Haber: İlyas GÜR
Karaaslan, resmi enflasyon rakamlarının memur ve emeklilerin günlük yaşamda karşı karşıya kaldığı gerçek fiyat artışlarını yansıtmadığını belirterek, “Enflasyon; maaş artışlarının, emekli aylıklarının ve sosyal hakların belirlenmesinde temel ölçüttür. Düşük açıklanan her oran, memur ve emekliler için doğrudan ve kalıcı bir reel gelir kaybı anlamına gelmektedir” dedi.
Enflasyonun yalnızca istatistiki bir veri olmadığını vurgulayan Karaaslan, ücret artışlarından kira sözleşmelerine, sosyal ödemelerden emekli aylıklarına kadar birçok alanda belirleyici olduğuna dikkat çekti. Ölçüm yöntemlerinde ve açıklanan oranlarda yaşanan sapmaların, sabit gelirli kesimler üzerinde ağır ekonomik baskılar oluşturduğunu ifade etti.
Açıklamada özellikle gıda, kira, enerji ve ulaştırma gibi zorunlu harcama kalemlerindeki artışlara dikkat çekilerek, “Memur ve emeklilerin harcama sepetinde büyük yer tutan bu kalemlerdeki fiyat artışları, resmi enflasyon ortalamalarının çok üzerindedir. Bu durum, hissedilen enflasyonun açıklanan rakamların çok üstünde gerçekleşmesine neden olmaktadır” ifadelerine yer verildi.
Mevcut maaş artış sisteminin toplu sözleşme hükümleri ve açıklanan enflasyon farkına dayandığını hatırlatan Karaaslan, enflasyonun düşük açıklanması halinde maaşların eksik artırıldığını ve alım gücünün her dönem biraz daha aşındığını söyledi. Bu tablonun gelir dağılımını bozduğunu ve memur ile emeklileri yoksulluk sınırına yaklaştırdığını belirtti.
Ekonomik göstergelerin açık olduğunu dile getiren Karaaslan, maaş ve aylık artışlarının fiyat artışlarının gerisinde kaldığını, reel gelir kaybının süreklilik kazandığını ve memur ile emeklilerin enflasyona karşı yeterince korunmadığını ifade etti.
Türk Eğitim Sen Rize Şubesi olarak taleplerini sıralayan Karaaslan, enflasyon hesaplamalarında kullanılan mal ve hizmet sepetinin sabit gelirli kesimlerin gerçek harcama yapısına uygun şekilde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Karaaslan ayrıca; memur ve emekli maaş artışlarının yalnızca resmi oranlara değil reel hayat pahalılığına göre belirlenmesini, biriken alım gücü kayıplarının refah payı ve ilave düzenlemelerle telafi edilmesini, enflasyon farkının her ay maaşlara yansıtılmasını ve tüm ek ödemeler ile seyyanen zamların emekliliğe sayılmasını talep etti.
Açıklamasının sonunda Karaaslan, “Ekonomik istikrar, rakamların düşük gösterilmesiyle değil; çalışanların ve emeklilerin gelirlerinin korunmasıyla mümkündür. Memur ve emeklinin emeği, istatistiksel tercihlere feda edilemez” ifadeleriyle kamuoyuna çağrıda bulundu.
İlyas GÜR
Editör
















