıkarız. Bunun ardından, bakanlıktan öğretmenliğe kadar hemen her kamu görevinde etnik kimlik kontenjanları oluşturulacak; işçiler ve tüm çalışanlar da sınıf temelli değil, etnik temelli örgütlenecektir.

İşte tam bu noktada sormamız gereken asıl soru şudur: Bize ABD ve Batı tarafından "demokratikleşme ve insan hakları" ambalajıyla dayatılan bu reçeteyi, dünyayı yöneten o büyük güçler kendi evlerinde neden asla uygulamazlar? Dünyadaki bütün gelişmiş ülkelerde, yani ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya'da bile azınlıklar, nüfusları ne kadar fazla olursa olsun, anadilde eğitim veya ayrı kimlik talebinde bulunamaz. Çünkü bu taleplerin, ulus devleti içeriden çökerten birer bomba etkisi yarattığı bilinir.

Ama sıra Türkiye’ye geldiğinde ABD ve Batılı devletlerin aniden “etnik özgürlük havarisi” kesilmeleri asla tesadüf değildir. Çünkü bilirler ki kimlik siyaseti, bir ülkeyi parçalamanın en ucuz ve en etkili yoludur. Bu nedenle bugün Libya’da, Irak’ta, Suriye’de, parçalanan Yugoslavya’da ve tabii ki Türkiye’de uygulanmaya çalışılan bu kimlik-dil eksenli talepler, emperyalizmin ulusal egemenliğine sahip çıkan güçlü ulus devletler yerine, birbirine düşman, küçük ve küresel sermayeye kolayca teslim olacak etnik ve dinsel gruplar yaratma amacını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu strateji, Soğuk Savaş’tan bugüne uzanan planlı bir operasyonun parçasıdır. Soğuk Savaş’ta ABD, Sovyetler Birliği’ni çevrelemek için ‘Yeşil Kuşak’ stratejisini devreye soktu. Bu stratejinin en önemli ayaklarından biri Türkiye’ydi. Amaç, laik ve üniter ulus devlet yapısını, ‘İslam ümmeti’ söylemiyle zayıflatmaktı.

Bugün iktidarın uyguladığı anadilde eğitim, kimlik siyaseti ve özerklik tartışmaları gibi politikalar da aynı stratejinin bir devamıdır. Ulus devlet yerine ümmetçiliği, tek kimlik yerine çok kimlikliliği ve tek dil yerine çok dilliliği dayatan bu anlayış, Türkiye'yi parçalanmaya sürüklemektedir. 1980’li yıllarda Sovyetler’e karşı kullanılan İslamcı söylem, bugün aynı araçlarla Türkiye’nin ulus devlet yapısına karşı kullanılmaktadır. Değişen tek şey, artık Sovyetler'in değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınmasıdır.

Bunun yanında anadilde eğitim yasalaştığında, herkes en iyi anlaştığı kendi dilindeki insanlarla ilişki kuracaktır. Buna bir de anadilde kamu hizmeti eklendiğinde, toplumu bir araya getirecek hiçbir bağ kalmayacaktır. Emin olun, çok kısa bir süre içinde birbirinin konuştuğunu anlamayan iki parçaya ayrılmış olacağız. Tüm bunlarla beraber, muhalefetin de programında bulunan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki idari ve mali özerklik de kabul edildiğinde ver elini özerklik... Zaten bir adım sonrası da federasyon.

Aslında bir milleti oluşturan ortak vatan, ekonomi, kültür gibi özellikler elbette çok önemlidir; ancak ortak dil, millet olmanın temel direğidir. Zaten iktidar partisi programında, hatta söyleminde "Tek devlet, tek vatan, tek millet, tek bayrak" derken niçin tek dili hiç hesaba katmıyor, biliyor musunuz? Çünkü onların kastettiği millet, Arapça "milla" kelimesinden türemiş olup bir anlamda "ümmet" anlamında kullanılmaktadır. Böyle olunca, her etnik ve dini kimlik, Osmanlı'daki gibi kendi dilini ve hukukunu uygulayacağı için ortak dilin hiçbir önemi kalmamaktadır.

Peki, biz PKK'nın kimlik ve dil taleplerini tartışırken, köprü ve otoyolların 30 yıllığına yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmesine ne demeli? Sizce kimlik tartışmalarıyla ülke kaynaklarının yok edilmesi arasında bir ilişki yok mu? Elbette var. Güçlü, ortak bilince sahip ve rasyonel akılla yönetilen bir ulus devlet, kendi yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, stratejik kurumlarını küresel sermayeye teslim etmez. Emperyalizmin bu kaynaklara el koyabilmesi için ulus devletin direncini kırması gerekir. Bunun en kestirme yolu da toplumu "ulusal vatandaşlık" zemininden koparıp mikro kimliklere ayrıştırmaktır.

Toplum etnik, dinsel veya mezhepsel fay hatları üzerinden birbirine düşürüldüğünde, ülkenin fabrikaları, madenleri, limanları veya tarım arazileri sorgulanamaz bir şekilde el değiştirir. İnsanlar "hangi dilde eğitim verileceğini" veya "hangi bölgenin özerk olacağını" tartışırken, arka planda ülkenin ekonomik bağımsızlığı mutlak bir teslimiyetle küresel aktörlere devredilir. Kendi bağımsız çerçevemizi çizemediğimizde, başkalarının bize dayattığı bu etnik ve ekonomik yıkım çerçevesine hapsoluruz.

Sonuçta neoliberal akıl, sadece devleti küçültmekle kalmaz; aynı zamanda toplumu da ufalayarak, o toplumun Atatürk çizgisinde tam bağımsız ve güçlü bir ulus devlete dönüşme refleksini felç eder. Ülkenin ekonomik kaynakları yok edilip yabancılara teslim edilirken, toplum da etnik kimlik ve dil temelinde paramparça edilmektedir. Böylece tekrar birleşip ulus olarak kendi ekonomik egemenliğine sahip çıkması engellenir. Zaten parçalanmış ve birbirine düşman edilmiş gruplarla emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi vermek de imkânsızdır. Kimlik siyaseti, bu soygun ve talan sisteminin en etkili toplumu uyutma aracıdır.

Olay budur.

08-09-2026
Nusret KEBAPÇI

 

DİĞER YAZILARI NEOLİBERALİZM VE ULUS DEVLETİN SONU 01-01-1970 03:00 Ateşle Oynamak… 01-01-1970 03:00 STRATEJİ Mİ YOKSA TESLİMİYET Mİ? 01-01-1970 03:00 KİMİN ÇERÇEVESİ? 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Asıl İhtiyacı: Atatürk Söylemi Değil, Atatürk Çizgisi 01-01-1970 03:00 CHP Ve Yeni Parti’nin Asıl Sorunu… 01-01-1970 03:00 Ahbap, Haluk Levent Ya Da Sosyal Devletin Planlı Bitirilişi 01-01-1970 03:00 KURTULUŞ SAVAŞI’NDAN KURTULMAK… 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Çıkmazı: Nato Kıskacı 01-01-1970 03:00 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN EKONOMİK TEMELİ… 01-01-1970 03:00 NATO KAFA… 01-01-1970 03:00 SAHİ NE OLDU BİZE… 01-01-1970 03:00 ANAYASAL MONARŞİ 01-01-1970 03:00 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE KAYYUMUN ARKA PLANI 01-01-1970 03:00 MUTLAK BUTLAN 01-01-1970 03:00 19 MAYIS: BİR ULUSUN BAĞIMSIZLIK YOLCULUĞU 01-01-1970 03:00 ÇAKAR LAMBA AYRICALIĞI VE NEOLİBERALİZM 01-01-1970 03:00 TALAN… 01-01-1970 03:00 Ulusal Egemenlikten Monarşiye… 01-01-1970 03:00 PEKİ, KİM SUÇLU? 01-01-1970 03:00 BU ÇOCUKLARA NE OLDU? 01-01-1970 03:00 Devlet Özelleştirilirse… 01-01-1970 03:00 Aslında Ne Oluyor? 01-01-1970 03:00 Devletin Milleti Olmazsa… 01-01-1970 03:00 İran, ABD’nin Vietnam’ıdır 01-01-1970 03:00 Laiklik Ve Ulus Olmak… 01-01-1970 03:00 Fatma Nur Öğretmen'i Kim Öldürdü? 01-01-1970 03:00 BUGÜN İRAN, YA YARIN? 01-01-1970 03:00 Raporun Şifreleri Ve Ulus-Devletin Tasfiyesi 01-01-1970 03:00 ULUS OLMAK YA DA OSMANLICILIK… 01-01-1970 03:00 TÜRK SORUNU… 01-01-1970 03:00 ULUS DEVLETİN SAHİBİ YOK… 01-01-1970 03:00 Bayrak Sadece Direkten Mi İner? 01-01-1970 03:00 Karnedeki Atatürk… 01-01-1970 03:00 EMPERYALİZMLE DOST OLMAK… 01-01-1970 03:00 Emperyalizmin Kanlı Döngüsü: Musaddık’ tan Maduro’ ya 01-01-1970 03:00 Asgari Ücret: Bir Ulusun Ve Pazarın Tasfiyesi 01-01-1970 03:00 Algıyla Yönetilmek… 01-01-1970 03:00 Terör, Af Ve Federasyon: Bop'un Son Perdesi Mi? 01-01-1970 03:00 1919'DAN ÖNCE… 01-01-1970 03:00 Neoliberalizmle Yönetilmek… 01-01-1970 03:00 Milliyetçi Misiniz, Muhafazakâr Mı? 01-01-1970 03:00 Türkiyelilik Tuzağı: Kimliğimize Yönelik Sessiz Savaş 01-01-1970 03:00 ATATÜRK’Ü ANLAMAK, BÜYÜK PLANI GÖRMEKTİR… 01-01-1970 03:00 Ulus Bilinci: Emperyalizme Karşı Direnişin Anahtarı 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetten 102 Yıl Sonra… 01-01-1970 03:00 YÜZ YILLIK SENARYO 01-01-1970 03:00 VEKÂLET BİTER, AYRICALIK BİTMEZ: MİLLETVEKİLLİĞİ 01-01-1970 03:00 OLAYLARA ULUS BİLİNCİYLE BAKMAK 01-01-1970 03:00 MEŞRUİYET ARAYIŞI 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik Derken… 01-01-1970 03:00 BİR 12 EYLÜL HİKÂYESİ… 01-01-1970 03:00 CHP 01-01-1970 03:00 "ULUSAL EROZYON" 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE SÖMÜRGELEŞTİRİLİYOR… 01-01-1970 03:00 ŞIŞTTT, HALA UYANMAYACAK MISINIZ? 01-01-1970 03:00 ULUS DEVLETE KİM DÜŞMAN OLUR? 01-01-1970 03:00 KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ… 01-01-1970 03:00 Neden Yanıyoruz? 01-01-1970 03:00 Milletin Adı Türkiye mi? 01-01-1970 03:00 BİR ÜLKE NASIL PARÇALANIR? 01-01-1970 03:00 İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DEMİŞKEN… 01-01-1970 03:00 Mutlak Butlan’ dan Anayasa Değişikliğine 01-01-1970 03:00 Pirincin İçindeki Beyaz Taş… 01-01-1970 03:00 SIRA KİMDE? 01-01-1970 03:00 YENİ ANAYASA, YENİ DEVLET... 01-01-1970 03:00 GERÇEK MİLLİYETÇİLİK: TOPRAKTAN EKONOMİYE TAM BAĞIMSIZLIK 01-01-1970 03:00 Açılım ve Ulus Devletin Dönüşümü… 01-01-1970 03:00 19 Mayıs'tan 106 Yıl Sonra… 01-01-1970 03:00 TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÖYLEMİ VE BÖLGESEL GERÇEKLER 01-01-1970 03:00 BİR DEVLET NEYİ KORUR? 01-01-1970 03:00 ULUSAL BAYRAMLAR BİR ULUSUN VAR OLUŞ HİKÂYESİDİR… 01-01-1970 03:00 ULUS DEVLET Mİ, FEDERASYON MU? 01-01-1970 03:00 Çalıştaydan Yeni Anayasa Arayışlarına Kritik Bakış. 01-01-1970 03:00