Bazen bir ada, bir kıtadan daha büyük bir gerçeği ortaya çıkarır.
Epstein Adası işte tam olarak budur.
Burası bir tatil adası değildi.
Burası bir “sapıklık üssü”ydü.
Ve asıl mesele, orada ne yaşandığından çok kimlerin dokunulmaz olduğudur.
Çocuklara yönelik en ağır suçların işlendiği, paranın, şantajın ve cinsel istismarın iç içe geçtiği bu karanlık yapı, bize artık şu soruyu sorduruyor:
Bu dünyayı gerçekten kimler yönetiyor?
Cevap rahatsız edici ama açık:
Dünyayı sapıklar yönetiyor.
Kürsülerde demokrasi nutukları atanlar, kameralar önünde insan hakları savunuculuğu yapanlar, perde arkasında insanlığın en aşağılık suçlarına bulaşmış durumda.
Bu bir iddia değil, dosyalarla, tanıklarla, suskunluklarla sabit bir gerçektir.
Peki ne oldu?
Ne mahkemeler işletildi,
ne isimler açıklandı,
ne de gerçek bir hesap soruldu.
Çünkü sistem, kendi pisliğini yargılamaz.
Çünkü bu düzen, ahlakı olanları değil, ahlaksızlığı olanları korur.
Çünkü çocukların çığlığı, çıkar ilişkilerinin gürültüsünde bastırılır.
Bugün hâlâ “komplo” diyerek meseleyi sulandıranlar bilsin:
Asıl komplo, gerçeğin üzerinin örtülmesidir.
Asıl skandal, bu kadar açık bir suç düzeninin normalleştirilmesidir.
Bir dünya düşünün;
çocukların bedenleri üzerinden iktidar inşa ediliyor,
devletler şantajla hizaya sokuluyor,
medya susuyor, yargı susuyor, siyaset susuyor.
Bu suskunluk masum değildir.
Bu suskunluk suç ortaklığıdır.
Epstein Adası bize şunu göstermiştir:
Sorun birkaç “hasta ruhlu” insan değil,
sorun hastalanmış bir küresel sistemdir.
Ya insanlık bu karanlıkla yüzleşecek,
ya da bu düzen, ahlakı olan herkesi ezmeye devam edecek.
Bugün rahatsız olanlar olabilir.
Ama bilinmelidir ki,
gerçekler rahatsız eder,
yalanlar uyuşturur.
Ve bu yazı, uyutmak için değil,
uyandırmak için yazılmıştır.
