Her şey, Rize’nin bir köyünde yapılan teleferik haberi çekimi sırasında başladı. Çekim esnasında Kalender’in yanına gelen bir vatandaş, yaşadıklarını anlatmak istedi. İlk bakışta sıradan bir röportaj gibi görünen bu sohbet, zamanla derinleşerek dramatik ve etkileyici bir hayat hikâyesine dönüştü. Anlatılanlar, yalnızca bireysel bir yaşam öyküsü değil; aynı zamanda kayıplar, umutlar ve yıllar sonra gerçekleşen beklenmedik karşılaşmaların güçlü bir yansımasıydı.
Hikâyenin merkezinde, eşini kaybettiğini düşünen ve yıllar sonra onunla yeniden karşılaşan bir adamın yaşamı yer alıyor. Bu çarpıcı anlatı, gazetecilik sınırlarını aşarak edebi bir forma büründü. Aytekin Kalender, ismini açıklamadığı bu kişinin hikâyesini yaklaşık iki yıl boyunca detaylı bir şekilde kaleme aldı. Yazım süreci boyunca metin defalarca gözden geçirildi, yeniden düzenlendi ve duygusal derinliği artıracak şekilde işlendi. Editör ve okur geri bildirimleri doğrultusunda son halini alan eser, güçlü anlatımıyla dikkat çekiyor.
Kitap, Karadeniz’in küçük bir köyünden başlayarak Almanya’nın önemli şehirlerinden Frankfurt’a uzanan uzun ve zorlu bir hayat yolculuğunu konu alıyor. Gerçek olaylara dayanan bu anlatı, insan hayatındaki kırılma anlarını, kayıpların yarattığı boşluğu ve kaderin beklenmedik sürprizlerini etkileyici bir dille ele alıyor. Okuyucuya yalnızca bir hikâye sunmakla kalmayan eser, aynı zamanda hayatın içinden güçlü duygusal deneyimler aktarıyor.
Eserin ilk baskısı, Rize’de faaliyet gösteren Önce Kitabevi aracılığıyla okuyuculara sunuldu. Kitabın tanıtımı ise 24-25-26 Nisan tarihlerinde düzenlenecek olan Rize Kitap Fuarı 2026 kapsamında gerçekleştirilecek imza günüyle yapılacak. Yazarın fuar süresince okuyucularla bir araya gelerek kitabını imzalaması ve hikâyenin arka planını paylaşması bekleniyor.
Önümüzdeki günlerde internet satış platformlarında da yer alması planlanan eser, gerçek hayat hikâyelerine ilgi duyan okurlar için dikkat çekici bir seçenek olarak öne çıkıyor. Rize’nin bir köyünde başlayan bu yolculuk, yıllar sonra bir kitaba dönüşerek geniş kitlelere ulaşma yolunda ilerliyor.
Gerçek yaşamdan beslenen bu tür anlatılar, edebiyatın en güçlü damarlarından biri olmayı sürdürüyor. Bir insanın yaşadığı dramatik olayların, başka insanların hayatlarına dokunabilmesi ise bu tür eserlerin değerini bir kez daha gözler önüne seriyor.
İlyas GÜR
Editör

















