Habere Tanık Rize Haberleri, Sondakika Rize haberleri,
HV
31 MAYIS Pazar 23:11

KARAAHMETOĞLU İLE RİZESPOR TARİHİNE YOLCULUK

RİZESPOR
Giriş Tarihi : 31-05-2026 21:58
KARAAHMETOĞLU İLE RİZESPOR TARİHİNE YOLCULUK

 

*Rize’de her taraf yemyeşil iken Rize Atatürk Stadı topraktı

Rize Barosu ve Türkiye Futbol Federasyonun efsane PFDK Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu ile eski defterleri karıştırdık. Ben sordum, o içtenlikle cevap verdi. Ortaya güzel bir söyleşi çıktı.

RİZE’DE BÜTÜN MAÇLAR TEK STATTA OYNANIRDI

Türk futboluna girişiniz ilk olarak futbolcu olarak başlamış. O yılları o zamanki imkanları yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Her çocukta olduğu gibi bizim çocukluğumuz da mahalle aralarında veya bul­duğumuz boş alanlarda futbol oynamakla geçerdi. Altyapımız okul bahçele­rinde geçmişti. O dönemde imkanlar yok denecek kadar azdı ve bugünkü gibi kategorilere ayrılmış takımlar daha başlamamıştı. Genç kategori olarak lise ta­kımları ve Rizespor Genç takımı vardı. Ben Rize Lisesi okul takımında ve aynı zamanda Rizespor Genç ve amatör takımında oynadım. Rizespor kulübünün basketbol takımında da lisanslı bir şekilde oynadım. Rize’de tek bir stad var­dı. Atatürk Stadyumu. Topraktı. Hatta dalga konusu olurdu. Rize’nin duvarları bile yemyeşilken, tek toprak alan Rize Atatürk Stadı denirdi. Toprak kalmasının tek nedeni başta profesyonel takımımız olmak üzere ne kadar amatör ve okul takımları varsa hepsinin aynı sahada antrenman ve maçlar yapmasından kay­naklıydı. Çimin büyümesi veya yaşaması mümkün değildi. Maçlarımızı o statta yapardık. Soyunma odaları yetersizdi. Bazen tribünlerde soyunmak zorunda kalırdık.

DUŞ ALMAK İÇİN İMKâN YOKTU. DENİZDE YIKANIRDIK

Öyle sıcak su da yoktu. Sıcak su şöyle dursun, sular çoğu kez kesikti. Sıcak suyu olmayan, suyu kesik, kış aylarında odun sobasıyla ısıtılan bir tesisti Rize Atatürk Stadyumu’muz. Sular akmadığı için yaz kış fark etmez, çoğu kez denize gidip yıkanırdık. Alt kategorilerde minikler için bir takım yoktu. Yani Rize için eksik bir konuydu. Rize’de eski bir futbolcu da olan Ömer Şahin abimiz bir minikler takımı kurdu. Yaşlarımızın 12-13 civarında olduğu dönemdi. Bizi toplayıp Rizespor’dan aldığı izin ile Rizespor minik takımını oluşturdu. Öyle forma ve malzemelerimiz yoktu. Bizi Kırmızı ve Beyaz olarak iki ayrı takıma ayırdı. Parası olanlar kırmızı fanila almıştı, parası olmayanlar ise evdeki beyaz fanilasını giyiyordu. Ben de Beyaz takımda yerimi almıştım. Maçlarımızı Ri­zespor’un maçlarında devre arasında on beş dakikalık bölümlerde seyircileri eğlendirmek amacı ile maç yapardık. Biz devre arası sahaya çıktığımızda dolu statta ayaklarımız titrerdi. On beş dakikalık sürede topu yarı sahadan diğer yarı sahaya geçirmemiz çok zor olurdu. Top neredeyse yirmi topçu da topun oldu­ğu yere toplanırdık. Rize Atatürk Stadyumu’na ilk kez bu şekilde ayak bastım. Tıklım tıklım seyircilerin önünde maç yapmak çocukluk dönemimde görebi­leceğim hem heyecan verici hem de çok eğlendiğim dönemlerin başında yer almıştır. Daha sonra Beyaz ve Kırmızı takımda oynayan arkadaşlarımın büyük çoğunluğu Rizespor’da futbolcu olarak oynadı. Ben işte Rizespor’un bu minik takımı ile başladığım futbol macerama lise futbol takımı ile devam ettim, sonra Rizespor Genç ve Rizespor amatörde takımında devam ettim. Rize Lisesi futbol takımında oynayanlar Rizespor genç takımında da oynarlardı. Rize Lisesi takı­mı Rizespor altyapısı gibiydi. Futbolcu lisansım dışında o dönemde Rizespor’da basketbol ve voleybol takımlarında lisanslı sporcu olarak da yer alıyordum.

ESNAFSPOR RİZESPOR’UN ALT YAPISIYDI

Rizespor Genç Takımlarından sonra hangi takımlarda oynadınız?

Rizespor maceram o dönem genç takımlardan sorumlu Ahmet Kuvel ile ya­şadığım tartışma nedeni ile sona ermişti. Bu kez yolumu Rize’nin en köklü ve popüler amatör kulüplerinden olan ve yine Rizespor’un altyapısı olarak kabul edilen Esnafspor’da geçirdim. Esnafspor’dan sonra mahalle arkadaşlarımın ve kuzenlerimin de oynadığı Kalegülbaharspor’a geçtim. Ligler başlamadan önce Hukuk Fakültesi’ni kazandığımı öğrendim. Kalegülbahar Kulübü’nde birkaç maç oynadıktan sonra okul için İstanbul’a taşınmak zorunda kaldım ve Rize’de­ki futbolculuk dönemimi bu şekilde bitirdim. O dönemlerde futbolculuk bir meslek olarak görülmüyor ve bugünkü gibi ciddi paralar kazanılmıyordu. Be­nim bir tercih yapmam gerekiyordu. Okul mu yoksa futbol mu? Ben tercihimi okuldan yana kullandım. İstanbul’a taşındıktan sonra da boş durmadım. Bu kez üniversite futbol takımında ve semt takımlarında futbol oynadım. Kısa dönem askerliğimde de Askeri takımda oynadım.

EFSANE KALECİYİ DENEMEDİ BİLE

BENİ TAKDİR EDECEĞİNE İDMANDAN KOVDU

Rizespor Genç takımı idmanından neden kovuldunuz?

Rize’de mahalle aralarında yaptığımız maç ve turnuvalarda oynarken bir kale­ci arkadaşım vardı. Herhangi bir takımda yer almıyordu. Bana, “Ben de genç takımda oynamak istiyorum,” dedi. Hocanın bana kızacağını bilmeden ar­kadaşımla birlikte Rize Atatürk Stadyumu’ndaki antrenmanıma gittik. Arka­daşlarımla birlikte soyunma odasında antrenman kıyafetlerini giyerek sahaya geçtik. Hocamızın gelmesini beklerken sohbet ediyorduk. Hocamın geldiğini görür görmez hemen yanına gittim ve ona, “Süper bir kaleci buldum, kendisi­ni bir deneyin hocam,” dedim. Keşke demez olsaydım. Hocamız İsmail Karaali karakterli, disiplinli ve iyi bir hocaydı. ‘Sen misin habersiz çocuk getiren’ dü­şüncesi ile önce beni antrenmandan kovdu sonra arkadaşımı da deneme gereği görmeden sahadan çıkardı. Gerçekten çok üzülmüştüm. Oysa ki denese hayran kalacaktı. Bir yıl sonra hoca değişikliği oldu. Cevat Öztürk hocamız gelmişti. Her sene Genç takım için yeni seçmeler yapılırdı. Seçmelerde o gün antren­mana alınmayan arkadaşımı bu kez seyrederek beğenmişlerdi. Çok mutlu ol­muştum. İşte o arkadaşım Sinan Yenigün’dü. Sinan Yenigün Rizespor’un efsane kalecilerindendir ve takım kaptanı oldu. Bana göre bugün bile Rize’ye gelmiş geçmiş en başarılı kalecilerden bir tanesidir.

BİZİM ZAMANIMIZDA YÖNETİCİLİK ZORDU

RİZESPOR YÖNETİMİNDEKİ İLK GÖREVİM

Uzun yıllar Rizespor’da yöneticilik yaptınız. O zamanlar yöneticilik yapmak çok mu zordu?

Rizespor’da yöneticilik serüvenim 1988 yılında Şadan Tuzcu başkanlığındaki yönetimle başlayıp, Kadir Çakır başkanlığındaki yönetim kurulu ile sonlandı. Sırası ile Şadan Tuzcu, Şeref Keçeli, Ahmet Akyıldız, Süreyya Turgut, Nejat Ural, Mehmet Cengiz, Ekrem Cengiz ve A. Kadir Çakır başkanlığındaki yöne­tim kurullarında yer aldım. Bilgim dışında yönetimine alındığım Kadir Çakır Başkan’ın yönetiminde bir ay bulunup ve kendisinden müsaade isteyerek çok özel nedenlerden dolayı ayrılmak zorunda kaldım. Yöneticiliğe başladığım dönemlerde bugünkü gibi ciddi paralar ve sponsorlar bulunamıyordu. Bazen iyi destekler bulunuyor ama genelde çok ciddi parasal sıkıntılar yaşanıyordu. Kulüp başkanlarımız, kulübe ekonomik katkı sağlamak amacı ile yaptıkları çalışmalardan çoğu kez elleri boş olarak dönerlerdi. Hatır­ladığım kadarıyla önceleri en büyük gelirlerimiz maç bileti satışı, ÇAYKUR’dan işçiler için ödenen spor aidatları, zar zor girdiğimiz Spor Toto’dan isim hakkı (öyle her hafta spor Toto’ya giremezdik) ve yaptığımız eşya piyangolarından elde ettiğimiz paralardı. Çoğunlukla da altyapılardan seçip beğendiğimiz ve daha sonra satış yaptığımız futbolculardan edindiğimiz transfer gelirleri de iyi bir kalemdi. Büyük masraflardan devamlı kaçınır ve altyapıya büyük önem ve­rirdik. Kulübün yaptığı küçük ödemelerin büyük çoğunluğunu Yönetim Kurulu arkadaşlarımızın ceplerinden topladığımız paralarla yapardık. Verdiğimiz pa­rayı asla geri almazdık.

SİNEKTEN YAĞ ÇIKARIRDIK

KAÇAK GİRİŞİ ÖNLEMEK İÇİN STAD KAPILARINDA NÖBET TUTARDIK

Bir de kulübe gelir getirmek amacıyla reklam tabelaları ihalelerine kavga dövüş girerek Gençlik İl Müdürlüğü’nden alırdık. Aldığımız stat içindeki tüm tabelaları rica minnetle arkadaşlara satıp gelir kalemimizi art­tırırdık. En büyük gelirlerimizin başında maç hasılatı gelirdi. Kaçakları önlemek için tüm yönetici arkadaşlarla birlikte tüm kapılarda nöbetler tutarak kaçak gerişleri minimuma indirmeye çabalardık. Bunu yaparken iki avantajımız söz konusu olurdu. Birincisi daha fazla biletli seyircinin maçları izlemesi sağlamak, ikincisi ise Federasyon temsilcisinin bilet satış sayısı ile maçta bulunan seyirci sayısının aynı olup olmadığını kontrol edip farklılık görmesi durumunda kulü­be ekstra para cezası vermesini engellemek istememizdi. Sinekten yağ çıkarır gibi her türlü gelirden yararlanırdık. Takvim basardık. Sık sık özel hazırlık maç­ları yapıp, çam sakızı çoban armağanı misali ek gelirlere yönelirdik. Sağ olsun esnaflarımız Rizespor olunca asla sesini çıkarmazdı. Biz de bu küçük de olsa yaptığımız faaliyetlerden daha çok esnaf arkadaşlarımızdan destek görürdük. Örneğin, futbol takımımızı deplasmana göndermek için takım otobüsüne ma­zot koyacak paramız olmuyordu. Derler ya yöneticiler katkı yapmaz diye, gö­revde bulunduğumuz süreçte farkında olmadan çok büyük katkılar yapardık. Bunları sezon sonunda toplayınca her bir yöneticinin ne kadar büyük fedakârlık yaptığını görebilirsiniz. Şimdiki gelirleri duyuyorum da, bu gelirlerle neler ya­pılmaz ki? Tabii ki kaynakların kullanılmasını ve harcanmasını bilirseniz? Eğer bu gelirlerle yönetmeyi bilirseniz Rizespor’u her yıl ilk beşe oynatırsınız. Ama nerede? Yönettirmezler.

RİZESPOR’U ATMACA SEMBOLU BENİM HEDİYEMDİR

Birazda hatıralardan söz etsek.

Spor yöneticiliğim sırasında birçok olaya şahit oldum. Yazmamak daha iyidir diye düşünüyorum. Ancak bir konuda da tarihe not düşmek amacı ile katkı sağlamak isterim. Yönetim kurulunda görev yaptığım dönemde basın mensubu arkadaşlarla sohbet ediyordum. Gazeteci sevgili dostum Alihan Telatar bana, “Başkanım neden Rizespor’un bir sembolü yok,” dedi. Ben de “Hadi birlik­te bulalım,” diye cevapladım. Basındaki emektar arkadaşlarımın birçok teklifte bulunmalarına rağmen hiçbirini beğenmedim. Aklıma bir sembol ismi geldi. Arkadaşlar, “Atmaca” ismi nasıl diye sordum. Bence güzel bir semboldü. Ayrıca atmacanın, Rizeliler için bir yaşam tarzı olduğunu söyledim. Atmacanın damar­larımızda dolaşan kan, özgürlüğe uçması ve avını takip etmesi tam aradığımız kriterdi. Atmaca sevdası, Rizeliler açısından karşılıksız bir sevdaydı. Bu görüşü­mü beğendiler ve o gün bugündür Atmaca, Rize’nin sembolü oldu. Bu fikrimi en çok beğenenlerin başında sevgili arkadaşım ve can dostum Selahattin Bakır ve kardeşim Alihan Telatar gelmişti. Diğer emekçi arkadaşlarım da bu öneriyi destekleyerek bugün Rizespor için gururla atmaca ismi hala kullanılmaktadır.

Fatih Sultan KAR / İST

İlyas GÜRİlyas GÜR

Editör

YORUMLAR
Rize Haber Yemek Tarifleri Haber Yazar