İran’da başsız, lidersiz, örgütsüz sokak hareketlerinin başarılı olamayacağını düşünüyorum.
İran düşerse sıra Türkiyede.
Şahın oğlunun ülkeye dönmesi sözkonusu değil. İran halkı 1979 Humeyni öncesindeki işkenceleri asla unutmadı. Şah Rıza Pehlevi tam bir ABD-Siyonist, emperyalist işbirlikçisi olarak demokratik yollarla iktidara gelen Türk soylu merhum başbakan Musaddık’ı idam ederek sadakatini kanıtlamış bir işbirlikçiydi.
Bizim bazı aklı evvel sözde milliyetçilerin İran haritaları yayınlayarak İrandaki Türk varlığını ayrılık unsuru olarak öne çıkarması tam olarak emperyalist çıkarlara bilinçsizce bir hizmettir.
Mevcut İran rejiminin Azerbaycan-Ermenistan arasındaki savaşlarda tuttuğu mevki asla unutulmayacaktır.
İran rejiminin Türk korkusu ülke içinde bilinçli demografik hareketleri beraberinde getirerek, Urmu gölünü kurutarak Urmiye Türk şehrini Kürt şehrine dönüştürme çabası ile güneyden Hoy ve Maku arasınıda Kürtleştirme çabaları ile Türk dünyasının bağlantısı Türksüzleştirerek kesme girişimi unutulmayacaktır.
İran’a ABD yardımı tıpkı Libya, Irak, Suriye, Somali, Venezuella, Vietnam, Bolivya, Küba gibi ülkelere yaptığı yardımlar gibi olacağını gören geniş halk kitleleri vardır.
Molla rejimi sınıf bilinci ile hareket edip bütün ekonomik kaynakları, zenginlikleri, sermaye ve üretimi tekeline almış, ülkede rüşvet ve kayırmacılık üst seviyeye çıkmış, halk mollalar ve kontrolleri altındaki bankalarca yıllardır yüksek faizlerle sömürülmüştür.
İran’da ayaklanmalara Türk şehirleri kitlevi bir şekilde katılmamaktadır. Ayaklanmalar daha çok Türkiyeye karşı koruyup kolladıkları Kürt ve Lori bölgelerinde gerçekleşmektedir.
İranda çoğunluk Türklerdir. Türkler İranda azınlık değildir. Dolayısıyla İranın asli unsuru Türktür.
Baktığımızda Türkiyede aydın (!) olarak yaftalanan bir kesimde mollaları çok hafife alan bir yaklaşım vardır. Oysaki en cahil molla ciddi bir şekilde felsefe okumuştur. Belirli hiyerarşik kurallarla modern bilimlere de hakim molla sınıfı Türkiyedeki tarikat-cemaat avanesinden çok daha uzak görüşlü ve bilinçlidir.
İranın Hazar sahilleri İranın prinç, sebze, meyva ihtiyacını fazlasıyla karşalar. Petrol ve doğalgazı vardır. Şehirleşme oranı %90’lar civarındadır ve eğitim seviyesi Türkiyenin üstündedir.
Yıllarca Irakla savaştırılan, yıllarca ambargolarla boğazı sıkılan İran herşeye rağmen özellikle Software alanında dünyanın en önemli ülkelerinden biridir. Şark toplumlarındaki hastalıkların büyük çoğunluğu İranda da vardır. İçe dönük propaganda ile halk bazı anlarda özellikle son İsrail-ABD saldırılarında hayal kırıklıkları yaşamaktadır.
İran Büyük Selçuklunun kurulduğu, geliştiği, Osmanlı imparatorluğundan daha geniş topraklara ulaştığı, Selçuklunun dağılmasından sonra Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi, Kaçar hanedanları eliyle tam 1000 yıl Türklerin devleti olagelmiştir.
Bizim İran cahilliğimiz yanında İran halkının Türkiyeye ilgisi son derece geniştir ve Türkiye adım adım takip edilir. Türkiye İran için her zaman bir rol model olmuştur.
Safavi-Osmanlı çekişmesi ve savaşlarının olumsuz sonuçlarını bugün bile yaşıyoruz. Türkistandan, Horosandan, Azerbaycandan Anadoluya Türk göçünün önü kesilmiş, doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgemizde Ermeni ve Kürt nüfus artmış, Türk nüfus erimiştir.
Din temelli -şeriat- yönetimi iddiası ile bütün dünya Şialığına hakim olma ilkesi ile hareket eden İran rejimi, altından kalkamayacağı, potansiyeli ile ülküleri arasında orantısızlıklardan dolayı Lübnan, Suriye, Irak, Bahreyn, Yemen, Pakistan ve hatta Azerbaycanda sarfettiği enerjinin karşılığını içeride fakirlik -yoksulluk ve yolsuzluk olarak almıştır.
İranda gösterilerde Türklük teması şu anda kullanılmıyor, sözde kendini lider olarak presente eden şahıslar Avrupa ve Amerikada beslenmekte,emperyalist emellere hizmet edecek aparatlar olarak tutulmakla birlikte İranda karşılıkları olmayan kişilerdir.
Başsız, lidersiz ve örgütsüz bu şiddet dolu sokak hareketlerinin içinde çok sayıda İran yahudisinin izi mutlaka bulunacaktır. İran halkının Yahudi tahriklerine, ABD’nin özgürleştirme (!) saldırılarına olumlu karşılık vereceğini kesinlikle düşünmüyorum.
Rejim kendini revize etme çabası içine girecektir ama bence rejim ana ekseninde çok şey kaybetmiştir. Ancak molla sınıfının belli ayrıcalıklarını koruyarak bir halk rızası alıp seçimleri biraz daha rejim çerçevesininin dışındaki adaylarla peyderpey demokrasiye geçişi sağlamakla rejim şeklen ayakta kalabilir.
Bu aşamadan sonra İran artık eski İran değildir. 100 milyonluk çok genç ve eğitimli, talepkâr, kadınların önde olduğu çok hızlı bir değişim sürecine gireceğini düşünüyorum.
Dışişleri bakanı FİDAN’ın TRT Haber sitesinden kaldırılan “İranda Netenyahunun beklediği sonuç olmayacaktır “ mealindeki açıklamalarındaki Türk devlet aklına şapka çıkarmak gerekiyor.
SONUÇ: İran Türkiye için son kaledir. İran olayını değerlendirirken anlık duygusal yaklaşımları bir tarafa bırakarak, molla rejiminin pek dostane olmayan bazı politikalarını şimdilik arka plana iterek her şeyimizle İrana desteğimizi sürdürmemiz ülkemizin çok lehine olacak hayati bir konudur.

















