Ortadoğu bir kez daha büyük bir hesaplaşmanın eşiğine sürükleniyor. Ancak bu kez mesele yalnızca bölgesel bir gerilim değil. Bu kez sahnede çok daha büyük bir senaryo var. Ve bu senaryoda Türkiye’ye biçilen rol son derece tehlikelidir.
Son günlerde peş peşe servis edilen haberler, füze iddiaları, karşılıklı suçlamalar ve askeri hareketlilik dikkatle incelendiğinde şu gerçek ortaya çıkmaktadır: Türkiye ve Azerbaycan üzerinden İran’a karşı bir savaş zemini oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Bu durum basit bir güvenlik meselesi değildir. Bu, küresel güçlerin Ortadoğu’da yeniden kurmaya çalıştıkları büyük stratejinin bir parçasıdır.
Bugün Türkiye’ye atıldığı iddia edilen füzeler konuşuluyor. Bu füzelerin nasıl ve kim tarafından durdurulduğu anlatılıyor. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Bu senaryonun tamamından kim fayda sağlamaktadır?
Uluslararası siyasette basit bir gerçek vardır: Bir olayın gerçek failini anlamak için çoğu zaman sonuçlarından kimin kazanç sağladığına bakmak yeterlidir.
Bugün Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi halinde bundan en büyük kazancı kim elde edecektir?
Türk milleti bu sorunun cevabını çok iyi bilmektedir.
Ortadoğu’nun sürekli çatışma içinde kalması, bölge ülkelerinin birbirleriyle savaşması ve İslam coğrafyasının parçalanması kimin işine geliyorsa, bu senaryoların mimarı da çoğu zaman aynı merkezlerdir.
Türkiye ise bu oyunda kullanılabilecek en kritik ülkelerden biridir. Çünkü Türkiye güçlü bir ordusu olan, stratejik konumu olan ve bölgesel dengeleri değiştirebilecek kapasiteye sahip bir devlettir.
İşte tam da bu yüzden Türkiye’nin bir savaşın içine çekilmesi bazı küresel güçler açısından son derece cazip bir ihtimal olarak görülmektedir.
Ancak burada açık bir gerçek vardır: Türkiye kimsenin taşeron askeri değildir.
Türk ordusu başka devletlerin çıkarlarını korumak için kurulmuş bir paralı asker gücü değildir.
Türk askeri yalnızca Türk milletinin güvenliği için vardır.
Türkiye’yi İran ile savaştırmak isteyenler aslında Türkiye’yi zayıflatmak isteyenlerdir. Çünkü Türkiye’nin komşularıyla savaşa girmesi demek, bölgenin yıllarca sürecek bir kaosun içine sürüklenmesi demektir.
Böyle bir senaryoda kazanan Türk milleti olmayacaktır.
Türkiye’nin tarihi sorumluluğu savaş çıkarmak değil, savaşları engellemektir.
Türkiye’nin gücü başka ülkelerin planlarında rol almak değil, kendi bağımsız stratejisini belirlemektir.
Bu nedenle Türkiye çok dikkatli olmak zorundadır.
Ortadoğu’da sahneye konulan her senaryonun arkasında görünen aktörler kadar görünmeyen güçlerin de olduğunu unutmamak gerekir.
Türkiye birilerinin yazdığı savaş senaryosunun figüranı olmamalıdır.
Türk milleti bu oyunları geçmişte gördü.
Ve yine görmektedir.
Türkiye’nin kaderi başka başkentlerde yazılamaz.
Türkiye’nin kaderini yalnızca Türk milleti belirler.
