Her yıl yaz aylarında kıyı kentlerinde içme ve kullanma suyunda yaşanan yetersizliklerin kısa süreli gündeme gelip unutulduğuna dikkat çeken Meteoroloji Mühendisleri Odası, "Bu sorunlar sadece kuraklıkla açıklanamaz. Altyapı eksikliği, plansız kentleşme, mevsimsel nüfus artışı, endüstriyel faaliyetler ve ekosistem tahribatı gibi çok boyutlu nedenler göz ardı ediliyor" ifadelerine yer verdi.
Tahtalı Barajı Örneği Uyarıyor: Yerleşim Baskısı Su Kaynaklarını Tüketiyor
Açıklamada, İzmir’in içme suyu ihtiyacını karşılayan Tahtalı Barajı örneği üzerinden somut veriler paylaşıldı. 2000-2020 yılları arasında baraj havzasında ağaçlık alanların %19, ekili alanların %30, sulak alan ve kısa bitki örtüsünün ise %40 oranında azaldığı; buna karşılık yerleşim alanlarının %54 arttığı belirtildi. Bu değişimin barajın su tutma kapasitesini ciddi şekilde azalttığı vurgulandı.
2025 Temmuz ayında ölçülen 30,5°C ortalama sıcaklığın ise bölgenin uzun yıllar sıcaklık ortalamasıyla uyumlu olduğu aktarıldı. Bu nedenle yaşanan su sıkıntısının temelinde iklim değişiminden ziyade, aşırı tüketim ve kötü işletme planlaması olduğunun altı çizildi.
“İklimi Suçlamayın, Planlamaya Bakın”
Oda yetkilileri, barajlardan çekilen su miktarının son yıllarda doğal yenilenme kapasitesini aştığını, özellikle 2022 yılından sonra yağışların bu tüketimi karşılayamadığını kaydetti. Açıklamada, “Bu durum bilinmesine rağmen baraj işletme programları değiştirilmiş, ancak alternatif tedbirler alınmamıştır. Su talep baskısı ile yapılan bu değişiklikler plansızlığın sonucudur” denildi.
Küçük Yerleşimler Görünmez, Büyükşehirler Gündemde
Su sorunlarının yalnızca büyükşehirlerde kriz seviyesine ulaşınca gündeme geldiğine değinilen açıklamada, “Oysa küçük yerleşimlerde yaşanan su sıkıntıları zamanında fark edilip çözüme kavuşturulsa, büyük şehirlerdeki krizlerin önüne geçilebilir” ifadeleri kullanıldı.
Havzalar Daraltılıyor, Ekosistem Tehlikede
Türkiye’nin birçok bölgesinde su havzalarının sistematik olarak daraltıldığını, koruma altındaki alanların amacı dışında kullanıldığını belirten Oda, inşaat, maden ve sanayi baskısının su kalitesi ve miktarını tehdit ettiğine dikkat çekti. "Bu sadece bir su krizine değil, aynı zamanda taşkınlara, sel riskine ve ekosistem çöküşlerine zemin hazırlamaktadır" denildi.
Havzalar Arası Su Transferi Tehlikeli Bir Yol
İzmir’de yaşananların Türkiye genelinde yaşanabilecek daha büyük su krizlerinin habercisi olduğunu belirten Oda, havzalar arası su transferi projelerine de eleştiri getirdi: “Bu tür transferler yalnızca enerji maliyetiyle değil, su hakkı ihlalleri ve ekolojik yıkımlarla da sonuçlanır. Hem verici hem alıcı havzaları riske atar.”
“Hiçbir Belediye Bu Sorunu Tek Başına Çözemez”
Sonuç olarak, su krizinin yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağı belirtilen açıklamada, çözümün yalnızca yerel yönetimlere bırakılmaması gerektiği ifade edildi. “İzmir özelindeki sorunlar tüm ülkenin yaşadığı yapısal bir meselenin parçasıdır. Bu mesele ancak ulusal ölçekte, bütünleşik, bilim temelli ve uzun vadeli politikalarla çözülebilir. Lokal ve günübirlik çözümler krizi derinleştirmekten başka işe yaramaz” denildi.
İlyas GÜR
Editör

















