Amaç: Yapısal şiddeti hukuk önünde görünür kılmak
Genel gerekçede, Türkiye’de kadınların özel ve kamusal alanda sistematik erkek şiddetine maruz kaldığı, mevcut meşru savunma tanımının ise bu yapısal şiddeti kapsamadığı vurgulandı. Boz, “Örselenmiş kadın sendromu”nun ceza hukukunda tanınmasıyla, kadınların hayatta kalmak için gerçekleştirdiği özsavunma eylemlerinin fail odaklı değil, mağdur odaklı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Nevin Yıldırım ve Çilem Doğan örnekleri
Teklifte, Türkiye’de daha önce yaşanan Nevin Yıldırım ve Çilem Doğan davalarına atıfta bulunularak, kadınların uzun süreli şiddet geçmişleri ve koruma başvurularına rağmen ağır cezalara çarptırıldığına dikkat çekildi. Anayasa’nın yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan hükümlerine rağmen, kadınların fiiliyatta bu haklardan yararlanamadığı ifade edildi.
Uluslararası yükümlülükler hatırlatıldı
Metinde, Türkiye’nin taraf olduğu CEDAW, AİHS ve İstanbul Sözleşmesi hükümlerine işaret edilerek, devletin hem şiddeti önleme hem de özsavunmaya başvuran kadınları cezalandırmama yükümlülüğü bulunduğu kaydedildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Opuz/Türkiye kararına da atıf yapıldı.
Teklifin öne çıkan düzenlemeleri
TCK 25. maddesine, süreğen şiddet mağduru kadınların belirli koşullardaki özsavunma eylemlerinin meşru savunma sayılacağına dair fıkra eklenmesi.
CMK’ya, geçmiş koruma talepleri, sosyal hizmet raporları, tanık beyanları ve psikolojik değerlendirme raporlarının esaslı delil kabul edileceğine ilişkin madde eklenmesi.
Hâkim ve savcılara toplumsal cinsiyet, şiddet döngüsü ve “örselenmiş kadın sendromu” konularında iki yılda bir yenilenecek zorunlu hizmet içi eğitim verilmesi.
Sümeyye Boz, teklifin kabul edilmesiyle kadınların hem şiddete hem de adaletsizliğe karşı korunacağını ve hukuk sisteminin “cinsiyet körlüğünün” aşılması yönünde önemli bir adım atılacağını söyledi.
İlyas GÜR
Editör
















