https://www.haberetanik.com/files/uploads/user/24648affebbc9bd26c25ca2204036b60-8f716b59e431bdec023a.jpg
Adnan ONAY

24 OCAK KARARLARININ AÇTIĞI YOL

26-01-2026 00:29

24 Ocak 1980 kararları ülkemiz için önemli bir kırılma noktasıdır.

Süleyman Demirel’in Başbakanlığındaki sağ cephe destekli azınlık hükümetinin aldığı bu kararların mimarı o dönem Başbakanlık müsteşarı olan Turgut Özal’dır.

IMF ve Dünya Bankası programlarıyla uyumlu olarak hazırlanmış olan bu kararlar yalnızca bir ekonomik istikrar paketi değil; devlet-toplum ilişkisini, sınıflar arası dengeyi, siyasetin ekonomi üzerindeki etkisini ve ülkenin dünya sistemi içindeki yerini yeniden tanımlayan yapısal bir dönüşüm programıdır.

1970’lerin sonunda Türkiye, ithal ikameci modelin sınırlarına dayanmış, döviz darboğazına girmiş, yüksek enflasyon ve üretim tıkanıklığıyla karşı karşıya kalmıştı. Ekonomik kriz, siyasal istikrarsızlık ve toplumsal çatışmalarla iç içe geçmiş, 24 Ocak Kararları bu ortamda, “başka yol yok” söylemiyle devreye sokulmuştu.

Kararların temel felsefesi, devletin ekonomideki belirleyici rolünü azaltmak, piyasayı serbestleştirmek ve Türkiye’yi küresel kapitalist sisteme tam anlamıyla entegre etmekti. Bunun için önce Türk Lirası sert biçimde devalüe edildi, döviz kuru rejimi değiştirildi, faizler serbest bırakıldı, kamu sübvansiyonları azaltıldı, KİT’lerin fiyatları artırıldı ve ihracata dayalı büyüme modeli benimsendi. IMF ve Dünya Bankası ile uyumlu bu program, teknik olarak “istikrar” hedefliyordu; ancak fiiliyatta ekonomik yükün hangi kesimlere yükleneceği baştan belliydi.

Programın mimarı olan Turgut Özal, ekonominin siyasal müdahalelerden arındırılması gerektiğini savunurken, bu yaklaşım sosyal maliyetleri ikincil hatta önemsiz gören bir anlayışı da beraberinde getirdi.

Kısa vadede kararların etkisi sert oldu. Enflasyon düştü denilse bile, ücretler çok daha hızlı eridi. İşçi ve memur maaşları reel olarak geriledi, alım gücü dramatik biçimde düştü. Tarım destekleri azaltıldığı için küçük çiftçi hızla yoksullaştı. Kentlerde sabit gelirli kesimler hayat pahalılığı karşısında savunmasız kaldı. Buna karşın ihracatçı kesimler, büyük sermaye grupları ve finans sektörü önemli kazanımlar elde etti. Kur politikası ve faiz serbestisi, sermayenin hareket alanını genişletti. Böylece Türkiye’de sınıfsal dengeler belirgin biçimde sermaye lehine değişti.

Bu noktada 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile 24 Ocak Kararları arasındaki ilişki kritik bir yer tutar. Kararlar, darbeden sekiz ay önce alınmıştı; ancak toplumsal muhalefet, sendikal hareket ve siyasal parçalanmışlık nedeniyle alınan kararlar tam anlamıyla uygulanamıyordu. İhtilal, alınan kararların uygulanmasını kolaylaştırdı. 12 Eylül ihtilali sonrasında sendikaların kapatılması, grevlerin yasaklanması, siyasal alanın askıya alınması ve toplumsal itirazın bastırılması, 24 Ocak programının önündeki engelleri fiilen ortadan kaldırdı. Bu nedenle birçok akademisyen ve iktisatçı, 24 Ocak’ı “ekonomik darbe”, 12 Eylül’ü ise onun “siyasal tamamlayıcısı” olarak tanımlar. Bu tespit bence de son derece yerinde bir tespit.

Alınan kararlarla hedeflenen ekonomik modelde bazı aşamalar kaydedildi. Uygulayıcılar bunu başarı olarak değerlendirdiler. Uzun vadede Türkiye ekonomisi büyüdü, ihracat arttı, özel sektör güç kazandı ve böylece ülke küresel piyasalara entegre oldu. Büyüme açısından bakıldığında alınan kararlar bazı kesimlerce yerinde kararlar olarak görüldü. Ancak bu büyüme, ülkemizde adil ve dengeli bir refah artışı oluşturmadı. Gelir dağılımı bozuldu, bölgesel eşitsizlikler derinleşti, sosyal devlet anlayışı zayıfladı. “Büyüme var ama refah yok” algısı toplumun büyük bir kesiminde yerleşti. Ekonomi büyürken düşük gelirlilerin yoksulluğu dibe doğru inişe geçti.

1983’ten itibaren Turgut Özal liderliğindeki ANAP hükümetleri, 24 Ocak çizgisini yalnızca sürdürmekle kalmadı; finansal serbestleşme, dış ticaretin daha da açılması ve özelleştirmelerle bu hattı genişletti. Böylece serbest piyasa ekonomisi artık geçici bir tercih değil, devletin resmi yönelimi hâline geldi.

Sosyal demokrat kimliğiyle bilinen SHP ve daha sonra benzer çizgideki hükümetler, iktidara geldiklerinde 24 Ocak mantığını tersine çevirecek bir alternatif program üretmediler. Bunun temel nedeni, Türkiye ekonomisinin artık dış finansmana, sıcak paraya ve uluslararası kurumlarla uyuma bağımlı hâle gelmiş olmasıydı. Bu bağımlılık, iktidara gelen her hükümeti aynı çerçeve içinde hareket etmeye zorladı. Böylece sol, ideolojik olarak eleştirdiği politikaları, pratikte uygulayan bir konuma sürüklendi.

Bu sürekliliğin en somut örneği, 2001 ekonomik krizi sonrası yaşandı. Türkiye tarihinin en ağır finansal krizlerinden biri patlak verdiğinde, ülke bankacılık sistemi çökmüş, kamu maliyesi sürdürülemez hâle gelmişti. Bu ortamda, dönemin koalisyon hükümeti tarafından Dünya Bankası’ndan getirilen Kemal Derviş, ekonominin başına geçirildi. Derviş’in uygulamaya koyduğu program, içerik olarak 24 Ocak Kararları’nın güncellenmiş ve kurumsallaştırılmış bir versiyonuydu.

Böylece, sol kökenli partilerin içinde yer aldığı bir hükümet döneminde, serbest piyasa çizgisi “geri dönülmez” biçimde tahkim edilmiş oldu. Sol, bu anlamda 24 Ocak Kararları’nı iptal eden değil, onları kalıcılaştıran aktörlerden biri hâline geldi.

Kemal Derviş şahsında sembolleşen bu süreç, Türkiye’de solun dönüşümünü de gösterir. Sosyal adalet, gelir dağılımı ve emek vurgusu geri plana itilirken; “piyasa ile uyumlu sosyal devlet” söylemi öne çıkarıldı. Ancak uygulamada sosyal devlet zayıfladı, emek piyasası esnekleştirildi ve gelir eşitsizliği daha da derinleşti.

Bugün Türkiye ekonomisinde yaşanan birçok tartışma, doğrudan ya da dolaylı olarak 24 Ocak ve sonrasında Kemal Derviş çizgisinin devamıdır. Düşük ücretlere dayalı rekabet, ihracat ve kur üzerinden büyüme arayışı, sermaye lehine kurulan dengeler ve sosyal maliyetlerin “zamana yayılması” söylemi, o dönemlerde ortaya atılan temelin güncel yansımalarıdır.

Çeyrek asırdır devleti yöneten Ak Parti de uzun süre geçmiş politikaların takipçisi oldu. Ancak süreç içerisinde iktidar IMF bağlılığını terkederek kendi ekonomi politikalarını uygulamaya başladı. Buna rağmen geçmişin izleri süregeldi. Yine dar ve sabit gelirli kesimler, yine ücretliler, yine küçük üreticiler ekonominin en ağır bedelini ödeyen kesimlerdir.

Sonuç olarak; 24 Ocak Kararları, Türkiye’nin yönünü değiştirmiştir; fakat bu yön değişikliği toplumun tamamı için eşit bir kazanım üretmemiştir. Türkiye, bu kararlarla birlikte küresel kapitalizmin kurallarına daha sıkı bağlanmış, fakat sosyal adalet ve gelir paylaşımı sorunlarını yapısal hâle getirmiştir.

O nedenle 24 Ocak Kararları, geçmişte kalmış bir ekonomi paketi değil; hâlâ etkileri süren bir toplumsal kırılma olarak görülmelidir..

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI HANİ BİZİM DEMİRYOLUMUZ? İLK MECLİSİN AÇILIŞ TARİHİ Rize’de bu kez bir de lise derneği kuruldu..Doğrusu bu habere hepimiz sevindik. VALİLERİN YÜZ KARASI SORUN NE DİN, NE DE BAKAN ÖZGÜR ÖZEL’İN ARA SEÇİM TURLARININ ASIL AMACI ÇAYKUR KARARNAMESİNDE YAŞ, KADRO SINIRLAMASI VE KPSS SORUNU ABD VE İSRAİL’İN BUNDAN SONRA İŞİ ZOR NETANYAHU ÖLSE NE DEĞİŞİR İKTİDARLAR VE DESTEKÇİLERİYLE İLİŞKİLERİ SOYSUZLAR HER SAHNEDE! İRAN SAVAŞINI DOĞURAN NEDENLER VE BÖLGE GELECEĞİ TRUMP PAPAZLARA TESLİM “TRABZON KALKINIRSA KARADENİZ YÜKSELİR.. SAMSUN-TRABZON ARASI DEMİRYOLUYLA İKİ SAATE İNECEK.” KUTSAL GÜN VE GECELER RİZE UYUMAYA DEVAM ETSİN! MEVSİMLİK İŞÇİLER VE ÇAYKUR ÇAYIMIZ VE GELECEĞİ İÇİN TEDBİRLER RİZE’Yİ MODERN BİR ŞEHİR HALİNE GETİRMEK ÇAYIMIZ VE GELECEĞİ İÇİN TEDBİRLER OVİT TÜNELİ ÖLÜ YATIRIM (MI) MİLLET BAHÇESİ YAPILIYOR, DAL-ÇIK NEREDE İHALE İPTAL..RİZESPOR BAŞKANI İBRAHİM TURGUT, FENERBAHÇE ARSASIYLA İLGİLİ İHALENİN İPTALİNİ İSTEDİ DEAŞ VE BENZERİ SİLAHLI ÖRGÜTLERİN KAYNAĞI KURUTULMALI RATEM’DE YÖNETİM DEĞİŞMİŞ! RİZE PTT BAŞMÜDÜRLÜĞÜNÜN KALDIRILIP, TRABZON BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNE BAĞLANACAĞI İDDİASI TEPKİLERE YOL AÇTI ASGARİ ÜCRET BEKLENENİN ALTINDA , ZAMLAR İSE ATAKTA ŞAMİL TAYYAR’IN SON AÇIKLAMASI GÜNDEM OLDU! LOJİSTİK ADINA YAPILACAK KAMULAŞTIRMALARDA MAĞDURİYETLER OLUŞMAMALI ALİYA’NIN GÖZÜYLE ŞEHİR VE KÖY VERGİ VE CEZA CENNETİ OLDUK CEZALAR ARTARKEN,TAHSİLATLAR AZALIYOR BOYALI ÇAY KONUSU; KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMAMALI ŞAPKA OLAYLARINDA HAMİDEYE GEMİSİ RİZE’Yİ BOMBALADI MI CUMHURBAŞKANLIĞINI RİZE’DEN TRABZON’A ALACAKMIŞ! PAPA ZİYARETİNİN TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMİ ŞEHİR AİDİYETİ VE FENERBAHÇE AŞKIMIZ TEHLİKELİ TİPLER TABLO GÜZEL AMA EKSİK Arıkan Pazar Günü Rize de AK PARTİ RİZE İL BAŞKANI YILMAZ KATMER, BUNGALOV SAHİPLERİYLE BİR ARAYA GELDİ ÇAYDA KALİTE ARTIRIMI İÇİN TEKNOLOJİ-YATIRIM DESTEĞİ SÜRÜYOR RİZE’DE SİYASET ZORDUR RİZE'NİN KALKANDERE İLÇESİNE HAKSIZLIK YAPILIYOR CHP' de Kayyum Engellenebilecek mi? ÜST KİMLİK SAHİ HİKMET AYAR NEREDE? Ekrem İmamoğlu, CHP’nin Belediye Başkanı değil, gölge Genel Başkanı! Ekrem İmamoğlu, CHP’nin Belediye Başkanı değil, gölge Genel Başkanı! RİZELİ REKTÖRE RİZEDEN DÜŞMANLIK YAPANLAR! EMİN ŞİR, BU KEZ DE İLGİNÇ BİR ROMANLA OKUYUCUNUN KARŞISINDA: ELA ROSA Bazı arkadaşlar RTEÜ’deki olaya neden değinmediğimi soruyorlar. GASSAL. BU BİR DİNİ DİZİ DEĞİL SEYREDEN KENDİNİZDEN BİRŞEYLER BULACAKSINIZ RİZE Eski Belediye Başkanlarından Bülent Koç, ölüm yıldönümünde anılıyor. Bu vesileyle REVAK için hayatını yazmıştım… Hilafet Krallık değildir. Kıbrıs Barış Harekâtının Kararını Ecevit Değil Erbakan Vermiştir. GENÇLERE TAVSİYEMDİR; SİYASET HAYAL KIRIKLIĞIDIR, BUNU UNUTMAYIN! İŞİN ÖZÜ RİZE’YE FETÖCU VALİ GÖNDERME AMACI Milletvekilliğini sürdüren emekli vekillerimizle aramızda yaklaşık 20 kat fark var. MEHMET ŞİMŞEK NE YAPACAK? Deprem değil, tedbirsizlik öldürür FAİZ VE ENFLASYON
Rize Haber Yemek Tarifleri Haber Yazar