Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
13 EKİM Salı 01:26

GENÇLİĞİN MANEVİ ARAYIŞI VE KİMLİK MÜCADELESİ

Ali KALENDER
Ali KALENDER
Giriş Tarihi : 12-10-2026 15:47


İnsan hayatının en hareketli, en heyecanlı ve belki de en karmaşık dönemi gençlik yıllarıdır. Çocukluğun masumiyetinden yetişkinliğin sorumluluklarına uzanan bu yolculukta insan, yalnızca bedenindeki değişimlerle değil, zihninde ve gönlünde meydana gelen büyük dönüşümlerle de karşı karşıya kalır.
Gençlik, insanın kendisini tanımaya başladığı, hayata anlam vermeye çalıştığı ve geleceğine yön aradığı bir dönemdir.
Bu dönemde genç insanın zihnini meşgul eden soruların bir kısmı oldukça derindir:
Ben kimim?
Nereden geldim?
Niçin yaşıyorum?
Hayatın gayesi yalnızca çalışmak, kazanmak ve tüketmek midir?
İnsanı değerli kılan sahip oldukları mı, yoksa taşıdığı değerler midir?

Bu sorular, yalnızca gençlik yıllarına ait değildir. Aslında insanlık tarihi boyunca düşünürlerin, âlimlerin ve hakikati arayan insanların üzerinde durduğu temel meselelerdir.
Ancak gençlik döneminde bu soruların daha yoğun hissedilmesi, insanın kendi kimliğini oluşturma çabasından kaynaklanır.
Değişen Dünya, Değişmeyen Arayış
Her nesil kendi zamanının şartları içerisinde yetişir.
Dünün gençleriyle bugünün gençlerinin karşılaştığı imkânlar, zorluklar ve hayat tarzları birbirinden farklıdır.
Bir zamanlar gençler bilgiye ulaşabilmek için kütüphanelerin yolunu tutarken bugün dünyanın bütün bilgileri neredeyse avuçlarının içerisindedir.
Fakat burada üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir mesele vardır:
Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça hakikate ulaşmak da kolaylaşmış mıdır?
İnsan bugün geçmişe göre çok daha fazla bilgiye ulaşabilmektedir. Ancak ulaştığı her bilginin doğru, faydalı ve güvenilir olduğunu söylemek mümkün değildir.
Hatta bazen bilgi fazlalığı, insanın zihninde bir aydınlanmadan çok karmaşaya sebep olmaktadır.
Gençlerimiz farklı düşüncelerin, inançların, ideolojilerin ve hayat anlayışlarının aynı anda karşılarına çıktığı bir dünyada yaşamaktadır.
Bir tarafta ailelerinden öğrendikleri değerler, diğer tarafta arkadaş çevresinin beklentileri, başka bir tarafta ise sosyal medyanın sürekli değişen gündemi bulunmaktadır.
Bütün bunların arasında genç insan kendi yolunu bulmaya çalışmaktadır.
İşte bu noktada gençliğin en büyük ihtiyaçlarından biri, sağlam bir şahsiyet ve güçlü bir aidiyet duygusudur.
Kimlik Sahibi Olmak
Kimlik, yalnızca insanın nüfus cüzdanında yazan bilgilerden ibaret değildir.
İnsanın kimliği; inandığı değerler, benimsediği ahlâk, ait olduğu kültür, taşıdığı sorumluluk ve hayata bakış açısıyla şekillenir.
Kendisini tanımayan insan, başkalarının kendisine biçtiği kimliklerle yaşamaya başlayabilir.
Bugün gençlerin karşı karşıya kaldığı önemli tehlikelerden biri de budur.
Sosyal medya aracılığıyla sürekli başkalarının hayatlarını izleyen genç, zamanla kendi hayatını değersiz görmeye başlayabilir.
Kendi ailesini, yaşadığı şehri, kültürünü ve sahip olduğu imkânları başkalarının hayatıyla karşılaştırabilir.
Hâlbuki insanın değeri, başkasına ne kadar benzediğiyle değil, kendi şahsiyetini ne kadar doğru inşa ettiğiyle ilgilidir.
Bir insanın kendisi olabilmesi, her şeyden önce kendisini tanımasını gerektirir.

Neye inandığını, hangi değerlere bağlı olduğunu ve hayattan ne beklediğini bilmeyen bir insanın istikrarlı bir hayat sürmesi kolay değildir.
İnanç ve Maneviyatın Yeri
İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir.
Bedenin gıdaya, dinlenmeye ve korunmaya ihtiyacı olduğu gibi insanın manevi dünyasının da beslenmeye ihtiyacı vardır.
Maddi imkânların artması, insanın bütün ihtiyaçlarının karşılandığı anlamına gelmez.
İnsan bazen her şeye sahip olduğu hâlde iç dünyasında büyük bir boşluk hissedebilir.
Çünkü hayatın anlamı yalnızca sahip olmakta değil, sahip olduklarına bir anlam verebilmekte saklıdır.
İnanç, insanın hayatı anlamlandırmasında önemli bir yere sahiptir.
İnsanın kendisini başıboş ve gayesiz görmemesi, yaptıklarından sorumlu olduğunu bilmesi ve hayatın yalnızca dünyadan ibaret olmadığını düşünmesi, davranışlarına farklı bir derinlik kazandırır.
Ancak burada önemli bir hususu göz ardı etmemeliyiz.
Gençlere inancı anlatmakla, inancın güzelliğini yaşantımızla göstermek aynı şey değildir.
Bir gence doğruluğu anlatırken kendimiz doğru davranmıyorsak, adaletten söz ederken adaletsizlik yapıyorsak, merhameti öğütlerken merhametsiz davranıyorsak sözlerimizin tesiri zayıflar.
Genç insan çoğu zaman inancın kendisinden önce, o inancı temsil ettiğini söyleyen insanların davranışlarını sorgular.
Bu nedenle gençlerin manevi dünyasını güçlendirmek isteyenler, öncelikle kendi hayatlarında güzel bir örneklik ortaya koymalıdır.
Soru Soran Gençlikten Korkmamalıyız
Toplum olarak zaman zaman gençlerin soru sormasından rahatsız olabiliyoruz.
Özellikle din, ahlâk, gelenek ve toplumsal değerler konusunda yöneltilen soruları bazen bir itiraz veya saygısızlık olarak değerlendirebiliyoruz.
Oysa her soru bir inkârın işareti değildir.
Bazen soru sormak, hakikati aramanın başlangıcıdır.
Genç insan anlamak ister.
Niçin inanması gerektiğini, neden bazı davranışlardan uzak durması gerektiğini ve kendisinden beklenen sorumlulukların hikmetini öğrenmek ister.
Bu sorulara öfkeyle karşılık vermek, gencin zihnindeki tereddütleri ortadan kaldırmaz.
Aksine onu cevap aramak için başka kapılara yöneltebilir.
Burada aileye, eğitimcilere ve din görevlilerine önemli sorumluluklar düşmektedir.
Gençlerin sorularını sabırla dinlemek, bilmediğimiz konularda bilmediğimizi söyleyebilmek ve doğru bilgiye birlikte ulaşmaya çalışmak son derece kıymetlidir.
Çünkü hakikatin, samimi sorulardan korkmasına gerek yoktur.
Gençliğin Önündeki Görünmez Tehlike
Bugünün gençleri geçmiş nesillerin sahip olmadığı pek çok imkâna sahiptir.
Fakat aynı zamanda farklı tehlikelerle de karşı karşıyadır.
Bunlardan biri, hayatın yalnızca haz ve tüketim üzerine kurulabileceği düşüncesidir.
Daha fazla kazanmak, daha fazla eğlenmek, daha fazla görünür olmak ve daha fazla beğenilmek...
Bütün bunlar zamanla hayatın temel gayesi hâline gelebilmektedir.
Oysa insanın mutluluğu yalnızca tükettiği şeylerin miktarıyla ölçülemez.
Bazen bir ihtiyaç sahibine uzatılan el, pahalı bir hediyeden daha büyük bir huzur verir.
Bazen yaşlı bir insanın duasını almak, yüzlerce insanın beğenisini kazanmaktan daha anlamlıdır.
Bazen bir çocuğun yüzünü güldürmek, insanın bütün gününü güzelleştirmeye yeter.
Gençlerimize yalnızca başarılı olmayı değil, faydalı olmayı da öğretmeliyiz.
Çünkü başarı insanı bir yere taşıyabilir; fakat o yerde nasıl duracağını ahlâk belirler.
Gençlere Yalnızca Geleceği Değil, Sorumluluğu da Anlatmalıyız
Bir gence sürekli geleceğinden söz ediyoruz.
İyi bir okul kazanmasını, iyi bir meslek edinmesini ve güzel bir hayat kurmasını istiyoruz.
Fakat ona içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluklarını ne kadar anlatıyoruz?
Komşusunun derdiyle ilgilenmeyi, yaşlılara yardımcı olmayı, ihtiyaç sahiplerini gözetmeyi, çevreyi korumayı ve toplumun meselelerine duyarlı olmayı ne kadar öğretiyoruz?
Gençlik yalnızca insanın kendisi için çalıştığı bir dönem olmamalıdır.
Aynı zamanda başkaları için de faydalı olmayı öğrendiği bir dönem olmalıdır.
Bir genç, kendi başarısının yanında başkalarının iyiliğini de düşünebiliyorsa önemli bir olgunluk kazanmış demektir.
Çünkü insanı büyüten yalnızca yaşı değildir.
Taşıdığı sorumluluklar, gösterdiği fedakârlıklar ve başkalarının hayatına kattığı güzellikler de insanı olgunlaştırır.
Gençleri Anlamak İçin Onlara Yaklaşmalıyız
Gençlerden uzaklaşarak onları kazanamayız.
Sürekli eleştirerek, küçümseyerek ve geçmiş nesillerle kıyaslayarak da onların gönüllerine ulaşamayız.
Onlarla konuşmalı, birlikte zaman geçirmeli ve dünyalarını anlamaya çalışmalıyız.
Bazen bir genç, kendisini gerçekten dinleyen bir büyüğünün sözünü yıllarca unutmaz.
Bazen bir öğretmenin gösterdiği ilgi, bir öğrencinin bütün hayatını değiştirebilir.
Bazen bir babanın evladına duyduğu güven, onun yeniden ayağa kalkmasına vesile olabilir.
Bazen de bir annenin içtenlikle ettiği dua, evladının hayatındaki en büyük manevi dayanaklardan biri olur.
Bu nedenle gençlere karşı görevimiz yalnızca onları uyarmak değildir.
Onlara rehberlik etmek, güven vermek ve doğruyu bulma yolculuklarında yanlarında bulunmaktır.
Düşünmeye Davet
Bugün gençlerimizin davranışlarından şikâyet ederken kendimize şu soruları sormalıyız:
Biz onlara nasıl bir örnek oluyoruz?
Onları gerçekten dinliyor muyuz?
Sorularına cevap vermek yerine susturmayı mı tercih ediyoruz?
Başarılarını takdir ettiğimiz kadar güzel ahlâklarını da takdir ediyor muyuz?
Ve en önemlisi:
Gençlerimize nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğini anlatırken, biz nasıl bir hayat yaşıyoruz?
Bu soruların cevapları yalnızca gençliğin değil, toplumun geleceğinin de muhasebesidir.

Son Söz
Gençlik, hayatın en kıymetli dönemlerinden biridir. Bu dönemde kazanılan değerler, insanın bütün ömrünü etkileyebilir.
Gençlerimizi yalnızca meslek sahibi insanlar olarak değil; inançlı, ahlâklı, vicdanlı, merhametli ve sorumluluk sahibi şahsiyetler olarak yetiştirebilmek en büyük hedeflerimizden biri olmalıdır.
Çünkü bir milletin geleceği, yalnızca yetiştirdiği mühendislerin, doktorların veya yöneticilerin sayısıyla ölçülemez.
O insanların ne kadar dürüst, ne kadar adaletli ve ne kadar vicdanlı oldukları da en az meslekleri kadar önemlidir.
Unutmamalıyız ki gençlerimiz bizden yalnızca bilgi ve imkân beklemiyor.
Onlar aynı zamanda güvenebilecekleri insanlar, inanabilecekleri değerler ve uğruna emek verebilecekleri anlamlı bir hayat arıyorlar.
Biz gençlerimize yalnızca yaşayabilecekleri bir dünya değil, uğruna yaşayabilecekleri değerler de bırakmalıyız.

YORUMLAR